Merhabalar Okul Öncesi Forum Resmi Web Sitesi 'Biz BÜYÜK Bir Aileyiz'

Foruma ücretsiz kayıt olarak mesaj gönderebilir, yeni konular oluşturabilir ve diğer üyeler ile etkileşim içine olabilirsiniz.

Müzikaller-Oyunlar-Skeçler

Katılım
3 May 2006
Mesajlar
238
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
53
ANNE, ÇOCUK, BABA

Baba treni sürerek sahneye girer, seyircinin farkına varırmış gibi toparlanır, kapı zilini çalar..

BABA – Da da rat dat dat dara dat dat...
ANNE – (Kapıyı açar) Şrak.
BABA – Nerdesin karıcığım? İki saattir dara dara dat dat.
ANNE – İçerde işim vardı biraz.
BABA – Neyse hadi... E nasılsın bugün.
ANNE – Ay iyiyim de dur şu kapıyı kapatıyım.
BABA – Hadi kapat.
ANNE – Şrak..
BABA – Sen iyisin değil mi yani bugün hiç yorulmadın, sıkılmadın..
ANNE – A, ne diyorsun, iyi olmaz olur muyum.. bütün bulaşık, çamaşır, yemek hepsi bende ayol!
BABA – Uu, selam verdik borçlu çıktık. Ya karıcığım bütün mekanik yardımcıların var daha ne istiyorsun yani?
ANNE – Ama bana mekanik yardımcılar yetmiyo ki canıım..
BABA – A doğru yetmez, sana senin gibi biri lazım (Kadın onaylar) Öyle mi?...... Tamam... ben o zaman onu getireyim, seni göndereyim..(Kadın üzerine yürür) Ayy şey yani dilim sürçtü. İkiniz birlikte çok iyi şeyler yaparsınız. Benim yuvamı yaparsınız. Neyse, canım..
ANNE – Ha canım..
BABA – Bizim bebek burada değil mi?.... Çağırsana şunu bak ne aldım ona!
ANNE – Ayy ne güzel şey bu böyle. Aman aman aman, dur çağırayım... Oğlum, yavrum, gel, gel, bak baban sana ne almıış.
ÇOCUK – Ne almış?
BABA – Haaaa, Cİ!
ÇOCUK – Aaaa
BABA – Nasıl? Bayıldın değil mi köftehor? Ha? Hadi gel.
ANNE – Hadi oynayalım.
ÇOCUK – (Treni eline alır sürmeye başlar) Biiip.
BABA – (Çocuğun eline vurarak) Dıt! Kıracaksın. Kırarsan gözünü patlatırım haaa!
ANNE – Oyna da biraz çocuk öğrensin bari.
BABA – Doğru, doğru, bak da öğren hergele, bak nasıl oynanıyor..... Şimdi bu çuf çuf, düt düt. Biraz sonra istasyonda duruyor tamam mı?
ÇOÇUK – Tamam.
BABA – Daha sonra da attalara gideceeek.. Anladın mı? (Çocuk başını sallar) İyi, güzel..
Dikkat dikkat Anadolu ekspresi birinci perondan hareket etmek üzeredir.
ÇOCUK – (Treni babanın elinden alır) Biiip..
(Baba çocuk gibi ağlamaya başlar)
BABA – Ya, ya banane ya, banane banane banane.... Ühüü, hep böyle yapıyosun yaa...
ANNE – Oğlum, dur be çocuğum! Oyun bozanlık yapma! (Babaya) Gel hadi yavrum gel, hadi ama, gel oynayalım.... (Kızgın) Aaa hadi ama! (Yumuşak) Hadi canım hadi..
BABA – Geliyim değil mi?
ANNE – Gel ayol..
BABA – İyi
ANNE – Hadi
BABA – (Treni alır, çocuğa) Sia!.............Dikkat dikkat Anadolu ekspresi birinci perondan hareket etti, geç kaldınız.. (güler)
ANNE – Ayol, sen şey ol..
BABA – Ne olayım?
ANNE – Genç adam, ben de karısı olayım. Seni uğurlamaya gelmişmişim.
BABA – Şu işe bak yahu, kafan da ne çalışır ha, böyle şeylere, vallahi sen benden çok yaşıyceksin ha. Tamam iyi hadi bakalım. Ben şimdi genç adamım.
ANNE – Ben de genç kadınım.
BABA – Nallahaısmarladık Nalan..
ANNE – Güle güle Muradım..dım..dım
BABA – Nakkını nelal et, ben gidiyorum.
ANNE – Nelal olsun... Nayır!
BABA – Nevet!
ANNE – Nayır!
BABA – Neveet, gitmeliyim.....Nevet!
ANNE – Nayır (Koluna sarılır, çöker)
BABA – Gitmeliyim biliyorsun.
ANNE – Nayır, Muradım..dım..dım.
BABA – Nayır, sana gitmeliyim diyorum.
ANNE – (Ağlamaklı) Nayır!
BABA – Nevet!
ANNE – Nayır!
BABA – Nevet!
ANNE – Nayır!
BABA – Neveeet!
ANNE – Nayır!
BABA – Kalk! Kalk, bak can, sen beri beri hastasısın, nastasın sen, nasta olduğun için de sana nilaç lazım, nilaç için de para!..... Bak, sana bir şey olursa çocuğumuz ne yapar? Zaten o da kazıklı kızamık. Onu kim bakacak, söyler misin bana? Nevet, şimdi ben gidiyorum.
ANNE – Nayıır
BABA – Para bulmaya gidiyorum. Feriköy’deki bor fabrikasını soyacağım.
ANNE – (Ağlamaklı) Nayır
BABA – Nevet. Tek korkum ne biliyor musun Nalan?
ANNE – (Ağlamaklı) Ne?
BABA – Tek korkum, Komser amcam Hulusi Kentmen’le, onun sağ kolu Süheyl Eğriboz’un beni enselemesi. Nevet. Tek korkum bu... Nelveda..
ANNE – Nelveda!
BABA – (Treni çocuğun elinden alır) Ver şu treni çocuk.
ANNE – Nayır! Muradım..dım..dım.
BABA – Gitmeliyim
ANNE – Gitme!
BABA – Nelveda!
ANNE – Nelveda!
BABA – Nakkını nelal et!
ANNE – Nelal olsun!
BABA – Kendine iyi bak..
ANNE – Sen de pencereden bak
BABA – Nolur! Çuf..çuf....çuf....çuf..çuf..çuf... Hangi kapıyı çalsaaam, karşımda buruk acı, sevmek korkulu rüya, yalnızlık büyük acı. Hangi kapıyı çalsam, karşımda buruk acı, karşımda buruk acı, karşımda buruk acı..(Anne ve baba ağlamaya başlarlar, birden kahkahaya dönüşür)
BABA – Harikaydın!
ANNE – Vallahi sen de harikaydın! (Birbirlerine sarılırlar)
ÇOCUK – Anne, baba, sizin ee eeee saatiniz gelmiş, haydi odanıza...
 
Katılım
3 May 2006
Mesajlar
238
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
53
Sayın konuklar,
Bugün bizler burada tutkuyla , coşkuyla , sevinçle ve hüzünle onu birkez daha yaşatacağız.Mustafa Kemal'i anlatmak Türk ulusunu anlatmaktır.Mustafa Kemal'i anlatmak Kurtuluş savaşını anlatmaktır. Yokluklardan gelen bir ulusun doğuşunu ani atmaktır. O'nu anlatmaya dilimizin dönmediği , gücümüzün yetmediği yerde O'nu kendi günlüğünden dinleyip anlayalım.
Yıl 1881 Kiraz mevsimi
Vakit alaca karanlık
Ay batacak , güneş doğmak üzere
Toprak kabardı , gök gerine gerine uyanıyordu
İki katlı kagir evde çifte şamdan yanıyordu
Ve ansızın
O? Sarı, gür bir kadın saçı gibi
Dalga dalga esti rüzgar
Kiraz ağaçları meyve yüklü pıtrak pıtrak
Gün ağardı taze , apak Ve öptü yeni doğanın
Küçük Mustafa'nın parlak ışıklı yüzünü güneş
Yüzyıllar öncesinden
Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size
Ben Mustafa Kemal'im hey!
Ben Mustafa Kemal"im
Selanik
Baba ocağı
Kilise canlarının ezanla karışıp gittiği çocukluk yıllarım
Gür ağaçlı bahçeler
Ve tadına doymadığım kara dut
Daracık sokaklarda kaybolup gittiğimiz liman şehri
Selanik bir büyük liman,
Selanik bir büyük şehir/Suda balık sürüleri gibi :
Gelir gider , gider gelir
Yorgun tembel balıkçıların
Beni uzaklara salacağı martı sesleri
Baharda gürlediği vakit Korkutan
Korktuğu kadar düşündüren gök gürültüleri
Selanik gecelerinde yıldızlar kocaman olurlardı
Ya da ben öyle hatırlıyorum



1
Ne kadar çok , ne kadar parlaktır , bir okadar uzak.
Arkadaşlarım,komşu çocukları, gayri müslim arkadaşlarımız çok olmazdı
Olanlarda bize en yakın yıldız kadar yakın
Oysa,
Yaşadığımız acı tatlı ne varsa
Bu küçücük şehirdeydi.
Geçti dört mevsim dört yaz
Uzun ince parmaklarımda
Mahalle mektebinde diz çöküp ,
İlahilerle başladı okula

Bir sabah beyaz bir entari giydirildi bana
Sırmalı bir sarık elimde yaldızlı bir dal
Annem dua etti.
Ben de babamın ve hoca efendinin elini öpüp okula gönderildim.
Beyaz kemerli loş bir oda
Rahlede bir kuran
Hoca keramım anlatmaya başladı.
Anlayamadığım bir dilden okuyup , dizlerimin üstünde yazmaya çalışıyordum.

Kemiklerim sızlardı , ayakta yazmak istemezdim
Hoca tek sesiyle emrederdi
Otur
"Ama böyle yazmak zor oluyor , dizlerim acıyor deyince ,
Bana karşımı geliyorsun , dedi.
Ben de evet dedim.
Sonra babam beni başka okula gönderdi.
Şemsi Efendinin özel laik okuluna.
Burası daha iç açıcıydı.Yan yana sıralar daha aydınlık
Üstelik artık dizlerim acımıyor
Babamın işleri bozulunca , dayımın köyüne Langazaya gittik.
Çiftlik hayatı başladı.
Bir tarlada öğrenmişti vatan bekçiliğini
Kargaları kovalaya kovalaya Mustafa
Yel eser gün vurur akşamlara dek Kavrulur yanardı elleri ekinlerin ortasında
Yüzyıllar öncesinden
Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size
Ben Mustafa Kemal'im hey Ben Mustafa Kemal" im





2



Orada okul yoktu , sıkılıyordum.Köydeki müslüman hocadan ders alıyordum.
Sonra da köyün papazından , ama Rumca'yı sevmiyordum.
Teyzemin yanına Selanik'e gönderildim.
Arapça öğretmeni kaymak Hafızdan hayatımın ilk dayağını yedim.Bu bana çok dokundu. Çocuksu sorularıma dahi cevap veremiyecek kadar cahil , aciz koskoca bir adamdan dayak yiyordum.
Bir gün komşumuzun oğlu Ahmet, bizi ziyarete geldi. Askeri okuldaydı.
Pırıl pırıl tertemiz üniforması, anlamlı bakışı, kendinden emin konuşması.
İşte o gün ben de o üniformanın içine girmiştim sanki.
Annem olmaz dedi.
Osmanlının askeri demek bitmez tükenmez sürgünler , savaşlar demektir.
Kıyamam sana.
Ama nafile gizlice okulu kazanmıştım.
Anacığımın elini öptüm , hakkını helal etti.
Yeni okulumu arkadaşlarımı seviyordum.Başarılıydım.
Matematik öğretmenimiz senin de benim de adımız Mustafa dedi .
Gel bir de yanına Kemal adını koyalım.Bundan sona senin adın Mustafa Kemal olsun.
Orta okuldan sonra , yatılı olarak Manastır Askeri Lisesine başladım . Manastır Makedonya'nın can damarıydı , sınır bölgesiydi.
Bulgar , Arnavut, Yunan çetelerinin cirit attığı bir yer. Etrafımda nelerin olup bittiğini anlamak istiyordum.
Sonra Ömer'le arkadaş olduk.
Tatil günleri istasyona gider , askerleri seyrederdik.
Oradan da Yonya'ya.(Yonya bir liman gazinosuydu)
Orada birşeyler içer saatlerce tartışırdık.
Ali Fethi ile tanıştıktan sonra ufkum daha da genişledi.
O bana siyasetin ne olduğunu anlattı.
Jan Jak Ruse , Volterî, Mantesküi'yi anlattı.
| Volter , Rober Piyer ,1789 ihtilali , halk , ulus , özgürlük , gerçekler.
|Ve yaşamın sınırları . kafam karmakarışıktı.
Gökte ay üşür
Dışarıda gece üşür
Düşmanca kol gezer bıçak sırtı bir ayaz
Mustafa Kemal üşümez
Düşünür.
Bir gün Ömer'le tren istasyonunda dervişlere rastlamıştık.
Ve garda da. bir sürü yabancı yolcu.
Dervişler,ellerinde sivri külahları
Bol cüpbeleri kendilerinden geçmiş , bağırıp çağırıyorlardı.
Nara atıyorlar , kimileri de düşüp bayılıyorlardı.
3





Şöyle bir baktım.Utandım.
Gözlerimi kapadım.Cennetin anahtarını satan papazla, muska satan yobaz
Ve nara atıp kendinden geçen , sözüm ona dervişler.
İşte dedim kendi kendime.
Dünyayı bu hale sokan sizlersiniz.
Artık düşünüyordum, öğrenmek istiyordum.

Düşlerim beni aştıkça , yeniden öğrenmeliyim.
İçimdeki büyük aşkın ne olduğunu artık iyice anlıyordum.
Okul bitince...
İstanbul'a Harbiye'ye gidecektik düşlerimizi gerçekleştirmeye.
İnsanlığa aşıksın sen Sönmeyen tek ışıksın sen Kurtuluş ve özgürlüğe
Bir evrensel bekçisin sen
İstanbul
Daha ilk bakışta ortaçağı anımsattı bana
Sanki insanlar hala yüzyıllar öncesi gibi yaşıyordu ,
Kara çarşaflı, peçeli hayaletler gibi, karanlık basmadan evlerine koşuşan
kadınlar
Asma çardakların gölgesinde
Günde beş vakit ezan sesiyle kımıldayan çehreler.
Haliç'in ötesinde ölü bir görüntüden ibaret kalan Türk mahalleleri
Ve şaşkın değişmez sessizliğe uyuyorlardı.
Oysa Beyoğlu , Pera ve baş döndürücü sokakları sonunda liman...
Şık faytonlar , mağazalar , tiyatrolar , müzikaller.Bambaşka sosyal bir çevre.
Vergi vermeyenler sırtını kapitülasyonlara dayamış
Merkezi hükümete önem vermeksizin bir bambaşka İstanbul.
Osmanlıların üstündeki yabancı baskısı o derece şiddetliydi ki
Sanki Türkler kendi vatanlarında esir
Yabancılar efendiydiler.

Düşman devletler Osmanlı Devletine Maddeten ve manen tecavüz halinde
Karar vermişler onu yok etmeye , bölüşmeye
Padişah ve halife olan kişi de
Düşünmüyor hayatını ve rahatını
Kurtarmaktan başka çare.
Artık Fransızca gazeteleri okuyabiliyordum.
Bazı kitaplar yasaktı.Bunları geceleri okurdum.
Namık Kemal'i , Volter , Robes Piyer'i şimdi daha iyi anlıyordum.

4


Önce Napolyon’a hayrandım.
Felsefi görüşlerim iyice şekillenince , ondan pek hoşlanmadım.
Demek ki devrimler karşı devrimleri getirebilirdi.
1789'un saflığı ve temizliği ve Napolyon'un emperyalizmi.
O gün arkadaşlarla bir komite kurduk.
El yazısıyla gazete çıkarmaya karar verdik.
Gazete sarayın kulağına gidince yakalandık.
Ama okul müdürü devrimci bir adamdı.Kurtulduk.
Belki de bir iç güdü.
Kurmay okulunun ilk sınıfında hepimizden bir araştırma , yazısı istemişti.
Araştırma yazısını okuyan öğretmenim gözlerime baktı.
Zaten dedi, senden de bu beklenir.
Araştırmanın adı:Başkente karşı Anadolu isyan hareketlerinin Gerilla taktikleri.
Sonra yine yakalandık.
Bildiri dağıtıyorduk üstelik okul bitmiş daha yeni yüzbaşı olmuştum.
Tutuklu kaldığım süre içinde yazıyordum.
Şiir yazıyordum.
Devrim taslakları yazıyordum. Sonra kıta hizmeti adına İstanbul dışına sürüldüm , Şam'a
Yıl 1905
Mustafa Kemal şimdi yüzbaşı
Yıldızlar İçinde yıldız;yücelmiş daha başı
Dışarıda bıçak sırtı bir ayaz
Gökte yıldız ve ay üşür
Mustafa Kemal üşümez
Vatanını ve ulusunu düşünür
Peki dedim , öyle olsun. Bizde gider çölde bile yeni bir devlet kurarız.
Zamanla binlerce gerçeğin değil, tek bir gerçeğin olduğunu anladık.
Ne işimiz vardı Arabistan çöllerinde.
Hepimizi baskı altında toplamaya çalışan softaların , yobazların içinde , ne işimiz vardı. ( YEMEN TÜRKÜSÜ)
iyice anlamıştım ki ,
Müslüman olmayanların cennetin bütün nimetlerinden yararlandıkları ,
Müslümanların ise cehennem azabı çektikleri bir yerdi.
Osmanlı İmparatorluğu.
Sende-de dünyalar devirenlerin
Ayakta tutmayan darbesi vardı;
Zamanı yakından çevirenlerin
Zincire vurulmaz hür sesi vardı
5




İhtilalin nasıl, neresinden başlamalıydı.
Vatandan uzak Arap illerinde...
Arkadaşlardan kopuk.
Makedonya'ya gitmeliydim.
Bu işin can damarı arada atıyordu.
Bir müddet sakin kalıp , Selanik'teki Genel Kurmaya atanmalıydım.
Ve atandım.
İhtilalin çekirdeği bazen de kendince oluşuyordu.
Kendini devrimci ihtilalci sayanlar vardı
Bir elinde kılıç , bir elinde din kitapları, devrim üzerine yemin ederler.
Değişmesi gereken bir düzen için ,değişmeyecek kurallar üstüne yemin edebilir miydi?
Ama ihtilal kadrosu yavaş yavaş tamamlanıyordu.
Biz reformcu değildik,
Biz siyasal yapıyı değiştirmek istiyorduk
Egemenlik kavramını değiştirmek istiyorduk.

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir
Dinsel kuvvetler ise bunun tam tersiydi.
Kökten dinciler gücünü tartışmadan değil
Baskıdan , düşünce özgürlüğünden değil
Kayıtsız şartsız itaattan alıyorlardı.
Üstelik kör itaat
İnsan zekası ve uygar olabilmek
Evrenin sınırlarını çözmeye çalışmak,
Bilim teknik ve hür düşünce yerine kör itaat
Bizi bu hale sokan karanlık , cehalet değil miydi?
Yola çıkarken kavşak noktalarında düşüncelerimiz saydamlaşıyordu
Arkadaşların çoğu müslümanlıktan din olarak değil
Siyasal bir güç olarak bahsediyorlardı
Yobazlar , gericiler, tutucular
Müslümanlığın yüz karasıydı.
Ve bu cehalet sürdükçe mahvolup gidecektik
Bazı arkadaşlar din yerine ırk kavramını uygun görüyorlardı.
Ama sis dağıldıkça çoğunlukta devrim çekirdeğinde anlaşıyorduk
Başlık kendi kendine çıkıyordu
TÜRK DEVRİMİ!
Hangi devrim tek başına yapılabilirdi.
Devrim kimin için yapılabilirdi
Üstelik başlayınca durmak dinlenmek yoktu artık

6



Esirler, mazlumlar için sende
En içli şairin bir kalbi vardı
Harise , zalime karşı çehrende
Bir korkunç devrimci gazabı vardı

Yanıbaşımızda bir ihtilal daha vardı.
Sovyet ihtilali.
Bu devrim hareketi daha başında bir panislavizm hareketine dönüşüyordu.
Oysa,
Uygarlık ister istemez evrensel boyutlara gidiyordu.
Artık uygarlık değil , dünya uygarlıklarının temelleri bize yakışırdı.
Siyasi görüşlerim asker kişiliğimle bağdaşamaz hale gelmişti.
Yavaş yavaş kızağa alınıyordum.
Önce Trablusgarb'a göderdiler.
Kaybedilmiş bir cephenin yeniden kurtarılması için
Ama karşımda ümmetinden bile bıkmış
Şeyhler, aşiretler , kabileler , tarikatlar
Savaşmak için hiçbir nedeni olmayan
Kaybedilecek hiçbir şeyi kalmamış topluluklar
Trablus macerası ve Balkan Savaşı sonrası
Ömrümün çoğunun geçtiği Selanik bile elden çıkmıştı
İstanbul Hükümeti hayalperest insanların elindeydi
Acı ama gerçek bu
Uyarıyordum. Ama iktidar olma hırsı
Onlar için her şeyden öndeydi.
Bitsin bu gaflet uykusu
Padişahtan hayır yok artık bize
Geldi düşmanın önünde dize
Yalan söylüyor size
Alalım herşeyi göze , dönelim öze
Çıkaralım vatanımızı karanlık geceden
Işıl ışıl bir gündüze
Terfi edilmiştim.
Yeni bir görev gerekiyordu
Ve usulca sürgüne yollandım
Sofya'da Ateşe Milliterliğine
Sofya'da hayat güzel geçiyordu
Fransızcamı ilerletmiştim
Ne de olsa davetli sürgün hayatı.
Diplomatik misyonların davetleri.
Ziyafetler , açılışlar akşam yemekleri...
Memleketim için ne gerekiyorsa burada yapmaya çalışıyordum

7



Arkadaşımla yazışmayı hiç aksatmadım
Zaman bizim zamanımızı bekliyordu.
Bir gün Sofya'nın müzikli bir çay bahçesinde,
Birden yanı başıma bir Bulgar köylüsü geldi.

Garson onunla ilgilenmekten hoşlanmadı.
Köylü Bulgaristan benim çalışmamla yaşatılıyor,
Bulgaristan benim tüfeğimle korunuyor.
Verin çayımı, pastamı ; parasını vereyim"
Bende köylüden yana çıktım.
"Benimde köylüm böyle olmalı"dedim.
İşte böyle olmalı.
Milletin efendisi köylüdür.
Dimitrina , General Ratsov'un kızıydı,
Onunla sık sık beraber olmak durumundaydık.
Babası Bulgar müdafa vekiliydi.
Davet eder , her seferinde giderdim.
Konuşurduk.
Konu dönüp dolaşıp siyasete gelince "Kadın erkek eşitliği"derdim.
Dimitrina da seçme hakkı seçilme hakkı.
Kadınların her türlü özgürlüğü olmalı
Dimitrina da"Bu Avrupa'da bile yok Mustafa , Türkiye'de ne zaman olur"
Çok yakında derdim çok yakında
Kadınlar yeniden doğuracaklar kendilerini
Ey Türk kadını.
Daha Avrupa'da yokken
Sen kazandın
Seçme Seçilme hakkını.
Türk kadını,Atatürkçülükten ödün vermez
Büyük savaşa az kalmıştı
Doğru gibi görünen askeri taktikler
Aslında siyasi senaryoların tam tesiri gösteriyordu.
Almanya savaşa girerse ve kazanırsa,
Türkiye onun uydusu olacak.
Kaybederse bizde paramparça olacağız
Saltanat, yutan demek.
Saltanat bu ülkeyi
Düşmana satan demek
Ölmez Türk Milletin
Her an aldatan demek 8

Sofya'da kalmak ,
Her şeyden uzak kalmak istemiyordum
Beni artık tanıyorlardı
Onlar için tehlikeliydim
Uzak cephelerde beni oyalamak istiyorlardı
Hatta yanıma üç alay alıp,
Hindistan'ı Müslümanlık adına zaptetmem istenmişti
Üç alay asker , ben ve Hindistan
Hep hayal, hep hayal ....
Yeni bir görev istedim. .
İstanbul'da olmak istiyordum.
Beni uzakta tutmak için 19.Kolorduya,
Gelibolu'ya gönderdiler
Aslında bu paha biçilmez bir fırsattı
Bende gittim (ÇANAKKALE MARŞI)
Üstümüze bütün gücüyle dayanmış
Koskoca bir emperyalist ordu.
Gemiyle tam karşımızda . Çanakkale'de!
Üstelik iyi hazırlanmış kusursuz bir savaş planı
Öğün ey Çanakkale , cihan durdukça öğün
Ömründe göstermedin,bin düşmana bir düğün
Sen bir büyük milletin savaşa girdiği gün
Başına,yüz milletin birden üşüştüğü yersin
Komuta bizde değildi.
Bir Alman Paşası vatanımızı koruyacak
Kimin adına diyordum , kimin adına
Emperyalistler, emperyalistlerle savaşacaktı
Yine bizim topraklarımızda
Yine bizim canımızla oynanan
Bir ölüm kalım savaşı
İşin başında yanlışlığı görmüştüm
Uyardım ama dinletemedim
Çözülüyorduk.
Sonunda bütün cephenin komutanlığını bana verdiler ister istemez
Anlayamadıkları bir güç karşısında ölüyorduk,
Öldürüyorduk.
Ama kazanıyorduk . Kazanıyorduk


9




İşte yıllar önce şahlanmış yamaca
Alaca karanlıkta çıkan çarpmış başım
Şarapneller ölümden bir kucak aça aça
Bu diyarın taramış ,toprağını, taşını

Dörtgün dörtgece
Uykusuz dörtgün dörtgece
Tarihin en kanlı savaşı
Bu savaş biterken
O tertemiz Anadolu çocukları
Neden ve niçin öldüklerini artık anlamışlardı
Ben size taaruz emretmiyorum ; ölmeyi emrediyorum
Başka da çaresi yoktu
O günden sonra
İçimdeki son kuşkularda yok olup gitti
Artık yepyeni bir dünya
Yepyeni bir vatan
Yepyeni bir millet doğacaktı.
Düşmanın direnci azalmış
Ve bir müddet sonrada çekip gitmişti
Ama yorgunduk
Sıtma nöbetleri içindeydim
Üstelik burada da fazla işim kalmamıştı
Tevfik doktor olarak Gelibolu'daydı
Çok hastasın dedi:
Gidelim Tevfiık gidelim , İstanbul'a gidelim.
Libya , Mısır , Filistin , Suriye , tüm Arap illeri
Müslümanlık adına alınmış topraklar
Ulus olamamış ümmetlerin . toplulukların hepsi
Şimdi Fransızdan , İngilizden , İtalyandan memnun gibiler
Bulgar , Yunan , Sırp ulus olmak istiyor
Turan illeri şimdiden sosyalizm adına zaptedilmiş
Yabancı bir devletin koruculuğunu , kolaycılığını istemek insanlık
niteliklerinden yoksunluğu ,güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka
bir şey değildi.
Tarih mi yanlış yazıyor,
Yoksa biz mi şaşırdık
O gece Şişli’deki evde İsmet'le buluştuk.
Merhabalasırken gözleri parlıyordu bütün ihtilalciler gibi
10

l
Anadolu haritasını çıkardım
Hemen cebinden bir pergel çıkardı. "İsmet" dedim.
Anadolu'ya gidiş için en iyi yol sence hangisi?
Demek karar verdin dedi.
Haritaya baktı baktı;
Bir sürü yol var , bir sürüde yer
Sonra sordu "Peki ne zaman?"
Zamanı geldi İsmet
Hazır ol, artık gidiyoruz.
Atatürk'üm eğilmiş vatan haritasına
Görmedim tunç yüzünde böyle geceler
Tutsak yaşamak , baş kaldırmamak en büyük ardır.
Gelin el ele verelim , düşmana haddini bildirelim
Başka yolumuz kalmamıştı. Anlatıyorduk , Anlamıyorlardı.
Yaylılar gelip geçiyordu güneyden
Örtük kara perdeler sallanıyordu Utanıyordu Anadolu'dan gelip geçen Milletin yüreği kan ağlıyordu.
Darbe yapmak fazla bir değişiklik getirmeyecekti.
İstanbul'un içinde çürüyüp gidecekti
Geleceğimin Mustafa'sı Kemal"le anlaşmıştı
Tek yolumuz bağımsızlık
Bütün mazlum insanlar , uluslar er geç bağımsızlığına kavuşacaklar ;
Güneşin doğudan doğduğu gibi bundan eminim.
15 gün sonra ,
Bandırma vapurunun güvertesinde o fırtınalı ünde....
.Göz göze geldik.
Hepsinin içinde aynı heyecan , aynı sabırsızlık

Bir gemi yanaştı Samsun'a sabaha karşı
Selam durdu kayığı , çapan , takası
Selam durdu tayfası
Samsun limanına bu gemiden atılan
Demir değil
Sarılan anayurda
Kemal Paşa'nın kollarıydı.
Sonra Erzurum
11


Bir selam gibi gitti Erzurum'a
Bin selam gibi geldi Sivas'a Erzurum'dan
Dağlar alçaldı yol vermeye
Temizlendi iklimden karından
Aksilikler bizi bırakmadı.
Arabamız bozulunca bizde baharın tüm güzellikleri içinde yürüdük
Her molada bir mısra
Her yürüyüşte bir mısra daha
Bu benim ilk güftemdi (GENÇLİK MARŞI)
Yola çıkarken apotlerimi koparmıştım
Artık rütbesiz bir er bile değildim
Emir komuta zincirinin ne olduğunu Askerler iyi bilir
Artık halktan biriydim
Tek gücüm ihtilalci olmamdı.
Boynumuzda idam fermanı bulunan bir ihtilalci
Boz kalpağım hele bir çıkarsın Mustafa Kemal
Altın saçları pırıl pırıl dalgalansın rüzgarda
O Mustafa Kemal ki
Rütbesiz , nişansız dimdik ayakta.
Bütün evraklar yazışmalar resmi olarak yaverimdeydi
Ama o da istifa ettiğine göre
"Ben" dedi bu evrakları şimdi size veremem ne olacak?
Bunu hiç düşünmemiştim.
Ertesi gün odaya Kara Bekir Paşa geldi.
İki adım uzakta topuklarından gelen bir selam verdi.
Ve böylece devam etti
"Komutanda bulunan herkesin size saygılarını arz ediyoruz.
İhtilalin doğal komutanı sizsiniz.
Emrinizdeyiz."
Kucaklaştık. Öyle ulu kişi ki , öyle kahraman ki
Vardığınızı sanırsınız
O uzak.
Kısa zamanda parlak başarılar elde edebilirdik Sınırlan genişletmek istemiyordum
Ulusal sınırlar içinde
Sağlıklı bir devlet kurarak
Benden sonrada sağlam kalacak .
Siyasi bir sistem bırakmalıydım
Misakı Milli
12

Vatan
Sen büyüksün...
Sen güzel
Bu can feda olsun senin' yolunda
Varlık içinde yok sana bir bedel
Hilal sağ yanında, ,
Yıldız solunda.
Arkadaşlarla bazen tartışırdık
Bazıları eski sınırlara kovuşmak isterlerdi
Hatta daha ötesine
Oysa ben sömürgeciliğin , yayılmacılığın hüsranla sona ereceğini biliyordum. Amaçlarıma adım adım gitmeliydim.
Halkıma ters gelecek düşünceleri defalarca düşünmeliydim
Danışmalıydım.
Ama karar verince de asla geri dönmemeliydim.
Yürüdük biraz güç , biraz huzur
Yolumuzda diken yerine süngüler
Bir meclis kuruldu Sivas şehrinde,
Alın yazımız yazıldı.
Yine başımızda Mustafa Kemal .
Erzurum'a varınca ilk hedefim kongreyi toplamaktı,
Bu Anadolu ihtilalin ilk meclisi olacaktı.
Ateş orada yakılacaktı.
Düşman ilerliyordu üstümüze her yandan
Her gün yeni bir parça sökülüyordu vatandan
Onlar ilerledikçe , derdi Gazi Kumandan
Düşmanı boğacağım yurdumun kucağında

Sabahlara kadar çalışırdık.
Herşeyi adım adım planlamak gerekiyordu.
Günlükleri yazmaktan yorulunca Mazhar'a yazdırdım Sigaramın acı nefesi , tatlı hayalleri gerçekleştirecekti
Bu sırları şimdilik sakla ve yaz...

Padişah ve hanedan yok olacak.
Ve Cumhurivet kurulacak
Yaz
Fes kalkacak, uygar milletler gibi şapka olacak,
Bazen bunlar fazla hayal değil mi? Dedi
Yaz derdim devam et
13


Latin harfleri olacak
Yaz
Kadınlara özgürlük , seçme ve seçilme hakkı
Seneler sonra ikimizde yazdıklarımızı unutmamıştık
Şapka devrimini gerçekleştirdiğimizde
Benim de , Mazhar'ında , Diyanet İşleri başkanında birer şapka vardı.
Göz göze gelmiştik.
Mazhar demiştim.
Kaçıncı sayfada kaldık.
Hesap vakti gelmişti.
Tarih alışkanlığından vaz geçecek Kimsiz , kimliksiz kalanlar
Şimdi kendi yazgılarını yazacaklar
'
Ne ezen olmalıydı ne ezilen
Her ulus kendi bağımsızlığını kendi yaratacak

Siz bu işleri başkaları adına yapmaya kalkarsanız.
İşte biz buna emperyalizm deriz
Oysa biz emperyalizmi kahretmeye geliyoruz
Hakimiyet milletindir dediğimde acaba ne anlıyorlardı
Ama anlayacaklardı ,
Savaştıkça anlayacaklardı Kazandıkça anlayacaklardı
Bir gün ressamlar
Kahramanlık yüzünü kaybederlerse
Gitsinler , Yıldırım'ın resmini yapsınlar
Aksak Timur şimdi yaşasaydı
Belki de aynı şeyi yapacaktı
Su gencecik çocuklara bak!
Yeni Zellandalı . Avusturalyalı Anzak ve Yunan için anlamsız bir savaşın garip mezar taşlan değiller mi?
İşte şimdi bizden öğrenecekler
Özgürlüğün ne olduğunu ,
Bağımsızlığın ne olduğunu
İçleri rahat
Yanı başımızdaki mezarlarda...
Daha ilk meclis açılırken
Oradakilerin çoğunun ulus kavramı yoktu.
Padişah , Hilafet, Ümmet
Bundan başka
Kişiliği olmayanlarda bir özgürlük savası nasıl kazanılacaktı.
14


Diyelim ki kazandık.
Bu savaş kimin adına kazanılacak
Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir."
Ben Mustafa Kemal'in annesi
Ezan sesi gibi özlem içimde Mustafa'm Afrika çöllerinde Mustafa'm Anafartalarda Mustafa'm Anadolu'da

Ana kalbi işte
Düşündüklerimi ve arkadaşlarımı tanıdıkça
Başıma bir şeyler gelecek korkusuyla Anacığım
Pamuk elleriyle okşamıştı beni.
"Mustafa'm" dedi.
Korkuyorum.
Padişaha karşı mı geleceksin?
Gün nasıl doğacaksa,
Sen beni nasıl doğurdunsa anacığım
Güneşe bak
Doğudan doğacak güneşe bak
Gün nasıl ağarıp gelecekse,
Nasıl ki rüzgar bulut olacaksa Buluta yağmur el değecekse Yağmura toprak can verecekse Güneşe bak doğacak güneşe bak.
Ne din , ne ırk,
Sen ben yok,
Ne dün ne bugün
Yarın yok

Sonra ateş , sonra kan , sonra ihaneti gördük İhaneti ateşle yakıp , aydınlatıp
Korku korkudan kaçıp
Ressamlar bizim resmimizi yaptılar
Gencecik; Yeni Zellandalı, Anzak, Avusturalyalı Koyun koyuna bağımsızlığı bizden öğrendiler
Güneşe bak
Doğudan doğacak güneşe bak
Gün nasıl ağarıp gelecekse
15









Nasıl ki rüzgar bulut olacaksa Buluta yağmur el değecekse/ Yağmura toprak can verecekse Güneye bak
Doğudan doğacak güneşe bak Ne din, ne ırk
Sen yok ben yok
Ne dün ne bugün
Yarın yok
" Doğudan doğdu güneş
İlk defa karanlık korktu
İhaneti ateşle yakıp aydınlattık
İnsanlar bilinçlendikçe kişiliklerini ister
Milletler de öyleydi
Kabiliyetlerini keşfetmek ,zengin olmak isterler
Bu zenginlik başkalarının açlığı pahasına olursa
İşte o zaman iş değişir.
Eninde sonunda hesabı sorulur
Gerçek bir devrimcinin amacı
Egemenlik kayıtsız ve şartsız uluta olmasını sağlamaktır
Tam bağımsızlık , dünya milletleriyle kardeş olmak demektir.
Irk esasına dayanan düşünce unsurları
İnsanlık ailesine üvey evlat yetiştirmek demektir ; Bilinçlenen bir toplum demokrasiden korkmaz ;
Halkını cahil bırakan insan eninde sonunda kaybolur.
Fakirliği paylaşmakla . zenginliği paylaşmak ayrı ayrı şeylerdir.
Sosyal devlet emeğin ve geniş halk kitlenin sefahı demektir.
Bunu kaideleri bellidir.
Ne üç beş kişi parasıyla dünyayı değiştirebilmeli
Ne de devlet zalim olmalıdır.

Cumhuriyet özgürlük , insanca varlık yolu Atatürk'ün çizdiği çağdaş uygarlık yolu
İnsan zekası ve kültürü;
Soyut ve somut kavramıyla bir bütündür.
Sanata , bilime söylediğin türküye ekmek kadar acıkıyorsan
Ne mutlu sana

16





Barış zeka ürünüdür
Savaş olmayanlara aittir
Eğer uğruna savaşacak bir şeyin varsa
Olsa olsa özgürlüğündür , bağımsızlığındır.
Ellerimiz bağlanmış , biz inliyorken yastan
Tıpkı yanardağ gibi , görünmüştün Sivas'tan Dedin ki: "Türkün alnı layık değil karaya" ; Bir avuç el toplayıp , yerleştin Ankara'ya Herkes duydu halaskar sesini uzak , yakın... Başladı , tarihlerde görülmemiş bir akın Düşmanların eridi eridi karşımda dizi dizi... Bir asırda bir doğan , ey yüce namlı GAZİ
Zaman akıp gidecekti
Hiçbir şeyi tabulaştırma
Tabulara karşı koy
Büyük devrimlere gereğin kalmayacak kadar
Devrimci kal yeter
Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa
Artık millet olmuştur.
Sakın kurtarıcı bekleme;
Yoksa sana karşı vazifemi yapamadım sayarım.
Anafartalarda Mustafa Kemal'din
Kurtuluş savaşında Gazi Kemal
Laik Türkiye Cumhuriyetini kurarken Kemal Atatürk oldun
Yaşarken önderimizdin
Yokluğunda ışığımız





DÜŞMANLARA GEÇİT YOK ATAM
 
Katılım
3 May 2006
Mesajlar
238
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
53
MEVSİMLER

İLKBAHAR(yeşil renk kıyafet)

Ben ilkbahar kızıyım
Mevsimler yıldızıyım
Çiçekler bende açar
Ayazlar benden kaçar
Havam güzel ufukta
Vücutlara sağlıktır
Aylarım mart ve nisan
Mayıs gelir sonradan
Ben ilkbahar kızıyım
Mevsimler yıldızıyım


YAZ(mavi veya kırmızı desenli kıyafet)

Beni adım güzel yaz
Bensiz mevsimler olmaz
Denizi ısıtırım
Güzeldir suyum kırım
Pamuk gibi göklerim
Zümrüt gibidir yerim
Harmanlar altın gibi
Üzümler baygın gibi
Hazirandır ilk ayım
Sonrasını sayayım
Temmuz ağustos güzel
Harmanıma sende gel


SONBAHAR(sarı kıyafet)

Bana sonbahar derler
Üzümü bende yerler
Ayva elma cevizi
Asarlar dizi dizi
Portakal mandalina
Bir tat vermez mi sana
Eylül ekim bir gelin
Ayları iyi bilin
Kasımın yağmuru çok
Başka marifeti yok


KIŞ(beyaz kıyafet)

Ben beyazlar kızıyım
Kar kışın yıldızıyım
Dağlar bembeyaz olur
Bazende ayaz olur
Gecem gündüzüm benim
Yine sevinçli benim
Aralık ocak şubat
Haydi sende karlar at
Yap karlardan bir adam
Misafir gel bir akşam






AYLAR

Ocak
Şu ilk ocak ayında yeni yılımz başlar
Sekiz yaş dokuz olur on olur dokuz yaşlar
Toprak ana örtülür baştan başa karlarla
Çam örtülü tepeler uğuldaşır rüzgarlarla

Şubat
Şubatta oynayalım bir kartopu oyunu
Kurt böyle havalarda arar kuzu koyunu
Kızaklar sürelim buz tutmuş tepelerden
Kahkahamız yükselsin dağlardan tepelerden

Mart
Martın armağanıda kardan sonra bir yağmur
Soğuk rüzgar yollarda kahkahalar savurur
Ninem diyorki aldanma mart kapıdan baktırır
Öyle soğuk yaparki kazma kürek yaktırır

Nisan
Şu nisan ayınada hele bakınız biraz
Güzel çiçeklerine bir dakika doyulmaz
Karanfil sümbül fulya binbir çiçek ismi say
Çocukların bayramı 23 nisan bu ay.

Mayıs
Mayıs kiraz ayıdır arılar oğul verir
Erik çağla kayısı badem ağızda erir
Kırlangıçlar leylekler sürü sürü havada
Kuzucuklar koşuşur zümrüt gibi ovada

Haziran
Haziran gülleriyle ateşiyle ne hoştur
Sınıfı geçtiysen babana müjde koştur
Karnemiz elimizde yüzümüz gülüyor bak
Belli sınıf geçtiğimiz üç ay oyun bize hak

Temmuz
Şu temmuz sıcağıda ne yakıyor insanı
Denizin gökyüzüne yükseliyor dumanı
Sular ılık plajlar çocuklara gel diyor
Yaz yine sallanarak yolda gelip gidiyor

Ağustos
Otuz ağustos yaşa işte zafer bayramı
Millet şenlik yapıyor geldi erler bayramı
Geçit resminde millet göğsünü kabartıyor
Tayyare bayramı bu sevincimiz artıyor

Eylül
Bir yemiş ayı elması armutu var
Bağlarından toplanır iri yeşil salkımlar
Üzümü ne de boldur ne hoş al pehlivan
Avcılar ava çıkar vurur kuşu tavşanı

Ekim
Gelen ekim ayıdır ders başladı okulda Çocuklar sıra sıra okula gider yolda
Boy ölçüsü alınır ölçülür ağırlıklar
Dışarıda yavaş yavaş inilder serin rüzgar



Kasım
Bu gelende kasımdır içimiz yandı bu ay
Bu ayı Türk çocuğu kalbi yakan bir ay say
Büyük önder ATATÜRK bu ay yumdu gözünü
Bu ayda söyledi millete son sözünü

Aralık
Kışı getirdi yine
Ninem başladı tatlı masal hikayesine
Sobamız çıtır çıtır neşeyi kavurur
Bir yıl sona eriyor tipi kar savuruyor




Arkadaşlar mevsim ve aylara aksesuar olarak taç veya kurdelalara boncukla işleterek mevsim ve ayları yazabilirsiniz.
Mevsimler şarkısını kullanarak hem şiirli hem müzikli ront şeklinde oynatabilirsiniz.
 
Katılım
3 May 2006
Mesajlar
238
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
53
SKEÇ-1: AT HIRSIZI

HASAN : Hayrola Rüstem, üzgün görünüyorsun, ne oldu?
RÜSTEM : Ben üzülmeyeyim de kim üzülsün Hasan?
HASAN : Hele anlat bakalım seni bu kadar perişan eden olay neymiş, merak ettim yahu!
RÜSTEM : Bütün paramı verip bir at almıştım.
HASAN : Ee, at öldü mü yoksa?
RÜSTEM : Ölse teselli olacak bir yanı var?
HASAN : Ne oldu peki?
RÜSTEM : Dün gece ahıra bir hırsız girip atımı çalmış.
HASAN : Yapma yaa... İnan ki çok üzüldüm. İnşallah bulursun atını.
RÜSTEM : Pek sanmıyorum bulabileceğimi ama hayırlısı neyse o olsun. Ne diyelim.
HASAN : Benim acele bir işim var, gitmek zorundayım. Hadi kal sağlıcakla...
RÜSTEM : Yolun açık olsun Hasan.
HIRSIZ : Lanet hayvan yürüsene be!
RÜSTEM : Aman Allah´ım rüya mı görüyorum yoksa! Bu at benim atım yahu! Hey, heey, bu benim atım!
HIRSIZ : Yanlışın var Beyim. Bu at yıllardan beri benimdir.
RÜSTEM : Madem ki bu at yıllardan beri senin, o halde söyle bakalım, bu atın hangi gözü kör?
HIRSIZ : Hangi gözü mü kör? Bunu bilmeyecek ne var, tabi ki sol gözü kör.
RÜSTEM : Bilemedin.
HIRSIZ : Pardon pordon, ben sağ gözü diyecektim, yanıldım. Evet evet, sağ gözü kör bu atm.
RÜSTEM : Sen sadece hırsız değil ayrıca beceriksiz bir yalancısın da.
HIRSIZ : Niye?
RÜSTEM : Bu atın iki gözü de sapasağlam çünkü! Ver atımı...


SKEÇ-2: BEN SENİN YAŞINDAYKEN...

BABA : Oğlum gel bakalım buraya!
ÇOCUK : Buyur baba!
BABA : Bu hafta yapılan sınavda kaçıncı oldun?
ÇOCUK : 25. oldum baba.
BABA : Ama nasıl olur! Daha geçen hafta 21. idin. Nasıl dört sıra birden geriledin? Tembel herif.
ÇOCUK : Ne yapayım baba? Sınıfa dört tane yeni öğrenci daha geldi. Dolayısıyla 21.likten, 25. liğe geriledim. Hem bana kızmaya senin hakkın yok.
BABA : Bak şu bacaksıza! Bu kadar tembel olacaksın ve benim sana kızmaya hakkım olmayacak, öyle mi?
ÇOCUK : Tabii... Demek ki mükemmel bir çocuk dünyaya getirememişsiniz. El alem öyle çocuk yapıyor ki! Hepsi süper zeka.
BABA : Kızdırma beni alırım ayağımın altına bak. Sınıfta kalmış abuk subuk, aptal saptal konuşuyor.
ÇOCUK : Niye kızıyorsun baba? Sınıfta kaldıysak ne olmuş! Daha iyi ya!
BABA : Neresi iyi bunun?
ÇOCUK : Sürekli maddi sıkıntıdan bahsediyordun, düşünsene yeni sınıf için yeni kitaplar almak zorunda kalacaktın. Şimdi buna gerek kalmadı. Aynı kitapları yeniden kullanacağım.
BABA : Yahu şu karneye bak.Bütün dersler bir, bir, bir.... Allah aşkına bir tane bile iki yok. Yuh sana, nasıl becerdin bunu?
ÇOCUK : Hepsi bir mi, emin misin baba?
BABA : Bir de utanmadan şaşırma numarası yapıyor. Utan, utan! Al da kendi gözlerinle bir daha bak karneye.
ÇOCUK : Allah, Allah! Ver bakalım şu karneyi. Hepsi bir olmamalıydı...
BABA : Şunun söylediğine bak. Doğru hepsi bir olmamalıydı. Sıfır olmalıydı.Bir sene boyunca yattın tabi... Bir bile fazla sana. Ben senin yaşındayken sınıfın en iyisiydim. Karnemde bütün notlarım "5" idi, "5"....
ÇOCUK : Yapma baba. Bu benim karnem değil. Dün bu karneyi tavan arasında buldum. Senin karnen bu. Neee! Benim karnem mi? Hadi canım...Ver bakiiimL.Aaa! Sahi ya... Eee... Şeeey yani. Diyecektim ki!..
ÇOCUK : Demek bütün notların beşti haa... İşte bak bu da benim karnem. İtiraf et baba, ben senden daha çalışkanım.
BABA : Tamam, tamam anladık, para istiyorsun. Söyle ne kadar vereyim?
ÇOCUK : Şeey! Ne desem bilmem ki! 500 yeter. Ama şimdilik...
BABA :Ne 400 mü? 300 neyine yetmez? Al şu 200´ü 100´ ünü geri getir.
ÇOCUK : Ama baba...
BABA : Aması maması yok. Al şunu! Dur bakim, senin eline ne oldu böyle?
ÇOCUK : Önemli değil baba
BABA : Nasıl önemli değil oğlum? Avuçların kıpkırmızı olmuş. Ne oldu?
ÇOCUK : Öğretmen dövdü.
BABA : Öğretmen mi dövdü? Hangi çağdayız? Dağ başı mı burası? Ben ona sorarım.
ÇOCUK : Dur, dur! Dur baba. Tabiki burası dağ başı değil. Ama galiba kabahat bendeydi.
BABA : Niye, ne oldu ki?
ÇOCUK : Arkadaşım öğretmenin sandalyesine raptiye koymuştu.
BABA : Raptiye koyan arkadaşınsa seni niye dövdü? Onu dövseydi ya!
ÇOCUK : Asıl olay ondan sonra.
BABA : Nasıl yani?
ÇOCUK : Ben de öğretmen raptiyenin üzerine oturmasın diye, tam oturacağı sırada sandalyeyi çektim. Hooop! Gümm! Tabiki...
BABA : Hak etmişsin. Bu gün okulda ne yaptınız?
ÇOCUK : Bu gün okulda dinamit yaptık.
BABA : Peki yarın ne yapacaksınız okulda?
ÇOCUK : Hangi okulda? Dinamit yaptık yaptık diyorum, okul falan kalmadı ortada.




SKEÇ-3: BİR GARİP DAVA
MUHAFIZ :padişahım üç adam geldi. Bir davaları varmış. Huzurunuza çıkmak istiyorlar.
PADİŞAH :Gelsinler bakalım.
MUHAFIZ : Geçin bakalım şöyle. Padişahımız sizi bekliyor.
PADİŞAH :Hoşgeldiniz ağalar. Anlatın bakalım derdinizi.
SAKALLI :Efendim biz üç arkadaştık. Üçümüz beraber bir iş yaptık. Ve iyice bir para kazandık. Birbirimize de hiç güvenmiyorduk.
PADİŞAH :Ee...
PALABIYIK: “Paramızı hepimizin güveneceği birine verelim” dedik ve bu arkadaşa teslim ettik.
PADİŞAH : Sonra ne oldu peki?
SAKALLI : Parayı bu arkadaşa emanet ederken « üçümüz birlikte gelmedikçe parayı hiçbirimize verme » diye sıkı sıkı tembih ettik.
PALABIYIK: Tembih etmemize rağmen emanete ihanet etti bu adam.
SAKALLI :Evet ihanet etti. Parayı tek başına gelen diğer arkadaşımıza verdiğini söylüyor.
PADİŞAH : Doğru mu söylüyor bunlar efendi?
KESE : Doğru efendim ama eksik anlattılar.
PADİŞAH :Nasıl yani?
KESE :Evet, bunlar bana bir kese para bıraktılar. „Üçümüz birlikte gelmedikçe parayı hiçbirimize verme.“ dediler.
PADİŞAH :E niye verdin o zaman paraları diğer adama?
KESE :Ama padişahım, henüz elli adım bile gitmemişlerdi ki içerden biri geri geldi ve paraları istedi. Bu ikisine uzaktan bağırdım. “Bakın bu arkadaşa veriyorum.” dedim.
PADİŞAH : Bunlar ne yaptı peki?
KESE :Vallahi ikiside kafa sallayıp “Tamam ver” dediler.
PADİŞAH :Siz söyleyin bakalım, bu beyefendi doğru mu söylüyor?
SAKALLI :Valla padişahım, keseyi emanet edip gidiyorduk ki şimdi burada olmayan arkadaşımız aniden durdu. “Akşam yiyeceğimiz yemeğin parasını alalım.” dedi. Biz de “yemek parası al gel, bekliyoruz dedik..” Meğer adam tüm parayı almış.
PADİŞAH : Demek arkadaşınız parayı alıp kaçmış ha?
PALABIYIK :Evet ama bu emanetçiye “Biz üçümüz birlikte gelmezsek, hiçbirimize parayı verme” demiştik. O da kabul etmişti.Vermeseydi. Versin bizim paramızı...
PADİŞAH :Ne diyorsun efendi? Adamlar paralarını istiyorlar.
KESE : Doğru, paralarını vermem gerekiyor ama anlaşmaya bağlı kalıyorum ben. Bu yüzden şu an paralarını vermem.
PADİŞAH :Ne demek o?
KESE :Şu demek padişahım. Anlaşmaya göre, bunlara parayı vermem için üçünün birlikte gelmesi gerekiyordu. Getirsinler diğer arkadaşlarını da vereyim paralarını!
PADİŞAH :Doğru. Hadi bakayım, getirin üçüncü arkadaşınızı, alın paranızı!Bir daha da güvenmediğiniz insanlarla iş yapmayın.





SKEÇ-4: GERÇEK ZENGİNLİK SAĞLIKTIR
ÖĞRETMEN :Çocuklaar! Piknik sona erdi. Hava kararmak üzere... Toparlanın okula yetişmeniz lazım.
ALİ :Biz hazırız öğretmenim.
ÖĞRETMEN :Haydi bakalım, geldiğimiz yoldan geriye dönüyoruz...
VELİ :Öğretmenim şuraya bakın! Ne kadar güzel bir köşk burası...
ÖĞRETMEN :Aaa! Gerçekteeen! Harika bir ev bu! Kimin acaba çocuklar?
CAN :Bilmem.... Ama keşke bu evin sahibinin oğlu olsaydım...
ÖĞRETMEN :Niye?
CAN :Niye mi? Baksanıza, boğaz manzaralı, yem yeşil bahçesi olan olağanüstü bir ev bu.
Kimbilir içinde neler neler vardır.
ÖĞRETMEN :Eğer sen bu evin sahibinin oğlu olsaydın neler yapardın?
CAN : Sizleri evime davet ederdim.
ALİ : Öğretmenim ne olur şu evin bahçesine bir girelim.
ÖĞRETMEN :Niye, ama geç kalıyoruz çocuklar.
VELİ :Ne olur öğretmenim! Hemen geri çıkarız.
ÖĞRETMEN : İzinsiz olmaz. Bir bakalım kim var içeride?
ALİ : Öğretmenim bakın orada bir kadın var.
ÖĞRETMEN :Evet gördüm. Heey! Bakar mısınız?
BAKICI :Buyrun, ne istemiştiniz?
ÖĞRETMEN :Şeey! Ben öğretmenim. Bunlarda Gümüş İlköğretim Okulu öğrencileri. Sınıfça buraya
pikniğe gelmiştik. Dönerken bu köşkü gördük. Kime ait olduğunu merak ettik. Bu köşk
kimin acaba?
BAKICI :Bu köşk ülkemizin en zengin insanına ait.
CAN : Öğretmenim orada bir çocuk var. Tekerlekli sandalyede oturuyor.
BAKICI :Bir dakika onu buraya getireyim.
ALİ : Aa! Çocuk hasta galiba.
BAKICI :Bu çocuk da bu köşkün sahibinin oğlu. Gördüğünüz gibi tekerlekli sandalyeye mahkum.
Bende onun bakıcısıyım.
ÖĞRETMEN :Yaa! Demek bu çocuk bu köşkün sahibinin oğlu ha.. Çocuklar! Az önce "Keşke bu
köşkün sahibinin oğlu olsaydım." diyen kimdi?
CAN :Şey bendim öğretmenim...
ÖĞRETMEN :Şimdi ne düşünüyorsun?
CAN :Şeey, ne diyeceğimi bilemiyorum...
ÖĞRETMEN :Bakın çocuklar zenginlik sandığınız gibi mal ve varlık yönünden herşeye sahip olmak
değildir. Gerçek zenginlik gönülle olur. Eğer gönlünüz huzur doluysa siz dünyanın en
zengin insanısınız demektir.
ALİ :Nasıl yani öğretmenim.
VELİ : Gönlün huzur dolu olması ne demek öğretmenim.
CAN : Gerçek zenginlik nedir öğretmenim?
ÖĞRETMEN : Çocuklar, sizler hepiniz aslında milyardersiniz. Örneğin sen çocuğum, sana 100 milyar
verseler gözlerini satarmısın?
ALİ .-Hayır, kesinlikle satmam. Gözlerim olmadıktan sonra parayı ne yapayım?
ÖĞRETMEN :Ya kalbini 100 milyara satar mısın?
ALİ :Olur mu öğretmenim? Kalbim olmazsa ben nasıl yaşarım?
ÖĞRETMEN :peki sana 500 milyar verseler bir ayağını satar mıydm?
VELİ :Hayır...
ÖĞRETMEN :peki 500 milyara bir kolunu satar mısın?
YELİ :Hayır...
ÖĞRETMEN : Gördüğünüz gibi hiç biriniz milyarlarca paraya rağmen bir organınızı bile satmıyorsunuz. Demek ki bu organlarınızın değeri çok çok fazla. Örneğin çok çok zengin olan bir insan ölmek üzereyken, birazcık daha yaşamak için, bütün servetini vermeye razı olur. Yani anlıyacağınız önemli olan sağlıktır. Sağlık ve huzur! Nice insanlar vardır ki, servet içinde yüzüyorlar, ama mutsuzlar!
CAN :Teşekkür ediyorum öğretmenim. Bana gerçek zenginliğin ne olduğunu gösterdiniz.
Demek ki ben çok çok zengin bir insanmışım.
(Cengiz Tan - Yürek Hikayeleri´nden Uyarlanmıştır.)





SKEÇ-5: GÜLSÜM'ÜN KISMETİ
BABA : Biliyor musun Hanım, Gülsüm’e ne çıktı?
ANNE : Piyango mu çıktı yoksa bey?
BABA : Onun gibi bir şey, bil bakalım.
ANNE : Kısbet mi çıktı?
BABA : Pehlivan mı bu? Ne kısbeti? Kısmet demek istedin herhalde.
ANNE : He ya, tam onu diyecektim.
BABA : Aferin sana, evet ondan çıktı.
ANNE : Peki kim?
BABA : Kim kim?
ANNE : Herif, kısmet kim?
BABA : Kısmet de kim?
ANNE : Ayol, Gülsüm´e çıkan kısmet kim?
BABA : Düşünüyorum, sen de düşün.
ANNE__ : Olur.
GÜLSÜM : Ana, baba, ne oluyor burada?
ANNE : Ne bağırıyorsun kız! Otur sen de düşün.
GÜLSÜM : Oluur.
BABA : Yahu Hanım, ne düşünüyoruz biz?
ANNE : Gülsüm´e çıkan kısmetin adını...
GÜLSÜM : Nee! Bana kısmet mi çıktı?
BABA : He ya...
GÜLSÜM : Ne duruyorsunuz öyleyse, verin gitsin.
BABA : Kime vereceğiz kız?
GÜLSÜM : İsteyen adama...
BABA : O kim? îşte onu düşünüyoruz.
GÜLSÜM : Baba, beni kim istedi?
BABA : Karşı köyden biri.
ANNE : Herif, madem biliyordun neden söylemedin?
BABA : Ne düşünüyorduk demin biz?
ANNE : Gülsüm´ün kısmetini düşünüyorduk!
BABA : Hay Allah ben de ne düşünüyoruz diye düşünüyordum.
GÜLSÜM : Peki kim bu adam baba?
BABA : Çiftçi. Seni de şehzade istemez ya...
GÜLSÜM : Nerede görmüş beni?
BABA : Görmemiş ki...
ANNE : Bey, bu nasıl iş? Kızı görmeden mi alacak bu adam?
BABA : Görmeden olur mu kadın? Görecek tabi.
ANNE : Ne zaman?
BABA : Nerdeyse gelir.
GÜLSÜM : Amanın! Ana kız, hemen ortalığı toparlayalım.
BABA : Kapı çalınıyor, kim o?
DÜNÜR : Benim, haber yollamıştım. Aldınız mıydı?
BABA : Haber bu, kaybolur mu? Aldık tabi.
ANNE : Gülsüm! Gel kız buraya!
GÜLSÜM : Süsleniyorum ayol, herif gelip beni böyle mi görsün?
BABA : Şeey, bizim kızımız biraz şeydir...
ANNE : Akılsız...
DÜNÜR : Aman efendim, akıllı kadın daha tehlikeli olur.
BABA : Zaten ben hiç akıllı kadın görmedim.
GÜLSÜM : İşte geldim. Deminden beri ne bağırıp duruyorsunuz yahu? Bu da kim?
BABA : İşte, bu kısmetin...
DÜNÜR : Adım İsmet.
ANNE : Kızım hele bi sor. Kısmet efendi ne içmek ister?
GÜLSÜM : Ne içecek! Şıra tabii.
DÜNÜR : Neden?
GÜLSÜM : Bizim şıramız iyi de ondan. Aptal değilsen şıra içersin.
BABA : Kusura bakma oğul bizim kız kıt akıllıdır.
DÜNÜR : Aman aman, böylesi daha iyi.
GÜLSÜM : Anaaaa, anaaaaa, üüüüüüüüü,üüüüü...
ANNE : Ne oldu kız? Niye ağlıyorsun?
GÜLSÜM : Ağlarım tabi.
ANNE : Kız, kocaya gidiyorum diye ağlanır mı?
GÜLSÜM : Ona ağlamıyorum. Şu baltaya ağlıyorum.
ANNE : Baltanın nesine ağlıyorsun?
GÜLSÜM : Ben evlenince çocuğum olmayacak mı?
ANNE_ : Olacaak!
GÜLSÜM : Çocuk buraya şıra olmaya gelmiyecek mi?
ANNE_ :Geleceek!
GÜLSÜM : O balta yavrumun kafasına düşerse ya...
ANNE : Essahtan kuz. Vah benim torunum. Vay talihsiz yavrum!
BABA : Nooluyor orada be!
ANNE : Beey, bey yetiş!
BABA . :Noldu?
ANNE : Bu balta ilerde torunumuzun kafasına düşerse nolur halimizİ bir düşünsene...
BABA : Amanın, bunu ben hiç düşünmemiştim yahu. Vay torunum/
DÜNÜR : Yahu sabahtan beri sizi dinliyorum oradan. Çok safsınız ha...
BABA : Vay yavrum, oy torunum, ooy!
DÜNÜR : Yahu kesin şu ağlamayı. Bakın baltayı aldım oradan. Artık çocuğunuza bir şey olmaz.
BABA : Vaay, ne kadar akıllıymış bu kısmet yav! Allah razı olsun evladım.
DÜNÜR : Bakın, ben Gülsüm´ü akıllı değil diye alacaktım ama, dünyanın en aptal kızıyla da evlenemem.
GÜLSÜM : Ana, ana, almayacak bu adam beni!
DÜNÜR : Belki en aptal değildir. Bunu öğreneceğim.
BABA : Nereden öğreneceksin?
DÜNÜR : Şimdi yola düşeceğim. Eğer kızınızdan daha aptal birini görürsem gelir kızınızla
evlenirim. Beni beklesin.
BABA : Zaten kim alır ki onu? Mecbur bekleyecek.
GÜLSÜM : Benden aptal insan yoktur dünyada. Bulamaz. Evlenemiyeceğim.
DÜNÜR : Sözüm söz. Hadi hoşça kalın
BABA : Merak etme kızım, buralar aptal doludur. Döner alır seni.
- sahnenin önünde
DÜNÜR : Kolay gelsin hemşerim!
ÇOBAN : Kolaysa başına gelsin. Anamdan emdiğim süt burnumdan geldi.
DÜNÜR : Ne yapmaya çalışıyorsun?
ÇOBAN : Eşeği yukarı, ağaca çıkaracağım.
DÜNÜR : Zor bir iş ama, eşek ağaçta ne yapacak?
ÇOBAN : Görmüyor musun, hayvanın karnı aç. Hadi aslanım, çık yukarı.
DÜNÜR : İyi de eşek ağaçta ne yapacak?
ÇOBAN : Manzara seyredecek! Tövbe yarabbi! Karnını doyuracak karnını!
DÜNÜR : Yani ağaca karnını doyurmak için mi çıkacak?
ÇOBAN : Len git işine! Sorgu meleği misin sen?
DÜNÜR : Kızma, sahiden merak ettim.
ÇOBAN : Ağaçta ne var?
DÜNÜR : Yapraak...
ÇOBAN : Haa, demek kör değilsin. Ya kör olmalıydın ya aptal. Demek ki kör değilsin.
DÜNÜR : Eşek ağaçta ne yapacak?
ÇOBAN : Len hemşerim, "hayvan aç" diyorum.
DÜNÜR : Haa, anladım. Çıkarıp onları yedireceksin.
ÇOBAN : Afferin sana.
DÜNÜR : Ama şöyle yapsan, dalı tutup aşağı çeksen öyle yedirsen daha kolay olmaz mı?
ÇOBAN : Vaay canına!...
DÜNÜR :Yaa!...
ÇOBAN : Yahu sen sandığım gibi aptal değilmişsin be.
DÜNÜR : Sana bu kadarı yeter. Hadi eyvallah.
ÇOBAN : Uğurlar ola!
sahnede --------------
GÜLSÜM : Hoş geldiniz. Bak geçen gün şıranı içmemiştin. Sakladım. îç.
DÜNÜR : Yani sen üç gündür elinde bardakla beni mi bekledin?
GÜLSÜM : Ne var bunda? Başka işim mi var ki?...
DÜNÜR : Ya hiç gelmeseydim?
GÜLSÜM : Babam "mutlaka geri döner" dedi. Benden daha aptal insan çokmuş. Söyle bakalım beni alacak mısın?
DÜNÜR : Alacağım Gülsüm
GÜLSÜM : Yaşasın, demek benden aptallar da var şu dünyada. Ne gördün, anlatsana. DÜNÜR : Bir adam gördüm. Aç olan eşeği zorla ağaca çıkarmaya çalışıyordu. Eşek ağaca çıkınca oradaki dalları yiyecekmiş. Zavallı hayvanı itip duruyordu.
GÜLSÜM : Hah hah hah ha! Aptal adam. Eşek öyle itmeyle ağaca çıkar mı? Önce kendi ağaca çıkıp, sonra iple eşeği yukarı çekseydi ya!.
(Halk Hikayeleri´nden Uyarlanmıştır.)





SKEÇ-6: GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR.

HULUSİ :Allah´ım bu ne sıkıcı bir hayat böyle! Her günüm adeta zehir, her akşamım cehennem gibi geçiyor. Ben artık dayanamayacağım. Bunca yıl çalışıp didindim, elde avuçta bir şey yok. Hala yamalı elbiselerle dolaşıyorum. Çorabımın ucu delik, gömleğimin düğmeleri yok. Allah´ım ölmek istiyorum artık!
CEVDET -.Hayırlı sabahlar amca!
HULUSİ :Böyle hayırlı sabah mı olur be adam?
CEVDET :Niye, hayrola ne oldu? Canını sıkan olay nedir?
HULUSİ :Şu kılığıma kıyafetime bir bak. Dilenci gibiyim. Fakirlik beni kahrediyor. Çoraplarım bile yamalı, delik deşik
CEVDET :Üzüldüğün şeye bak! Haline şükretsene yahu. Bak benim ayaklarıma, çorapları bırak, ayaklarımda ayakkabım bile yok. Ama senin gibi halimden şikayetçi değilim.
HULUSİ :peki niye mutlusun?
CEVDET :Ben halime şükrederim.
HULUSİ : Şükredecek neyin var ki, baksana bir ayakkabın bile yok.
CEVDET :Bak beyim şu gelen adamı görüyormusun? O benim kardeşimdir. Bak onun ayakkabıları değil, ayakkabı giyecek ayakları bile yok. En azından benim ayaklarım var. Ya ben de onun gibi olsaydım. Bu yüzden Allah´a şükrediyorum. Çünkü kardeşim gibi sürünerek yaşamıyorum.
ŞEHMUZ-.Merhaba Abi!
CEVDET :Merhaba kardeşim. Hoş geldin.
ŞEHMUZ :Hoşbulduk abi. Ne o, arkadaşınla tanıştırmayacak mısın?
HULUSİ :Şeey ben Hulusi. Duvar ustasıyım.
ŞEHMUZ :Memnun oldum. Ben Şehmuz. Ben de şu gördüğün tartı aletiyle geçinip gidiyorum işte.
Kazancım az-maz ama buna da şükür. Kimseye muhtaç olmadan yaşamam için yetiyor. HULUSİ :Halinden memnun musun yani?
ŞEHMUZ: Niye memnun olmayacakmışım ki? Bak elim, kolum tutuyor. Ayaklarımdan başka bir eksiğim yok ki. Gerçi ayaklarım da olsaydı daha iyi olurdu ama, ne yaparsın işte kader. Trafik kazasında kaybettim onları. Yaşadığıma şükrediyorum.
HULUSİ :Yahu hala şükredecek neyin kalmış ki.
ŞEHMUZ :Aaa, öyle deme. İnsan şükretmek için hep daha aşağıdakilere bakmalı. Bak, bak, bak. Bizim Cemal de geliyor. Kör Cemal derler ona. Gözlerini daha 6 yaşındayken kaybetmiş. Anlıyacağm dünyası kapkaranlık. En azından benim dünyam aydınlık. Ya onun yerinde olsaydım.
HULUSİ :pes doğrusu!
ŞEHMUZ :Heey Cemal, bu taraftayız! Direğe dikkat et. Gel, gel de seni yeni arkadaşla tanıştırayım. CEMAL :Merhaba.
HULUSİ :Hoşgeldiniz, ben Hulusi.
CEMAL :Ben de Cemal. Kör Cemal derler bana. Üzülürüm öyle demelerine ama ne yaparsın, körüz işte. Adamlar haklı. Ama ben mi seçtim ki kör olmayı? Ben de istemez miydim dünyayı doyasıya seyretmeyi. Kuşları, böcekleri, insanları izlemeyi. Kimbilir şuradaki çiçekler ne kadar güzeldir. Öyle değil mi?
HULUSİ :Eee, evet gerçekten o çiçekler çok güzel ama nasıl farkettiniz o çiçekleri.?
CEMAL :İnsan sadece gözleriyle görmez dünyayı Hulusi bey. İşte ben bunun için halime şükrediyorum ya. Dokunabiliyorum, tadabiliyorum ve en önemlisi koku alabiliyorum. Orada çiçek olduğunu kokusundan anladım. Sahi sen farketmemiş miydin onları?
HULUSİ :Şeey, yani siz deyince farkına vardım tabi.
CEMAL : Yazık, çok yazık. Oysa Allah o güzelliği sizin gözleriniz için yaratmıştır. Siz gözleriniz sapasağlam olmasına rağmen farkedemiyorsanız hayattan nasıl lezzet alıyorsunuz peki?
HULUSİ :Be, be, ben evet ben mutsuz biriyim. En azından az öncesine kadar mutsuz biriydim. Mutsuz oluşumun sebebini fakirlik sanıyordum, oysa mutsuzluğumun sebebi kör olmammış. CEMAL : Bakın beyefendi, kimse görmeyi bilmeyen kadar kör olamaz. Doğru, benim gözlerim görmez ama mantığımın gözleri çok keskindir. Asla, keskin sirke olup da küpüme zarar vermem. Ve halime şükrederim.
HULUSİ :Sen de mi haline şükrediyorsun, niye?
CEMAL :Niyesi var mı? Ya yatalak hasta olsaydım. Felçli olsaydım. Yoo, öyle bile olsam mutlu olmak için bir sebep bulurdum. Şimdi halime bir kere daha şükrediyorum. Çünkü ya sizin gibi olsaydım. O zaman benim halim ne olurdu? Bakar kör ve mutsuz biri.
CEVDET :Hulusi Bey, siz ağlıyorsunuz!
HULUSİ :Evet dostlarım, ağlıyorum. Bırakın ağlıyayım. Taşlaşmış kalbimin hamuru göz yaşlarımla yıkanıp yumuşar belki. Sizler bana mutluluğu öğrettiniz. Ne olur aranıza beni de alın.
ŞEHMUZ :O nasıl söz Hulusi Bey, biz kimiz ki seni de aramıza alalım?
CEMAL :Evet, biz üç garibanız sadece. Hergün bu parka gelir, bu banka oturur sohbet ederiz. Bundan sonra sen de gel. Daha mutlu oluruz.
HULUSİ :Evet dostlarım, daha mutlu oluruz, bizden daha mutlusu da olmaz hatta. Sizleri çok seviyorum.






SKEÇ-7: KAYBOLAN SİLAH

PAŞA :FirdevsBacı!
FİRDEVS BACI : Buyrun efendim.
PAŞA : Herkese söyle,saat 10´da salonda hazır bulunsunlar!
FİRDEVS BACI :Başüstüne efendim.
PAŞA . : Unutma çok önemli!
FİRDEVS BACI : Unutmam efendim.
(Ev halkı gelir)
PAŞA : Oturun, ayakta kalmayın.Şimdi beni iyi dinleyin. Hepimiz bir tabancam olduğunu bilirsiniz. Her zaman çekmecemde durur.
EV HALKI : Biliyoruz Paşa Hazretleri!
PAŞA : Bu sabah tütün tabakamı almak istediğimde tabancam yerinde yoktu.Ev boş kalmadığına göre ve hırsız giremiyeceğine göre mutlaka biriniz aldınız.
EV HALKİ : Estağfirullah paşa hazretleri!
PAŞA : Susun! Bu evden ve sizden ben sorumluyum. Bir cahillik etmenizden korkuyorum.Ben sağ oldukça kimse kılınıza bile dokunamaz.Allah büyüktür.Bu günler de geçer.Karanlık gecelerin sabahı yakındır.
EV HALKI : İnşallah paşa hazretleri!
PAŞA : Zeynel Çavuş sen mi aldın?
ZEYNEL ÇVŞ. : Paşam, eski bir asker olarak hemen belirteyim ki, eğer tabancayı ben almış olsaydım, hiç çekinmeden söylerdim.
PAŞA :Ya sen Firdevs bacı, sakın sen almış olmayasın?
FİRDEVS BACI :Niye alayım ki paşam?
PAŞA :Hemen alınma öyle! Hani demez miydin "Bu düşman askerlerini bir kaşık suda boğasım geliyor. Bunların ne işi var vatanımızda?" diye?
FİRDEVS BACI :paşam, paşam, elbette öldüresim geliyor.eğer iş bana kadar düşerse cephedeki nişanlımdan geri kalmam.Fakat yemin ederim ki ben almadım.
PAŞA :peki, peki sana inanıyorum. Sen işinin başına dönebilirsin.Bırak ağlamayı! Betül kızım, bak gelinimsin.Şehit kocanın hatırı için doğruyu söyle.Sen mi aldın tabancayı?
BETÜL : Paşa Hazretleri, hani geçen akşam kapı çalınmıştı ya...
PAŞA : Evet.
BETÜL : Düşman subayları kapıya dayanmıştı ya...
PAŞA : Eee...
BETÜL : Konağı boşaltmamızı istemişlerdi hani...
PAŞA : İyi ama daha sonra vaz geçmişlerdi.
BETÜL : Biliyorum. Ama ben sokaklarımızı pis çizmeleriyle kirleten düşmanların evimize göz dikmeleri yüzünden üstlerine bütün kurşunları boşaltmayı düşünmüştüm.
PAŞA :Ve bunun için aldm silahı öyle mi?
BETÜL : Hayır Paşa hazretleri! Alacaktım ama yerinde yoktu.Benden önce birisi almış.
PAŞA :Allah aşkına kim aldı öyleyse?Kızlarım, sadece siz kaldınız.Hadi getirin şu silahı!
KIZLAR : Biz mi?
PAŞA :Tabii ki siz.Başka kim kaldı?Hadi utanmayın, inanın affedeceğim.
BÜYÜK KIZ : Fakat baba ben almadım. KÜÇÜK KIZ : Ben de!
PAŞA : Tepemi attırmayın.Güzellikle getirin şunu çabuk!
KIZLAR : Seni nasıl inandırabiliriz?
PAŞA : Tabancayı getirmekle...
KIZLAR : Ama biz almadık ki...
PAŞA : Hanım, ne dersin sen bu işe?
HANIM : Vallahi Paşam, benim de aklım karıştı.Alsalardı açık verirlerdi.
PAŞA : Yahu herkes sorguya çekildi mi?
HANIM : Tabi bey, hepimiz buradayız.
PAŞA : Tabi ya, nasıl da unutmuşum.Şimdi hatırladım.
HANIM : Gördün mü bey, herkesin boş yere günahını aldın.Demek tabancayı koyduğun yeri hatırladın.
PAŞA : Hanım, hanım! Yine mı bana "unutkan"dıyorsun7
HANIM : Canım sen demedin mi ´hatırladım"diye?
PAŞA : Dedim ama sandığın gibi değil!
HANIM : Yaa!
PAŞA . : Herkes salonda toplansın dememiş miydim?
HANIM : Demiştin.
PAŞA : Peki sevgili torunum niye gelmedi?
HANIM : Ne? Şimdi de el kadar çocuğa mı iftira ediyorsun?
PAŞA : Göreceğiz, çabuk çağır gelsin!
HANIM : Tamam tamam, sakin ol.Şimdi çağırırım.
PAŞA : Sizler gidebilirsiniz.
FAZIL : Bir şey mi var dedeciğim? Beni istemişsiniz.
PAŞA : Hanım, sen de çıkabilirsin.
FAZIL : Dedeciğim, neden dik dik bakıyorsun?
PAŞA : Gel yanıma şöyle. Nasılsın bakalım?
FAZIL : Babama ve ordumuza duacıyım dedeciğim.
PAŞA : Aferin sana. Bak oğlum, sonunda İstanbul işgal edildi.
FAZIL : Defolup gitsinler!
PAŞA : Merak etme geldikleri gibi gidecekler zaten.
FAZIL : Ne zaman?
PAŞA : Her şeyin zamanı var oğlum. Hele bir Anadolu kurtulsun.Ondan sonra inşallah.
FAZIL : İnşallah dedeciğim.
PAŞA : Fazıl!
FAZIL : Buyur dede.
PAŞA : Tabancamı sen mi aldın?
FAZIL : Şey,neden alayım ki?
PAŞA : Ne bileyim, baban gibi şehit olmak isterdin hep.
FAZIL : İsterim tabi!
PAŞA : Bunun için silah gerekmez mi?
FAZIL : E-e-evet!
PAŞA : Tabancamı sen aldın değil mi?
FAZIL : Evet!
PAŞA : Hala getirmeyecek misin şu tabancayı?
FAZIL : Ama dedeciğim, ben onunla düşmanları vuracaktım!
PAŞA : Aslan oğlum benim. Sen henüz küçüksün. Önünde vatana hizmet edecek uzun yıllar var. Kuvayı milliye boş durmuyor. Adım adım zafere gidiyoruz. Sabırlı olmalıyız. Bütün Anadolu, başlarında Mustafa Kemal ile şahlandı.
FAZIL : İyi ama dedeciğim, onlar koştururken biz burada eli kolu bağlı...
PAŞA : Oğlum, İstanbul da boş durmuyor. Burada herkesin kalbi Anadolu için atıyor. Hadi artık ağlamayı bırak.
FAZIL : Peki dedeciğim.
PAŞA : Aferin sana. Hadi şimdi getir tabancayı...
(Sızıntı Dergisi´nden Uyarlanmıştır.)






SKEÇ-8: MİLLET MALI
KOMUTAN : Hey, durun bakalım.
GELİN : Buyur kumandan.
KOMUTAN : Ne yapıyorsunuz burada?
GELİN : Cepheye, Türk ordusuna cephane taşıyoruz..
KOMUTAN : Allah emeğinizi zayi etmesin bacım, sizin hakkınızı bu millet nasıl öder?
GELİN : Şu düşmanı yurdumuzdan bir atalım da kumandan,boş ver sen bizim hakkımızı..
KOMUTAN : İnşallah bacım, bu düşmanın hepsini atacağız yurttan. Söyle bakalım, sen kaç yaşındasın?
GELİN : Şeeey, 18 yaşındayım.
KOMUTAN : Allah´ım, görüyorsun, genciyle yaşlısıyla, çocuğuyla kadınıyla hepimiz seferber olduk. Sen bizi muzaffer kıl..
GELİN : Amiiin..
KOMUTAN : Bacım, bu yaşlı teyze kim?
GELİN : O benim ninem. Oğlunun biri savaşta şehit oldu.
KOMUTAN : Peki şu oturan delikanlı niye bize hiç bakmıyor?
ANA : O benim oğlum evladım. Abisi savaşta şehit oldu.
KOMUTAN : Niye bize ilgi göstermiyor, yoksa bizi küçük mü görüyor?
ANA : Estağfurullah evladım, olur mu öyle şey?
KOMUTAN : Peki niye ayağa kalkmıyor da öyle gururla kurulmuş oturuyor...
ANA : Gururundan değil evladım, o da abisi gibi savaşa gitmişti, ama bir bacağını kaybetti cephede.. Ayağı iyileşir iyileşmez hemen tekrar cepheye gidip savaşmak istedi.Ama almadılar onu askere "bir bacağı takma" diyerek... KOMUTAN :Yaaaa....
ANA : Şu 18 yaşında olduğunu söyleyen taze gelin ve kucağındaki bebek de onun...
KOMUTAN : Niye konuşmuyor, dilsiz mi yoksa?
ANA : Hayır dilsiz değil. Kunuşabilyor. Ama vatanımız düşman işgalindeyken askere alınmamak ona öyle ağır geldi ki o gün bu gündür tek kelime etmedi kimseye...
KOMUTAN : Dur bakalım nine. Bir konuşalım bu Anadolu aslanıyla.
ANA : Boşuna yorma kendini evladım. Selamını bile almaz kimsenin.
KOMUTAN : Delikanlı, duyduğuma göre savaşta bir bacağını vatan uğruna vermişsin. Adın ne senin?
DELİKANLI :
KOMUTAN : Bu ne haldir bre...! Sen ne biçim askersin ki, karşında bir Türk komutanı var ve sen kılını dahi kıpırdatmadan oturuyorsun. Kalk ayağa !
DELİKANLI :
KOMUTAN : Bak yiğidim. Acını anlıyorum. Hangi Türk istemez ki bu zor zamanda cephede olmayı? Hangi Anadolu delikanlısı düşmana karşı şehitlik sevdasıyla coşmasın? Seni anlıyorum. Haklısın. Üzülmekte haklısın. Ama
yanıldığın bir şey var. ASLAN YARALI DA OLSA ASLANDIR... Bu topal halinle hiçbir işe yaramadığını sanıyorsun. Yanılıyorsun. Koşamasan da ata binebilirsin. Haydi kalk. Cepheye gidiyoruz.
DELİKANLI : Doğru mu? Bu söylediklerin doğru mu kumandanım? Sahiden beni yeniden cepheye götürecek misin? KOMUTAN : Evet, sana, senin gibi bir kahramana çok ihtiyacımız olacak.
DELİKANLI : Bu topal halimle mi?
KOMUTAN : Bir ayağın yok ama kanatların var ya... Bu yiğidi ata bindirin. Benim tüfeğimi de verin eline. Toparlanın gidiyoruz. Sağlıcakla kalın nine.
DELİKANLI : Şükürler olsun... Allah´ım sana şükürler olsun. Ana , ana kal sağlıcakla. Sen., sen de yavruma iyi bak köylü kızı. Ona babasının ve amcasının nasıl bir asker olduğunu anlat birgün... Sen de hakkını helal et. Ben artık komutanımla gidiyorum.
ANA : Uğurlar osun evladım....
GELİN : Gittiler ana. Haydi biz de yola koyulalım.
ANA : Doğru, yola koyulalım artık. Ama bu bulutlar da ne! Kızım yağmur yağacak. Cephaneler ıslanacak şimdi. Ne yapacağız? Yanımızda bir örtü de yok...
GELİN : Dur nine!
ANA : Kızım ne yapıyorsun? Bebeğin üstündeki örtüyü niye çıkarıyorsun? Hava soğuk! Üşütecek, hasta olacak zavallı...
GELİN : Bebeğin örtüsünü cephanenin üstüne örteceğim.
ANA : Ama bebek? Ya hasta olur, ölürse...
GELİN : Nine, nine! Bebek, benim bebeğim. Ama bu cephane millet malıdır. Ne yapayım ölürse! Vatan sağolsun!
 
Katılım
3 May 2006
Mesajlar
238
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
53
www.genctiyatro.com

oyun texti - Çocuk Müzikali

Yazan : Yiğit Tuncay Kaynak : www.halksahnesi.org

BU DÜNYALAR BİZİM ÇOCUKLAR

Bu çocuk müzikali, Çankaya Belediyesi'nin açtığı "I. Çocuk Tiyatro Oyunu Yazma Yarışması"nda "Övgüye Değer Ödülü"nü almıştır.
Seçici Kurul Üyeleri
M. Doğan Taşdelen : Çankaya Belediye Başkanı
M. Celal Kızıldağ : Çankaya Tiyatrosu Oyun Yönetmeni
Ümit Denizer : Oyun Yazarı
Prof. Dr. İnci San : Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Berka Özdoğan : Öğretim Üyesi
Canan Arısoy : TRT Çocuk Programları Sorumlusu
Nart Bozkurt : Çankaya Belediyesi Eğitim Kültür Ve Sosyal İşler Müdürü

“BU DÜNYALAR BİZİM ÇOCUKLAR” ÇOCUK MÜZİKALİ
Yazan: Yiğit TUNCAY

İKİ BÖLÜM
KİŞİLER :
PETER PAN
HANSEL
PİTKİN DEDE
PAPALİNA (DENİZ KIZI)
SİHİRBAZ KADIN
HANSEL’İN RUHU
OYUNCU (RAHİP - ŞEYH - TACİR)
BİR DANS GRUBU
GİRİŞ MÜZİĞİ...
TÜM KADRO
GELİN HEPİNİZ
GELİN BİZLERE
BİZ OLALIM
SİZ OLALIM
BİZ-SİZ OLALIM

GELİN HEPİNİZ
GELİN BİZLERE
BİZ CAN OLALIM
BİZ KAN OLALIM
BERABER AKALIM

GELİN HEPİNİZ
GELİN BİZLERE
HANİ ELLERİNİZ
UZATIN BİZLERE

GELİN HEPİNİZ
GELİN BİZLERE
BİZ - SİZ OLALIM
NEŞE KATALIM
NEŞEMİZE

BİZ ÇOCUKLARIZ
BİZ DÜNYAYIZ
GELİN HEPİMİZ
TOPLANALIM
YÜREĞİMİZE
SEVGİMİZE

GELİN HEPİNİZ
GELİN BİZLERE
BİZ BİZE OLALIM
GÖZ GÖZE DİZ DİZE
MUTLULUĞA KOŞALIM
HEP BİRLİKTE
HEP BİRLİKTE
PETER PAN : (PERDE ÖNÜ) - İşte geeeldimmmmm... Merhaba çocuklar, merhaba sizlere. Ya da hepimize. Niye mi geldim? Eee çağırdınız ondan geldim. Efendim, ben kim miyim? Ama bunu ben söylemeyeceğim, bunu sizler bileceksiniz. Aranızda beni tanıyan var mı? Yaa demek yok. O zaman tanıtayım kendimi size. Benim adım Peter Pan. Evet doğru işittiniz, Peter Pan. Benim babam Barrie... Hay allah şimdi de Barrie kim diyeceksiniz. Bakın anlatayım size. James Matthew Barrie 9 mayıs 1860’da İskoçya’da doğmuş ünlü bir yazar. Belki de diyorsunuz ki, iyi de Barrie nereden senin baban oluyor? Bilirsiniz yazarlar, yazdıkları tüm eserlerinde çeşitli tipler yaratırlar. Barrie’de bir çok öykü yazdı. Bu öykülerden birinin kahramanı da benim. Yani beni o düşündü, hayalinde o yarattı. Şimdi söyleyin bakalım, Barrie babam sayılmaz mı? Hem beni öylesine yarattı ki, ölümsüz de kıldı. Bakın bu günlere, sizlere kadar ulaştım. Öyle değil mi? Ayrıca bana bir özellik daha verdi. Ben büyümeyen bir kahramanım. Barrie baba, (üzgün) 1937’de Londra’da öldü. Her yıl ölüm gününde mezarına giderim, bütün çocuklarla birlikte. Anneleriniz babalarınız beni bilirler. Onların anne babaları da tanırlardı beni. Bakın bu gün sizlerle de tanıştık... Kim bilir belki yarın sizin çocuklarınızla da tanışırız. Olamaz mı?
Evet, benim adım Peter Pan... Büyümek istemeyen çocuk, Peter Pan. Hayallerinizdeki arkadaşınızım ben. Rüyalarınızdaki. Bu gün buraya neden geldim bilir misiniz? Sizlerle yeni bir hayal kurmaya.. Kuralım mı ister misiniz? Var mısınız? Hadi, hadi gelin hepiniz. Gelin benimle. Gidelim ülkeme. Gelin biz, biz olalım. (Hep birlikte konuşmasını sürdürür. Bu bir çağrıdır.) AÇILSIN KAPILAR BİZİM OLSUN HAYALLER YAŞASIN VE YAŞANSIN MACERALAR...
(Işıklar değişir, perde yavaş yavaş, karanlıkta ve müzik eşliğinde açılır. Sahnenin sol tarafında bir balıkçı kulübesi vardır. Üç tane de kayık görürüz. Sahnenin geri kalan kısmı deniz olarak düşünülmektedir. O bölüm zaman zaman değişen diğer mekanlar olacaktır.)
(Kulübenin önünde yaşlı bir balıkçı ağ örmektedir.. Az sonra, uykudan yeni kalkmış genç balıkçı, Hansel çıkacaktır.)
HANSEL - (Gizlice gelerek) Bööööö...
DEDE - Ayyyy, ayyy, ödümü kopardın.
HANSEL - Günaydın dede.
DEDE - Günaydın, günaydın da ödümü kopardın be evlat.
HANSEL - Ne o bugün erkencisin.
DEDE - Evet bugün öyle oldu.
HANSEL - Yoksa bu sabah sende mi balığa geliyorsun?
DEDE - Yok evlat yok.. Şu eskiyen ağları onarmak için erken kalktım.
HANSEL - Keşke bir gün de şu kayığı elden geçirebilsek.
DEDE - Acele etme her şeyin bir zamanı var.
HANSEL - Acelesi mi kaldı dede, baksana dökülüyor.
DEDE - Neresi dökülüyor canım? Hem ondan başka iki tane daha var, onlarla çık balığa.
HANSEL - Bilirsin ben en çok onu severim. Deniz Kızlarının yanı başka. Sanki o denizin ta kendisi.
DEDE - Gene başladı.
HANSEL - İnan ki onu bana deniz kendisi armağan etmiş.
DEDE - Neden olmasın oğlum? Belli beni bile deniz yarattı. Olmaz mı? Her şeyimdir o benim. Anam, babam kardeşim.. Tüm yaşamım. En önemlisi tutkum. Her şeyim. Bu güne dek yalnız onunla varoldum ben. Hepimiz. Evet evlat, ne verdiyse deniz verdi bize. Hiçbir karşılık beklemeden... Bıkmadan, usanmadan o verdi her şeyi...
HANSEL - Öyle ama dedeciğim, ara sıra en sevdiklerimizi de aldığı olmuyor mu?
DEDE - Evet evlat haklısın. Ama denizlerin de öfkelendiği olmaz mı? Zaman zaman diğer canlıların kendisine karşı yaptıklarına bir cevap veriyor belki.. Bir kükreyiş belki. Olamaz mı? Şunu aklından çıkarma oğlum. Deniz kendisini seveni sever. Hiçbirşeyini esirgemez ondan.. Ama alabileceğin kadarını alacaksın. Fazlası yok. O vakit onun da senden isteyecekleri olacaktır. Karşılıksız hiçbir şey yok bu evrende. Denizin de kıymetini bileceksin ki, kızıp acımasız olmasın sana karşı.
ŞARKI
DEDE - Deniz bir tutkudur
Yaşamın olur, sonsuza dek
Onunla insan mutludur
Yaşamın olur severek
HANSEL - Deniz bir coşkudur
Kıymetini bilene dek
Onda insan hep genç olur
İsterse olur tek yürek
BİRLİKTE - Sev denizi
Sar denizi
Say denizi
Bütün varlığıyla sevsin bizi
Bak denize
Koş denize
Var denize
Bütün varlığıyla sarsın bizi.
Birimizi
İkimizi
Hepimizi
Hepimizi, hepimizi, hepimizi...
PETER PAN - (Sahnenin bir yerinden, belki de salondan ve birden) Merhaba!..
DEDE - (Korkarak) Merhaba!..
HANSEL - Merhaba... Şey, kimsin sen?
PETER PAN - Aaa, siz beni tanımıyor musunuz?
HANSEL - (Çekinerek) Hayır, tanımıyoruz.
DEDE - İyi de, tanımamız şart mı?
PETER PAN - Yoo, şart değil tabi de.. Ama beni tüm dünya çocukları tanır. Öyle değil mi çocuklar?
(Çocuklardan yanıt gelir?) Gördünüz mü?
DEDE - Ben bu yaşıma geldim, inan seni ilk kez görüyorum.
HANSEL - Ben de, ben de ilk kez..
PETER PAN - Ama ben sizleri tanıyorum.
DEDE - Tanıyor musun?
PETER PAN - Elbette. Yalnız sizleri değil, dünya üstünde yaşayan bütün balıkçıları tanırım ben.
HANSEL - Bütün ballıkçıları mı?
PETER PAN - Evet bütün balıkçıları. Örneğin, senin adın Pitkin Dede. Senin adın da Hansel değil mi?
HANSEL - Aaa, beni tanıyor.
DEDE - Beni de. Bu garip giysilerinle ve her şeyi bildiğine göre sen, sen cin falan olmayasın. (Korkarak) Yürü evlat, kalk gidelim buradan.
PETER PAN - Durun, durun kaçmayın. Cin falan değilim ben. Ben, ben Peter Pan’ım. Tek amacım var benim, tüm insanlara yardım etmek.
DEDE - İyi de, bizimle daha açık konuş o zaman.
PETER PAN - (Sevecen) Önce, dostça el sıkışalım.. Tamam mı? (Elini uzatır, ötekiler hala çekinmektedir) Korkmayın. Ne dedik, dostça, kardeşçe el sıkışacağız.. (El sıkışırlar..)
PETER PAN - Gördünüz mü, bir şey olmadı.. Ben, ben yalnızca iyilikler için yaratılmışım, benden korkulmaz. Cin falan değilim...
HANSEL - Peki, kimsin?
ŞARKI
PETER PAN -
Peter Pan’dır adım
Beni yaratan adam
İskoçya’dandır babam
Barrie’dir yazarım
Peter Pan’dır adım
Çocukların rüyası
Büyüklerin dünyası
Hayallerde yaşarım
Peter Pan’dır adım
Çocuklardır yaşamım
Ben her gün onlarda
Güzelliğe doğarım.
(Müzikle birlikte ışıklar değişir.)
PETER PAN - (Sahne kenarında) Evet sevgili çocuklar, o günden sonra Hansel’le çok iyi arkadaş oldum. Tabii Pitkin dedeyle de. Hansel’in başına bir şeyler geleceğini biliyordum. Bir gün beni balığa davet etmişti. Birlikte çıkacaktık. İşte ne olacaksa, o gün olacaktı. Ne dersiniz çocuklar, gideyim mi onunla denize? Efendim, tamam, tamam gidiyorum.. (Peter Pan kaybolurken, ışıklar değişir ve sahne aydınlanır. Ortada bir kayık vardır.. Hansel ve Peter Pan ağ atmış beklemektedirler..)
PETER PAN - Ne zamandır balıkçılık yapıyorsun Hansel?
HANSEL - Doğduğumdan beri. Denizde doğmuşum ben. Anamı da babamı da denizde kaybettim ben. Çok küçükken.. O günden beri Pitkin Dedeyle yaşarım.
PETER PAN - Peki seviyor musun balıkçılığı?
HANSEL - Benim için balıklar güzellik, denizse sevgidir. Burada, denizde özgür olurum ben. Sanki bir martı olmuşum gibi gelir. Kanatlanırım. Uçmak uçmak, sonsuza kadar uçmak gelir içimden.
ŞARKI
HANSEL - Balıklar güzellik
Sevgiler denizdir
Kanat bulur uçarım
Özgürlük benimdir.
Bulduğum güzellik
Duyduğum sevgidir
Yüreğim özgürlük
Denizler benimdir.
PETER PAN - Ne güzel.. İnsanların güzelliği bulması, sevgiyi bulması, özgürlüğü duyması. Öyle değil mi çocuklar? Bilir misin Hansel, benim güzelliğim de çocuklar. Sevgilerim iyilik. Özgürlüğümse uçmak, uçmak. İşte bütün bunlar da benim yaşamım.
HANSEL - İyiden iyiye öğrendim balıkçılığı.. Hadi bakalım. Bir.. İki.. Üç.. (Bir ucu kayıkta bir ucu kuliste olan ağı müzik eşliğinde ve belki koreoğrafik bir biçimde çekmeğe başlarlar.)
İKİSİ - Hooppp... Hooppp. Hoopp.
HANSEL - Aman tanrım ne kadar ağır bugün..
PETER PAN - Galiba denizin tüm balıklarını tuttuk bu gün.
HANSEL - Ya da batık bir gemi takıldı ağıma.
(Ağ yavaş yavaş çekilmektedir. Bu sırada bir inlemeğe benzer ses duyulur.)
PAPALİNA - İmdaat.. İmdat. Kurtarın beni. Kurtarın lütfen. İnsanların ağına düştüm.. İmdat.. imdat..
HANSEL - Peter yakaladığımız varlık konuşuyor, duyuyor musun?
PETER PAN - Evet, müthiş bir şey bu.
PAPALİNA - İmdat, imdatt. Baba, babacığım yardım et bana.
HANSEL - Aman allahım olamaz. Bu bir deniz kızı. Dur yavaş olalım canı yanmasın. Yardım et Peter kayığa alalım.. (Birlikte kızı kayığa alırlar.)
PAPALİNA - (Yalvarmaktadır) No’lur no’lur bırakın beni. Bırakın gideyim. Lütfen, bir kralın tek kızıyım ben. Babam hem çok yaşlı, hem de yalnız. Beni düşünmezseniz onu düşünün lütfen. Hayattaki tek varlığı benim.
(Hansel büyülenmiş gibi kıza bakmaktadır.)
PETER PAN - Durun durun korkmayın. Bizden zarar gelmez size. İnanın.
HANSEL - (Kendi kendine) Tanrım bu güne dek yakaladığım en değerli varlık bu olmalı. Ya da denizden beklediğim.. (Heyecanla) Şey.. Ben Hansel’im. Adım Hansel. (Kız korkarak kaçınır.) Korkmayın. Lütfen korkmayın. (Kız biraz rahatlar.)
PAPALİNA - Benim, benim de adım Papalina.
PETER PAN - Ben Peter Pan.
PAPALİNA - Beni bırakacaksınız değil mi?
HANSEL - Bir şartla.
PAPALİNA - Ne isterseniz yaparım, yeter ki salın beni. Denizden ayırmayın.
HANSEL - (Çok heyecanlıdır) Eğer seni her çağırdığımda gelip bana bir şarkı söylemeyi vadedersen salarım seni. Sen şarkı söyledikçe tüm balıklar sesine ve de benim ağıma gelecek demektir.
PAPALİNA - Bu sözü verirsem beni gerçekten bırakacak mısın? Özgürlüğümü geri verecek misin?
HANSEL - Ne demek ben kimim ki senin özgürlüğünü kısıtlayayım, bu sadece bir istek Papalina.
PAPALİNA - Tamam. Söz veriyorum. Ne zaman çağırsan geleceğim. Deniz sözü.
HANSEL - Anlaştık. Gidebilirsin Papalina. Hadi yüz özgürce.. Bu sular seni babana götürsün... Selam söyle bizden.
PAPALİNA - (Denizde) Sağolun, teşekkür ediyorum sizlere. İyiliğinize.
PETER PAN - Tanıştığımıza çok sevindim Papalina.
PAPALİNA - Ben de. İnanın. Hoşçakalın. Hoşçakalın...
HANSEL - Görüşmek üzere.
PAPALİNA - Görüşmek üzere...
İKİSİ - Hoşçakalın Papalina... Hoşçakalın...
HANSEL - (Sonsuz heyecanlı) Peter, peter kimin aklına gelir böyle bir şey? Bu bana senden sonraki ikinci sürpriz. Sen sen bana dost oldun, gerçek bir dost.. O ise, Papalina’ysa sevgimi aldı. Tanrım biriniz gökten, biriniz denizden geldiniz bana. İkinize de sonsuza dek sahip olmak isterdim.. Ama ulaşamıyorum sizlere.
PETER PAN - Ulaşman gerekmez ki Hansel.. Hem nedir ulaşmak? Bak bizi görüyorsun, bize dokunabiliyorsun.. Mutluluk değil mi bu?
HANSEL - Haklısın Peter, çok haklısın yetinmeyi bilmeliyim. Çok mutluyum.
PETER PAN - İnsan küçük şeylerden bile mutlu olmasını bilmeli. Elinde var olanla yetinmesini bilmeli ki, onu da yitirmesin...
ŞARKI
HANSEL - Mutluluk
Yalnız gülmek midir
Mutluluk
Sevmeyi bilmek midir
Mutluluk
Yaşamı sevmek midir?
PETER PAN - Mutluluk
İyiliğe koşmak mıdır
Mutluluk
İnsanları tanımak mıdır
Mutluluk
Sevgiye ulaşmak mıdır?
BİRLİKTE - Mutlu olunsun
Birlikte
İyilikler
Gerek bize.
Güzelliğe.. Sevgiye..
Koşalım gülmeğe.
Birlikte..
Mutluluk, mutluluk
Yaraşır bize.
Mutlu olalım
Umutlu olalım..
Birlikte.
Koşalım
Koşalım
İyiye, güzele, sevgiye..
Birlikte. Hep birlikte.
(IŞIKLAR DEĞİŞİR. PETER PAN YİNE SAHNENİN BİR KÖŞESİNDEDİR.)
PETER PAN - Evet çocuklar, Deniz kızı Papalina ile Hansel ilk kez böyle karşılaşırlar. O günden sonra Hansel her akşam denize açılıyor, Papalina'yı arıyordu.. Papalina sözünde durmuş, Hansel ne zaman çağırsa gelip onun için şarkılar söyler olmuştu. Bu sayede Hansel’in ağı balıklarla doluyor, delikanlı mutluluktan adeta uçuyordu. Ama Papalina hiçbir zaman Hansel’in kendisine dokunabileceği kadar yaklaşmıyordu. Hansel zaman zaman yaklaşmasını istiyor ama Papalina aldırış etmiyordu. Bu uzunca bir süre böylece gitti.. Ama giderek Hansel durgunlaşıyor, giderek içine kapanıyordu. Pitkin Dede, sonunda onunla konuşmaya karar verdi. Ne dersiniz çocuklar biz de kulak verelim mi bu konuşmaya?
(ışıklar değişir. Bu kez balıkçı kulubesinin önü aydınlanır.)

DEDE - N’oldu evlat, neyin var gene?
HANSEL - Bir şeyim yok dede.
DEDE - Hadii, ben seni yıllardır tanırım.. Yalan söyleme bana. Senin bir derdin var?
HANSEL - Yok bir şeyim dede yalnızca düşünüyorum.
DEDE - Peki ne düşünüyorsun?
HANSEL - ............................
DEDE - Güzel. Demek cevap vermiyorsun? Yalnız ben konuşacağım.. Kararlıyım.. Son günlerde ağlar hep boş geliyor.. Neden? Ha? Yoksa şu, şu deniz kızı mı?
HANSEL - Dede...
DEDE - Yok anlatmalısın evlat. İnsanlar dertlerini yakınlarıyla paylaşmazlarsa mutluluğu bulamazlar.. Hadi bakalım anlat bana.
HANSEL - Anlatacak ne var ki dede. Ne zaman denize açılsam onu görüyorum. Bana şarkılar söylüyor.. Mutlu oluyorum..
DEDE - Eeee?
HANSEL - Acaba diyorum, deniz annemle babamı aldığı içi, onların yerine bana Papalina’nın sevgisini mi sundu? Ne dersin dede?
DEDE - Bilemem evlat. Bildiğim tek şey bunun adının sevda olduğudur.
HANSEL - Belki de bunu bana annemle babam yolladılar. Olamaz mı dede?
DEDE - Olur mu evlat, o karada nasıl yaşar?
HANSEL - O yaşamazsa ben denizde yaşamanın bir yolunu bulurum.
DEDE - O da olmaz. Olamaz. Sizin birarada yaşamanız olanaksız. Unutma bunu.
HANSEL - Hayır dede mutlaka bunun bir çaresi olmalı.
DEDE - Bak evlat, bana kalırsa sen bu sevdadan vazgeç.
HANSEL - Ölsem vazgeçmem. Tamam buldum. Ben ona gidiyorum. Papalina’ya. Belki de o bir çare bulur.
DEDE - Gitme evlat, lütfen dinle beni.
HANSEL - (Giderek) Hoşçakal dede. Hoşçakal.
(Müzik girer.)
ŞARKI
HANSEL - Papalinaaaa. Papalinaaaa...
PAPALİNA - Papalina.
Ben deniz kızı
Denizlerin kraliçesi
Bir akvaryumun sesi
Papalina.
Yaşamımız Deniz
Mavi bir dünyada yüzeriz
Dalgalar türkülerimiz
Papalina...
Okyanus, Ege, Akdeniz
Sonsuzluğa yüzeriz
Evimizdir bizim deniz
Papalina...
Neşemiz
Derdimiz
Sevincimiz
Yaşamımızdır bizim deniz
Dünyamızdır bizim deniz...
HANSEL - Papalina, lütfen buraya gel, sana söyleyeceklerim var.
PAPALİNA - Ne oldu, neyin var Hansel?
HANSEL - Karar verdim Papalina, düşündüm taşındım sonunda karar verdim
PAPALİNA - Neye karar verdin?
HANSEL - Birlikte yaşamaya sen ve ben. Bir de dedem.
PAPALİNA - Olamaz Hansel, ben karada yaşayamam ki. Ayrıca ben seni sevemem Hansel anla bunu.
HANSEL - Nedenmiş o?
PAPALİNA - Çünkü, çünkü sen insan ruhu taşıyorsun.
HANSEL - Bu benim elimde olan birşey değil ki, böyle doğmuşum ben.
PAPALİNA - Eğer bir gün ruhundan kurtulabilirsen belki o zaman ben de seni sevebilirim.
HANSEL - İyi ama nasıl kurtulur insan ruhundan?
PAPALİNA - Onu bilemem ki.
HANSEL - Ruhumu kovacağım Papalina, kurtulacağım ondan ve sana kavuşacağım. Ama nasıl tanrım, nasıl kurtulur insan ruhundan?
PAPALİNA - Bilemem Hansel... Ben bilemem.. Hadi hoşçakal... (Gider)
HANSEL - Dur gitme Paplina. Lütfen gitme.. Papalina.. Gitti.
Nasıl kovacağım ruhumu tanrım, yardım et bana. Evet, gidip dedeme sorarım. O bir yol gösterir bana.

IŞIKLAR DEĞİŞTİĞİNDE MÜZİK DE DEĞİŞİR
DEDE AĞINI ÖRMEYE DEVAM ETMEKTEDİR.
HANSEL - Dede, dede....
DEDE - Ayy. Ödümü kopardın Hansel. İnan birgün senin yüzünden kalpten gideceğim burada... Gene neyin var?
HANSEL - Buldum dede. Buldum.
DEDE - İyi de bu sefer ne buldun?
HANSEL - Ruh dede ruh.
DEDE - (Ürkerek) Nee, hani nerede?
HANSEL - Ne nerede?
DEDE - Ruhlar geldi dedin ya...
HANSEL - Onu da nereden çıkardın.
DEDE - Ben çıkarmadım,sen çıkardın.
HANSEL - Dedeciğim bu ruh öyle ruh değil.
DEDE - Nasıl bir ruhmuş?
HANSEL - Beni bir dinlesen hemen anlayacaksın...
DEDE - Tamam tamam dinliyorum, anlat bakalım.
HANSEL - (Şaka yaparak) Böööö
DEDE - Anneeeeee..
HANSEL - (Gülerek) Şaka dedeciğim şaka... Otur şuraya da dinle beni, akıl ver bana.
DEDE - (Çekinerek oturur.) Sor bakalım,
HANSEL - Dedeciğim, benim Papalina'ya kavuşabilmem, onunla yaşayabilmem için ruhumdan kurtulmam gerekiyor.
DEDE - Nasıl yani, nasıl kurtulman gerekiyor?
HANSEL - Bayağı. Ruhumu kovmalıyım, bana yardım et.
DEDE - Hansel, aman tanrım sen, sen aklını kaçırdın. Mutlaka.
HANSEL - Neden dedeciğim, hem ruhumun bana ne yararı var ki?
DEDE - Ruh, ruh insanı insan yapan, onu diğer insanlardan ayıran en önemli şeydir.
HANSEL - Ama dede ben onu tanımıyorum bile. Ne dokunabiliyorum, ne de görebiliyorum.
DEDE - Tabii göremezsin.. O içimizde Hansel. İnsan ruhunu başıboş bırakamaz. Gel oğlum vazgeç fikirden.
HANSEL - Hayır dede ben kararımı verdim. Ölsem vazgeçmem.
DEDE - Gel büyük sözü dinle Hansel. Bilirsin seni nasıl severim.
HANSEL - Sen yardım etmezsen, ben de gider başkasını bulurum. Bana yardım edecek mutlaka biri vardır bu dünyada. (Kalkar gitmek üzeredir.)
DEDE - Gitme Hansel, gel beni dinle oğlum...

HANSEL SEYİRCİYE DOĞRU YÜRÜRKEN DEDE KARANLIKTA KALIR
HANSEL - (SEYİRCİ İLE YÜZ YÜZE) Ne garip şey. Dedem insan ruhunun en önemli şey olduğunu söyledi.. Oysa ben onu tanımıyorum bile... Hem de insanın içindeymiş.. Bu doğru olmalı. Keşke içimde olmasaydı benim ruhum, ondan kurtulmak çok kolay olurdu... Evett, şimdi bana yardım edecek birini bulmalıyım. Kim olabilir, kim olabilir? Çocuklar, sizce bana kim yardım edebilir? Aaa, buldum, evet buldum... Körfezin orada, mağarada yaşayan bir büyücü kadından söz etmişlerdi bir zamanlar. Müthiş büyüler yaparmış.. Gidip onu bulacağım. Evet bana ancak böyle biri yardım edebilir... Hemen gitmeliyim.. Vakit kaybetmeden.
HANSEL TÜM BUNLARI SÖYLERKEN SEYİRCİLERİN ARASINDAN GEÇMİŞ, ARKALARINDAN DOLAŞMIŞTIR.
IŞIKLAR YANDIĞINDA SAHNENİN BAŞKA BİR KÖŞESİNDE SİHİRBAZ KADINI GÖRÜRÜZ.
B. KADIN - Avuçlarım kaşınıyor.. Avuçlarım kaşınıyor. Bir gelen var demek ki.. (O SIRADA HANSEL BİR KENARDA BELİRİR.) Haa, sen miydin, gel bakalım şöyle.. Yaklaş yakışıklı delikenlı... Anlat bakalım derdin nedir? Bana geldiğine göre mutlaka bir sorunun var... Rüzgar elverişli olmadığı zamanlar ağını dolduracak balıklar mı istiyorsun? Bir fülütüm var.. Bir üflerim,bütün balıklar körfezine dolar... hadi anlat derdini torbamda hiçbir rüzgarın beceremediği fırtınalarım var. Emret denizlerdeki tüm tekneleri batırayım. Çünkü ben rüzgardan bile güçlü bir efendinin hizmetindeyim... Şu ilerdeki vadide bir çiçeğim var her derde devadır o. Mor çiçekler açar... Hem kış gününde. Yüreğimde bir yıldız açar, o yıldızlarla kraliçeleri bile kul köle ederim sana... Çabuk ol söyle derdini... İçimde seller var taşıyorum. Hadi.
HANSEL - Şey, benim derdim o saydıklarınız kadar zor değil sayın büyücü.
B. KADIN - Daha iyi ya hemen çare buluruz. Hadi öt bakalım...
HANSEL - Eee, şey efendim. Ben, ben ruhumdan ayrılmak istiyorum.
B. KADIN - (Peleriniyle yüzünü örterek) OOOOOO, OOOOOO, bu müthiş birşey.
HANSEL - Bana yardım edersiniz, size ne isterseniz veririm.
B. KADIN - Yaa? Seni ruhundan kurtarırsam ne verirsin bana?
HANSEL - Beş altınım var.. Ayrıca tüm ağlarımı da veririm. İçinde yaşadığım kulübeni, sandalımı. Her şeyimi. Yeter ki beni ruhumdan kurtarın. Yalvarıyorum size.
B. KADIN - (Kahkahalar atarak, elindeki asa ile Hansel'in omuzuna dokunur.) Sonbahar yaprakları som altına çevirebilirim. Canım isterse soluk ay ışıklarından gümüş sepetler örerim. Çünkü benim efendim bu dünyadaki tüm kıralların da kralıdır.
HANSEL - Bu söylediklerimden başka hiçbir şeyim yok sana verecek.
B. KADIN - Yaa, öyle mi? O saydıkların vız gelir bana. Hiçbirşey istemiyorum senden... Tek dileğim var..
HANSEL - Nedir?
B. KADIN - Benimle dans edeceksin.
HANSEL - O kadarcık mı?
B. KADIN - Evet.. Bu kadarcık. Dolunay olunca, bu gece dağın tepesine geleceksin ve benimle sabaha kadar dans edeceksin. Hem, o da orada olacak.
HANSEL - O dediğiniz kimdir?
B. KADIN - Sen orasına karışma... Sadece bu gece o tepeye gel tamam mı?
HANSEL - Tamam efendim, mutlaka geleceğim. Mutlaka.
B. KADIN - Dans.. Dans.. Sabaha kadar dans.
HANSEL - Sonunda ruhumdan kurtulacağım söz değil mi?
B. KADIN - Söz.. (Yavaş yavaş kaybolurken) Söz.. Keçinin tırnakları üstüne yemin ederim ki söz. KAYBOLUR.
HANSEL - (Ardından) Sen, sen büyücülerin en mükemmelisin. Ben de sana söz veriyorum, bütün gece seninle dans edeceğim.. Tan ağarana kadar.
IŞIKLAR SÖNER... MÜZİK GİRER... YARI AYDINLIK BİR IŞIK SAHNEYİ DOLDURDUĞUNDA HANSEL İLE B. KADINI GÖRÜRÜZ BU KEZ DANS ETMEKTEDİRLER... UZUNCA SÜREN BU GÖSTERİNİN SONUNA DOĞRU B. KADIN YAVAŞ YAVAŞ HANSEL’DEN UZAKLAŞMAYA ÇALIŞIR.
HANSEL - Dur kaçma. Bana söz veridin. Ruhumdan kurtaracaktın beni. O sırrı vermeden bir yere bırakmam seni.
B. KADIN - Ne sırrı bırak beni.
HANSEL - Hayır bırakmıyorum. Söz verdin bana. Bir yere gidemezsin.
B. KADIN - Dur canımı yakma. İstediğin olsun. Ruh benim değil ya (Elinden kurtulmuştur. Kınında bir bıçak uzatır.) Al bakalım bunu.
HANSEL - Ne yapacağım bununla?
B. KADIN - Ruhunu keseceksin. İnsanların vücutlarının gölgesi sandıkları şey aslında onların ruhlarının gölgesidir.. Sırtını gökteki aya çevireceksin.. O anda ruhuna seni terk etmesini emredeceksin. O da emrine uyacaktır.. Bu kadar basit.. Hadi bakalım bana izin... Gidiyorum ben... (KAHKAHALAR ATARAK UZAKLAŞIR)
HANSEL - (Seslenerek) Bu söylediklerin doğru mu?
B. KADIN - (Uzaktan) (GENE KAHKAHALAR ATARAK) Göreceksin... Göreceksin.
HANSEL - (Sevinçle) Teşekkür ederim.. Çok teşekkür ederim.
(IŞIKLAR DEĞİŞİR. BU KEZ MAVİ BİR AY IŞIĞI GÖRÜRÜZ. HANSEL DENİZ KIYISINDADIR.)
HANSEL - Bakalım sihirbaz kadının dedikleri doğru mu? (Sırtını aya çevirerek, cebindeki bıçağı çıkarır.) Tanrım bana yardım et. Lütfen Papalina’ma kavuşmama yardım et. (Eğilir ve gölgesini keser) Ruhum sana emrediyorum. Dinle beni. Derhal vücudumu terket.
(O ANDA ARKASINDA SİYAH TAYT GİYİNMİŞ BAŞKA BİR OYUNCU BELİRİR.)
SES - Yazıklar olsun sana. Bunca yıl seninle beraberdim. Sana ruh verdim. Ne olur ayırma beni senden. Sana ne kötülük ettim ben?
HANSEL - Hiç bir kötülük etmedin, biliyorum, ama ne yapabilirim, şu anda sana gereksinmem yok.. Lütfen bana rahat ver..
SES - Lütfen, korkuyorum beni kalpsiz bırakma Hansel..
HANSEL - Bağışla, o kalp Papalina'ya aittir. Hadi git artık beni yalnız bırak.. Git artık.
SES - Benim sana, senin bana ihtiyacın var Hansel.. Sen beni istemesende, ben seni adım adım izleyeceğim.. Her gün deniz kıyısında seni bekleyeceğim... Her zaman.
HANSEL - Dilediğini yapabilirsin.. Sana karışmıyorum. Hadi hoşçakal. Papaliinaaaa. Papalinaaaa bekle beni sana geliyorum.. Bekle beni.
SES - (Çok üzgün) Güle güle Hansel. Seni asla yalnız bırakmayacağım.
ŞARKI (HANSEL)
Papalina
İstemiştim denizde
Bir evimiz olsun bizim.
İstemiştim yüzgecim olsun
Seninle sonsuza yüzebileyim
Papalina.
Heeeyyy, heeyy..
Hırçın deniz
Dalgaların kamçı
Yosunların bahçe
Mavin gökyüzü olsun bana.
Papalina.
Heeyyy, heeyy...
Uyan sonsuz su.
Uyan sar beni kollarınla
Geliyorum
Ana ol bana
Geliyorum
Baba ol bana
Geliyorum, geliyorum
Kavuştur beni,
Paplina’ma..
Heeeyyy, heeeyyy...
(SONSUZDA KAYBOLUR)
I. PERDE SONU

II. PERDE
PETER PAN - Evet çocuklar, izlediğiniz gibi Hansel sonunda denize kavuştu. Kavuştu da bu yaptığı doğrumuydu acaba? İnsanlar sevdiklerine kavuşmalı elbet. Ama ruhlarını başıboş bırakmaları güzel mi acaba? O güzelim ruh başıboş kalınca, tek başına kalınca ne kötülükler gelir acaba başına hiç düşündünüz mü. İster misiniz biz de Hansel'in ruhunu izleyelim.. İstiyorsunuz. Güzel. Ee, o zaman maceralar ülkemize geri döneceğiz demektir. Aralayalım o ülkenin kapısını yeniden ve görelim neler oluyor? Evet açılsın kapılar, görünsün oyuncular ve yaşansın maceralar. (MÜZİK GİRER)
(PERDE AÇILIRKEN IŞIKLAR BALIKÇI KULÜBESİNİ AYDINLATMIŞTIR.)
DEDE - Hanselll... Hanselll.... Neredesin oğlum? Hanselll...
PETER PAN - Pitkin dede..
DEDE - Kimsin?
PETER PAN - Benim dede, Peter Pan.
DEDE - Böyle pat diye karşıma çıkmıyor musunuz yüreğime iniyor. Aynı şeyi Hansel'de yapıyor bana.
PETER PAN - Özür dilerim dede seni korkutmak istemedim inan bana. Hansel nerelerde?
DEDE - Ne bilirim nerelerde? İki saattir onu arıyorum.
PETER PAN - Niye arıyorsun Hansel'i?
DEDE - Nasıl aramam çekti gitti. Sen gördün mü ha gördün mü?
PETER PAN - Eeee, gördüm galiba.
DEDE - Nasıl galiba? Gördün mü görmedin mi?
PETER PAN - Eee, şey, evet gördüm.
DEDE - Nerede gördün?
PETER PAN - Bir dakika dede şimdi hatırlayacağım, inan bana.
DEDE - Evladım ya karada gördün ya denizde nerede?
PETER PAN - Haa evet denizdeydi, denizde.
DEDE - Ne yapıyordu denizde?
PETER PAN - Şey, şey yapıyordu denizde.
DEDE - Balık mı avlıyordu?
PETER PAN - Hem evet, hem hayır.
DEDE - Ne demek bütün bunlar? Yoksa, yoksa sen benden bir şey mi saklıyorsun?
PETER PAN - Sizden ne saklıyabilirim ki Pitkin dede?
DEDE - Şimdi sen Hansel'i gördün mü?
PETER PAN - Ben, ben Hansel'i görmedim.
DEDE - Çocuğum, az evvel gördüm dedin ya. Peter oğlum sen bu gün iyi misin?
PETER PAN - Çok iyiyim Pitkin dede, inan çok iyiyim. Yalnız galiba biraz dalgınım o kadar.
DEDE - Yani görmedin. O halde aramaya devam edeceğiz. Vay vay vay.. Bu bacaklar öldürecek beni... (Sahnenin diğer yanına doğru giderek.) Hansellll... Hansellll... Hansel... (ÇIKAR)
PETER PAN - Gördünüz değil mi çocuklar? Kötü bir şey yaptım biliyorum. Ama ne yapabilirdim, söyler misiniz? Gerçeği söyleseydim dedenin yüreğine iner, hastalanırdı. Torununun böyle bir şey yaptığını bilse üzülürdü... Hem sizler de lütfen Hansel'in yerini söylemeyin olur mu?
Evet çocuklar. Hansel'in ruhu, Hansel'den ayrıldıktan sonra çok uzun bir yolculuğa çıktı. Hansel'i tekrar kazanmak için ona Papalina'dan daha ilginç şeyler bulmak zorundaydı. Bunu için ilk olarak akıl ve beceri aynasını aramaya koyuldu. Evet yanlış duymadınız. Akıl ve beceri aynası dedim. Onu elde edip Hansel'e getirse belki gene onu kazanabilirdi. Uzun bir yolculuktan sonra, Hindistan’a varmıştı. Akıl ve beceri aynasının orada olduğunu öğrenmiş ve yerini de saptamıştı. İster misiniz şimdi onu izleyelim? Evet Hindistan’dayız. (Işıklar ve müzik değişir. Ruh seyircilerin arasından geçerek yavaş yavaş sahneye doğru ilerler. Sahneye yaklaştıkça müzik Hint ezgilerine dönüşür. Sahnenin ortasında bir Rahip belirir. Yerde oturmaktadır. Ruh sahneye çıkınca müzik hafif hafif kaybolur.)
RUH - Merhaba.
RAHİP - Merhaba. Kimsin sen?
RUH - Ben bir ruhum.
RAHİP - Kimin ruhusun?
RUH - Hansel adında, İskoçyalı bir balıkçının ruhu.
RAHİP - O dediğin balıkçı öldü mü?
RUH - Hayır efendim ölmedi.
RAHİP - O halde seni niye böyle başıboş bıraktı?
RUH - Papalina adlı bir deniz kızını sevdi. Onunla denize inebilmek için beni bedeninden ayırdı.
RAHİP - Evet anladım. Buralara kadar niye geldin peki?
RUH - Rahip Şangay'ı arıyorum.
RAHİP - Ne yapacaksın onu?
RUH - Akıl ve beceri aynasının yerini tek bilenin o olduğunu duydum.
RAHİP - Akıl ve beceri aynası ha? O aynayla ne işin var? Nerede kullanacaksın akıl ve beceriyi?
RUH - Ben kullanmayacağım. Akıl ve beceriyi Hansel'e götüreceğim. Tekrar onu kazanmak. Onun bedenine girmek istiyorum Aziz Rahip.
RAHİP - Güzel, güzelde tekrar niye o bedene girmek istiyorsun onu anlayamadım.
RUH - Başıboş olmaktan kurtulacağım.
RAHİP - Niye, bak özgürsün işte, fena mı?
RUH - Yüreksiz bir özgürlüğün hiçbir değeri yok ki rahip efendi.
RAHİP - Evet anladım oğlum. Ruh bile olsa herkesin yeri olmalı öyle değil mi?
RUH - Ben de böyle düşünüyorum efendim. Şimdi bana rahip Şangay'ın yerini söyler misiniz?
RAHİP - (AYAĞA KALKAR) Gel benimle. (ÜSTLERİNDEKİ IŞIK SÖNER SAĞ KÖŞEDE BİR BAŞKA IŞIK BELİRİR. ADETA BİR TAPINAKTIR BURASI. ÇEŞİR ÇEŞİT AYNALAR GÖRÜRÜZ)
RAHİP - Evet işte o sözünü ettiğin aynalar burada başıboş ruh.
RUH - İyi de, bunlardan hangisi akıl ve beceri aynası? Hem afedersiniz, hani beni Rahip Şangay'a götürüyordunuz? Hani nerede o?
RAHİP - Rahip Şangay benim.
RUH - Siz mi? Nasıl emin olabilirim?
RAHİP - Burayı benden başka kimse bilmez.. Bir de sen gördün şimdi.
RUH - Peki söyleyin öyleyse bunlardan hangisi akıl ve beceri aynası?
RAHİP - Güçsüzlere güç verir bu aynalar. Akıl ve beceri aynası dışında kalan aynalar fikir aynalarıdır. Akıl ve beceri aynası bir tanedir işte şu gördüğün. Buna sahip olan her şeyi bilir. Hiçbir şey ondan geri kalamaz.. Bir tek koşul var. İnanmak şart.
RUH - Ben, ben ona inanıyorum. (Aynayı alır) Evet, evet Hansel'in bedenine tekrar kavuşacağım. (Ruh eliyle rahibin gözüne dokunur.)
RAHİP - Ahhh, gözlerim, gözlerim görmüyor.. Beni aldattın. Aldattın beni.
RUH - Vücudum olmadığı için akıl ve beceri alamam ben. Bunu Hansel'e götüreceğim. Ona vereceğim bunu.. Hadi hoşçakal Rahip Şangay.
(Ruh koşarak çıkar)
RUH - Dur gitme. Gözlerimi iyileştir. Beni kör bırakma yalvarırım. Ben sana iyilik ettim. Lütfen lütfen iyileştir gözlerimi.

IŞIK SÖNER - ORTADA YANAR... DEDE HANSEL’İ ARAMAKTADIR
DEDE - Hanselll... Hansel.. Oğlun neredesin? Cevap ver oğlum. Geri dön oğlum.. Dünyadaki tek varlığım, Hansel oğlum neredesin?
DEDE BİR YANDAN KAYBOLUR - DİĞER YANDAN PETER PAN GİRER...
PETER PAN - Gördünüz değil mi çocuklar, zavallı Pitkin dede durmadan torununu arıyor. Ruh derseniz, dünyanın öteki ucunda, Hansel’in kalbini kazanabilmek için hırsızlık bile yapıyor. Bakalım Hansel buna kanacak mı? Görmek ister misiniz? Açalım mı hayal perdemizi? Ha? Seyredelim mi? Evet, açılsın kapılar, aralansın perdeler ve görünsün serüvenler.
DENİZ KIYISINDA RUH DURMUŞ SESLENMEKTEDİR...
RUH - Hanselll... Hanselll...
HANSEL - (Çok gerilerden, dekor arkasından gelen bir sesle) Niçin, niçin beni çağırıyorsun? Ben sana beni arama demedim mi?
RUH - Dinle Hansel lütfen dinle. Çok önemli. Senin için taaa Hindistan’a gittim. Sana akıl ve beceri aynasını getirdim. İnan senin için.
HANSEL - Ne yapacağım ben bu aynayı?
RUH - Dünyanın en becerikli ve en akıllı insanı olacaksın Hansel.
HANSEL - Unutma ki sevgi, akıl ve beceriden daha önemlidir.
RUH - Hayır Hansel. Salt sevgi yaşatmaz insanı. Akıl ve beceri çok daha önemlidir.
HANSEL - Hayır ruhum, hayır. Beni bir daha kesinlikle rahatsız etme. Bu seni son uyarışım.
RUH - Dur gitme Hansel, ne olur beni yeniden al bedenine. Beni yalnız bırakma.
HANSEL - Benim mutluluğumu bozma. Çıkma bir daha karşıma. Hoşça kal. (GİDER)
RUH - Yine geleceğim.. Bu kez başka dünya nimetleriyle. Unutma yine geleceğim. Hansel... Hansel... Gitti. Gitti.. Olsun, yılmayacağım. Başka dünya aldatmacılarından getireceğim. Yılmayacağım. (Hızla çıkar)
PETER PAN - Ne dersiniz çocuklar, Hansel kanmadı ruhun getirdiğine. Siz olsanız ne yapardınız? Durun daha karar vermeyelim, biraz daha sabredelim olur mu? Bakalım neler olacak, bırakalım onlar kendileri karar versinler.
DİĞER TARAFTAN DEDE GİRER - HALA ARAMAKTADIR
DEDE - Hanselll.. Hanselll.. Hansel... Neredesin evladım? (PETER PAN’IN OLDUĞU YERE GELİR - SEYİRCİYE DÖNÜK OLARAK) Aramadığım yer kalmadı.. Oğlum hiç değilse bir cevap ver... Hanselll.. Neredesin? Yaşadığını bileyim yeter... Bak bütün ağları onardım, bugün sandalı da onaracağım.. Hanselll.. Bana bir ses ver oğlum. Hanselll.. Hansel.. Hansel.
(DEDE VE SESİ GİDEREK KAYBOLUR.)
PETER PAN - Evet çocuklar, gördüğünüz gibi Pitkin dede hala Hansel’i aramakta. Sözünüzü unutmayın, dedeye Hansel’in nerede olduğunu söylemek yok... Masalımız böyle gelişiyor.. Hayallerimiz böyle gelişiyor. Bozmayalım onları.. Bakalım bundan böyle neler olacak hep birlikte görelim.
IŞIK DEĞİŞİR - BU KEZ GENE MAVİ BİR IŞIK OLUŞUR
ŞARKI
PAPALİNA -
GÜCÜMÜN HAYATIMIN
BENİM DÜNYAMIN
DİLSİZ BİR ÇAĞLAYANIN
KÖPÜK DANTELİNE BIRAK KENDİNİ
HANSEL -
İŞTE YEMİŞLER
İŞTE DALLAR ÇİÇEKLER
İŞTE YILDIZLAR İNSANLAR
DENİZLER ÇEKİYOR DENİZLER
DENİZ... DENİZ... DENİZ...
İŞTE DENİZLE BULUŞAN BENDENİZ.
PAPALİNA -
O SIVI MAVİLİĞİN İÇİNDE
ISLANSIN İNSAN VÜCUDUN
DÜŞÜNME DERİNLİĞİNİ YUVAMIZIN
BAK DENİZ ATLARI ARABAMIZ
BALIKLAR TÜM DOSTLARIMIZ
İŞTE BEN O YOSUNLU SUDAKİ KIZ
İKİSİ -
GÜCÜMÜZ HAYATIMIZ
DENİZ BİZİM DÜNYAMIZ
COŞKUMUZ BİTMEZ SEVGİMİZ
KENETLENDİ ELLERİMİZ
DOSTLUĞA KERDEŞLİĞE
İYİYE DOĞRUYA
BÜYÜĞE KÜÇÜĞE
BERABERİZ HEPİMİZ
DENİZLER BİZİM EVLERİMİZ..
IŞIKLAR SÖNER
RUH SEYİRCİNİN ARASINDAN GİDER...
BİR ARAP EZGİSİ DUYULUR - RUH SAHNEYE YAKLAŞTIKÇA MÜZİK AZALIR AYDINLANAN SAHNEDE BİR ARAP ŞEYHİ BELİRİR
ŞEYH - Kimsin sen yabancı?
RUH - Hansel adında bir balıkçının ruhuyum şeyh hazretleri.
ŞEYH - (GÜLÜMSER) Peki senin kendi adın yok mu?
RUH - Eee, şey, ben Hansel’e ait olduğuma göre, benim adım da Hansel olur, öyle değil mi?
ŞEYH - Nereden geliyorsun?
RUH - İskoçya’dan şeyh hazretleri.
ŞEYH - (KAHKAHALARLA GÜLEREK) Demek kalktın İskoçya’dan buraya geldin öyle mi? Baksana sen, sen benimle dalgamı geçiyorsun? Sen benim gücümün derecesini bilir misin? Ben buraların efendisiyim anladın mı?
RUH - İnanın lütfen, hem sizinle niye dalga geçeyim, benim size ihtiyacım var..
ŞEYH - Sokulma bana, yoksa yoksa (KILICINI ÇEKER) Parçalarım seni.
RUH - Bunu kendin istedin. (ELLERİNİ ŞEYHİN GÖZLERİNE DEĞDİRİR. ADAMIN GÖZLERİ GÖRMEZ OLUR)
ŞEYH - Hey ne yaptın gözlerime? Görmüyorum... Tanrım görmüyorum.
RUH - Şimdi anladın mı güç kimdeymiş? Eğer istediğimi verirsen yeniden görür gözlerin.
ŞEYH - Ne istersen veririm.. Tüm.. Tüm malım, tüm hazinem senin olsun yeter ki aç gözlerimi. Yalvarırım..
RUH - Dinle, bir tek şu elindeki yüzüğünü istiyorum. Her şeyin senin olsun.
ŞEYH - Ama değersiz bir yüzüktür o.
RUH - Olsun bir o yüzüğü istiyorum. Çünkü o yüzüğün ne işe yaradığını biliyorum.
ŞEYH - Nereden bilebilirsin ki?
RUH - İstiyorum o yüzüğü.
ŞEYH - Bak sana hazinemi veriyorum. İstediğin yere götür. Onları taşımam için develer de vereyim sana. Yeter ki şu gözlerimi aç.
RUH - Hayır dedim. Bir tek o yüzüğü istiyorum ve alacağım (ÜSTÜNE YÜRÜR VE YÜZÜĞÜ ZORLA ALIR) Haydi bakalım hoşçakal inatçı şeyh. O gözler de benim sana bir armağanım olsun.. (GÜLEREK UZAKLAŞIR) Hoşça kal... Hoşça kal...
ŞEYH - (PANİK İÇİNDE ORAYA BURYA ÇARPARAK KULİSE DOĞRU GİDER) Gitme yalvarırım, gözlerimi açmadan gitme.. Dur yabancı. Lütfen lütfen gitme... Yalvarırım...
IŞIKLAR DEĞİŞİR - DEDEYİ GÖRÜRÜZ BU KEZ DAHA BİTKİNDİR
DEDE - Hanselll... Hanselll.....
DEDE - Hanselll... Hanselll..... Neredesin oğlum cevap ver!.. (DİĞER YANDAN KAYBOLUR)
(RUH DENİZ KIYISINA GELİR VE SESLENMEYE BAŞLAR)
RUH - Hansell... Hansel... Benim. Senin ruhun. Lütfen görün bana.
HANSEL - (DEKORUN ARKASINDAN) Gene mi sen yapışkan ruh, sana gelmemeni söylemiştim.
RUH - Ama ben geleceğimi.. Bak geldim işte.
HANSEL - (GÖRÜNÜR) Peki bu kez ne istiyorsun, çabuk söyle Papalina beni yemeğe bekliyor.
RUH - Sana bu sefer ne getirdim biliyor musun? (YÜZÜĞÜNÜ GÖSTERİR) Bak. Ne bu biliyor musun? Sihirli bir yüzük. Taaa Arabistandan getirdim. Buna sahip olmak istemez misin? O an dünyanın tüm krallarından bile güçlü, onlardan bile varlıklı olacaksın..
HANSEL - Ben zenginlik, ben güç istemiyorum inatçı ruh. Benim sevgim bana yetiyor. Papalina’mın sevgisi ise dünyanın tüm hazinelerinden daha değerli benim için.. Hadi bakalım hoşşçakal.. Bir daha da rahatsız etme beni... (KAYBOLUR)
RUH - (ÖFKE DOLU) Unutma gene geleceğim Hansel.. Seninle beni hiçbir güç ayrı koyamayacak... Gene geleceğim... (IŞIK ÜSTÜNE SÖNER)

(ÖBÜR KÖŞEDE YANAN IŞIK ALTINDA PETER PAN’I GÖRÜRÜZ.)
PETER PAN - Gördünüz değil mi çocuklar, Hansel’in gözü Papalina’nın sevgisinden başka bir şeyi görmüyor. Ruh da onu kandırabilmek için önüne gelene kötülük bile ediyor... Bakın, bakın bu kez de öbür taraftan geliyor.. Ses çıkarmayın, şıışşt, susun birlikte izleyelim.
RUH - (SİZSİCE GELİR) Hansel... Hanselll...
HANSEL - (BU KEZ ÖFKEYLE GELİR) Sana kaç kez söyledim gelme bana diye. Dinlemek istemiyorum seni. İstemiyorum.
RUH - Son kez dinle.
HANSEL - Hayırrr. Ne güç istiyorum, ne zenginlik ne de akıl.
RUH - Ama bu gün söyleyeceklerim bunlarla ilgili değil.
HANSEL - Neyle ilgili peki?
RUH - Çok güzel şeyler gördüm ben. Çok güzel.
HANSEL - Anlat bakalım neymiş gördüğüm?
RUH - Şu gördüğün dağın ardında bir nehir var. Onun kıyısında da bir han.. O han da ise güzeller güzeli bir kız.. Güzeller güzeli.
HANSEL - Ben Papalina’dan daha güzel bir kız düşünemiyorum. Anlamıyor musun?
RUH - Ama bu kızın muhteşem bir becerisi var.. Papalina’da olmayan.
HANSEL - Neymiş o?
RUH - Bu kızın, küçücük güvercinleri bile kıskandıracak, minicik ayakları var.. Ve bu minicik ayakları üstünde öylesine güzel raks ediyor ki aklın durur.
HANSEL - Dans mı ediyor?
RUH - Ona dans etmek değil ibadet denir.. Öylesine şiir dolu ki, sanki kanatlanıyor sanki bulutlarda dolaşıyor.. Onunla birlikte sanki sen de göklere çıkıyorsun.. Senin Papalina’nda olmayan ayaklarıyla böylesine bir gösteri yapabilir mi sana? Söyle yapabilir mi?
HANSEL - Şeeyy, yapamaz tabii...
RUH - Bu güzelliği görmek istemez misin?
HANSEL - Çok mu uzakta bu han?
RUH - Çok uzak sayılmaz.. Hemen gidip dönülebilir.
HANSEL - Ama ben ruhsuz nasıl yaşarım karada?
RUH - Ben buradayım Hansel. Tekrar bedenine alabilirsin beni.
HANSEL - Ama o zaman denize dönemem.
RUH - Gidip geldikten sonra beni tekrar çıkarırsın bedeninden.
HANSEL - Evet o olabilir.
RUH - Bıçağın yanında mı Hansel?
HANSEL - Yanımda..
RUH - Hadi, hadi o zaman elimizi çabuk tutalım. Al beni bedenine. Çağır beni tekrar.
HANSEL - (İKNA OLMUŞTUR. BIÇAĞINI ÇIKARIR RUHUNUN ÖNÜNDE DURUR GÖLGEYİ KESER VE BUYURUR) Ey ruh, benim olan ruh. Sana emrediyorum, vücuduma geri dön. (IŞIKLAR DEĞİŞİR, BİR SPOT IŞIKLA ŞİMŞEKLER ÇAKAR MÜZİK YÜKSELİR... KÖŞEDEKİ SPOT YANAR VE Peter Pan’I GÖRÜRÜZ.)
PETER PAN - Gördünüz ya çocuklar, ruh sonunda Hansel’i kandırdı. Demek ki her insanın zayıf olduğu bir yanı var.. Görelim bakalım zaman ne gösterecek? Hansel bu çapraşık duygudan nasıl kurtulacak? Ruh muradına erebilecek mi? Ben gidip şu Pitkin Dedeyi teselli etmeliyim. Çok ihmal ettim onu. Çok üzüldü zavallı. (SAHNENİN ÖTEKİ YANINA YÜRÜRKEN IŞIK KULÜBENİN ÖNÜNÜ AYDINLATIR DEDE OTURMUŞ ACI ACI DÜŞÜNMEKTEDİR)
PETER PAN - Merhaba Pitkin Dede.
DEDE - Merhaba evlat, merhaba. Öldüm bittim. Her yerde aradım Hansel’i ama bulamadım. Sanki yer yarıldı dibine girdi. Ya da deniz yuttu oğlumu. Artık en küçük bir umudum kalmadı. Bulamayacağım.
PETER PAN - Üzülme dede. Ben buldum onu.
DEDE - (HEYECANLA) Buldun mu, nerede, çabuk söyle, çabuk?
PETER PAN - Dur dedeciğim heyecanlanma söyleyeceğim. Şu dağın ardındaki handa raks eden, dünya güzeli bir kızı izlemeğe gitti az evvel.
DEDE - Tanrım, tanrım sana şükürler olsun, oğlumu buldum sonunda, sana minnettarım.. Sağol Peter, sen de sağol.. Gel seni bir öpeyim. (ÖPER) Sağol evlat.. Gidiyorum ben. Oğlumu görmeye gidiyorum. Şu sakat bacağıma rağmen gidiyorum. (DEDE SANKİ GENÇLEŞMİŞ GİBİ KOŞARAK ÇIKAR)
PETER PAN - (ARKASINDAN) Hoşçakal dede.. Koşma, yorma kendini.. Nasıl sevindi değil mi çoçuklar? Bakalım bulabilecek mi torununu? Hadi izleyelim. Bakalım hayallerimiz bizleri nereye götürecek?

IŞIKLAR KARARIR-BİR DOĞU MÜZİĞİ EŞLİĞİNDE YENİDEN YANARKEN SAHNEDE DANS EDEN PAPALİNA GÖRÜLÜR-EŞSİZ BİR GÖSTERİDİR BU. SEYİRCİNİN ARKASINDAN GİREN HANSEL RUHUYLA KONUŞMAKTADIR-RUHUN SESİ BOŞLUKTAN-EKOLU BİÇİMDE BANTDAN GELİR.
HANSEL - O harika dans eden kızı burada mı gördün?
SES - Hayır burası değil.
HANSEL - Yani devam ediyoruz aramağa, öyle mi?
SES - Evet devam ediyoruz. SEYİRCİNİN ARDINDA ONLAR KAYBOLURKEN DEDENİN SESİ DUYULUR UZAKLARDAN-HANSELİ ÇAĞIRMAKTADIR.
DEDE - Hansel oğlum neredesin? Benim deden.. Hansel.. Hansel....
Işık kaybolurken sahnede dans eden Papalina yeniden görünür..
HANSEL SALONUN BİR BAŞKA YERİNDE GÖRÜNÜR GÖRÜNMEZ PAPALİNA’NIN IŞIĞI SÖNER.
HANSEL - Öldüm yürümekten. Hani nerede dans eden kız? Burası mı?
SES - Hayır burası değil..
HANSEL - Hani çok yakındı? Hani gidip dönecektik hemen? Ben artık yürüyemiyorum. Hem açlıktan ölmek üzereyim. Bak hava da kararıyor.
SES - Bir yerde kıvrılır uyuruz. Yarın gideriz dans eden kıza.
BU ARADA SAHNEYE YAKLAŞMIŞLARDIR SAHNEDE YERE OTURMUŞ BİR ADAM VARDIR YANINDA BULUNAN BİR SEPETTEN YEMEK YEMEKTEDİR HANSEL ONA YAKLAŞIR.
SES - Git o adamdan yemek aşır hadi.
HANSEL - Saçmalama. Ben hırsız mıyım?
SES - Açlıktan geberecek misin?
HANSEL - Hırsızlık yapacağıma ölmeyi tercih ederim.
ADAM DEHŞETLE KENDİ KENDİNE KONUŞAN HANSEL’İ SEYRETMEKTEDİR.
SES - Hadi aptallık etme, git çal adamın yemeğini.
HANSEL - (BAĞIRARAK) Hayırrrr...
TACİR - Merhaba yabancı, bir derdin mi var?
HANSEL - Yoo, hiçbir derdim yok.
TACİR - Hayır, kendi kendine konuşuyorsun da..
HANSEL - Kendi kendime mi?
TACİR - (ÇEKİNEREK) Ya da bana öyle geldi.

SUSKUNLUK....
SES - Hadi aptallık etme çal yemekleri..Çal... Çal... Çal......
HANSEL - Hayırrrr.....
SUSKUNLUK
TACİR - (KORKUYLA AMA SEVECEN) Otur.. (HANSEL DENİLENİ YAPAR) Bir şeyler yemek ister misin?
HANSEL - Sağol..
TACİR - Çekinme, al.. buyur.. İstediğin kadar yiyebilirsin.. HANSEL ALIP YEMEĞE BAŞLAR- GİDEREK DAHA İŞTAHLA YER TACİR GÜLÜMSER. Bu kadar açtın madem neden istemedin başta? İnsanız hepimiz, bir gün de sen bana ikram edersin.. İnsanlar birbirini sevmeli, yardım etmeli, öyle değil mi?
SUSAR O SIRADA RUHUN SESİ YANKILANIR ÇAL ÇAL ÇAL
TACİR - Ben tacirim. Hep gezerim. Diyar diyar... Hem alışveriş eder para kazanır, hem de senin gibi böyle yeni insanlar, yeni kardeşler tanırım. Bunun zevkini dünyada hiçbir şeye değişmem. Demin de dediğim gibi insanlar birbirini sevmeli. Herşey iyilik ve sevgi üstüne kurulmalı bu dünyada. Öyle değil mi? SUSKUNLUK Doymadınsa, daha alabilirsin. Hatta hepsini yiyebilirsin.. Çekinme lütfen...
HANSEL - Sağol, doydum..sağol..
TACİR - Eeee tanışalım mı artık? Benim adım Sinbad. Seninki nedir?
HANSEL - Ben de Hansel.. İskoçyalıyım.. Balıkçılık yaparım. Nehir kıyısındaki bir hanı arıyorduk, yolumuzu kaybettik.
TACİR - Kiminle arıyordun, bir arkadaşınla mı?
HANSEL - Şey, yani ben tek başıma arıyordum. Tek başıma..
TACİR - (BİRAZ ŞAŞIRMIŞ)Yaa? Neyse.. Ama artık hava karardı, yarın ararsın.. Ben burada geçireceğim geceyi. Şöyle kıvrılıp uyuyacağım, istersen sen de uyu. Hem birbirimize can yoldaşı oluruz. Tamam mı?
HANSEL - Sağol... Başka çare yok anlaşılan... (UZANIR) İyi uykular.
TACİR - (O DA KIVRILIR) Sana da Hansel. Sana da iyi uykular...

MÜZİK VE IŞIK EŞLİĞİNDE BİR ZAMAN AŞIMI VERİLİR
MÜZİK SUSAR - BİR SÜRE SESSİZLİKTEN SONRA
SES - (RUH) Hansel... Hansel... Uyan... Uyan Hansel.
HANSEL KIPIRDANARAK UYANIR
SES - Kalk kalk... HANSEL DİKİLİR.
SES - Sinbad’ın baş ucundaki torbayı görüyor musun? İçi altın dolu. Al onu.. Al onu.. Al onu...
HANSEL - Hayır.. Alamam. Ben hırsız değilim. Hayır.
SES - Al onu Hansel.. Al. Zengin oluruz. Bizim olsun o altınlar. Al onu.
HANSEL - Hayır diyorum. Hayır. Ne kötüsün sen, sen benim ruhum olamazsın.
SES - Kalk ve al Hansel... Al Hansel.. Al Hansel.. Al Hansel... Al Hansel...

HANSEL BİR UYURGEZER GİBİ KALKAR RUHUN İSTEDİĞİNE UYMAYA BAŞLAR
SES - Korkma Hansel. İçini rahat tut. Eğil ve al onu. Hadi. Hadi. Hadi. Sonra kaçıp gideriz. Al onu. Al onu. Al onu.

Hansel eğilmiş tam alırken sinbad uyanır ve görür.
TACİR - Hansel, ne yapıyorsun? Delirdin mi sen? Onlar benim.
SES - Al onu.. Al onu.. Al onu..

HANSEL TORBA ELİNDE AYAĞA KALKMIŞTIR.
TACİR - Hansel, ben, ben sana iyilik ettim. Aşıma ortak ettim seni, sana kardeşlik ettim. Nasıl yaparsın Hansel?
SES - İt onu düşsün. İt onu düşsün.
HANSEL DENİLENİ YAPAR.
TACİR - Hansel lütfen sen bu kadar kötü olamazsın. İsteseydin ben verirdim sana. Lütfen..
SES - Vur kafasına Hansel.. Vur kafasına. Vur kafasına.

HANSEL SESE UYAR VE TACİR’İN KAFASINA TORBAYLA VURUR ADAM YERE DÜŞER AYNI ANDA IŞIKLAR DEĞİŞİR. HANSEL PANİK VE ŞAŞKINLIK İÇİNDE KOŞARAK GİRER.
HANSEL - Tanrım ne yaptım ben? Nasıl yaptım bunu? Nasıl uydum o kötü ruhumun dediklerine? Nasıl yaptım ben?
SES - Rahat ol Hansel. Rahat ol aldırma.
HANSEL - Sus dinlemek istemiyorum seni. Sus. Senden nefret ediyorum. Neden yaptırdın bana bu kötülüğü, neden?
SES - Neden mi? Dinle Hansel. Sen beni vücudundan kopartıp attın. Başıboş bıraktın beni. Yalnız bıraktın.. Bütün bu kötülükleri işte o zaman öğrendim. Kendimi savunmak için Hansel.
HANSEL - Kötülüklerine kılıf arama. Beni ortak etme onlara, anladın mı? Sen çok kötüsün. Tanrım nasıl kandım sana? İçimdeki sevgiyi bile unutturdun bana.
SES - Üzülme Hansel, bak elindekiler artık bizim. Biz de zenginiz. Dilediğimiz gibi yaşayacağız artık. Gönlümüzce..
HANSEL - (ELİNDEKİ ALTINLARI FARKEDER - FIRLATIR YERE VE ÜSTÜNDE TEPİNMEĞE BAŞLAR) Hayır.. İstemiyorum bunları. Seninle yaşamak da istemiyorum kötü ruh.. Şimdi kurtulacağım senden. Yeniden kurtulacağım.
Bıçağına sarılır gölgesini kesmeğe uğraşır. Emrediyorum sana çık vücudumdan. Defol, defol.. İstemiyorum seni.
SES - Kahkahalarla gülmektedir.
HANSEL - Emrediyorum çık vücudumdan çık.. Çık diyorum sana.
SES - İnsan ruhunu bir kez kovabilir Hansel. Sadece bir kere. Artık o elindeki bıçağın hiçbir hükmü kalmadı. Artık sonsuza kadar içindeyim. Artık benimle yaşamak zorundasın unutma bunu. Bundan böyle benden vazgeçemezsin.
YİNE GÜLER
HANSEL - O kahrolasıca cadı bunu bana neden söylemedi? Tanrım yardım et bana. Ah keşke dedem burada olsaydı. Dedeciğim dedeciğim...
DEDE - ARKADAN GİRER... Hansel yavrum neredesin? Hansel...
HANSEL - SAHNEDE. Dedemin sesi bu. Dede! Dedeciğim buradayım.
SAHNEYE ÇIKAR KUCAKLAŞIRLAR.
DEDE - Oğlum benim. Nasıl aradım seni bir bilsen.. Ama sonunda sana kavuştum..
HANSEL - Dedeciğim, bağışla beni seni çok üzdüm.
DEDE - Neyin var, neden bu kadar öfkelisin?
HANSEL - Ruhum dede, ruhum bana olmadık kötülükleri yaptırıyor.
DEDE - Ama sen onu çok başıboş bıraktın oğlum. İnsan ruhuna hep sahip çıkmalı, onu her türlü kötülükten korumalıdır. Onu tertemiz, saf kılmalıdır. Öyle değil mi?
HANSEL - Haklısın dede, keşke onu içimden atmasaydım. Şu anda inan ki ne yapacağımı bilemiyorum
PETER PAN - (YAKLAŞARAK)Üzülme Hansel bir çözüm buluruz,üzülme.
HANSEL - Peter Pan nasılsın?
PETER PAN - İyiyim,merak etme...
HANSEL - Ben mahvoldum, bu ruh bana en büyük kötülükleri yaptırdı. Bana ekmek veren, dünya güzeli bir adamı öldürttü bana. Mahvoldum.
PETER PAN - O ölmedi ki Hansel,yalnızca bayıldı.
HANSEL - Ölmedi mi?
PETER PAN - Ölmedi tabi...Bak, bak geliyor o taraftan, hadi kendisinden özür dile. Hadi.

KAFASI SARGILI OLARAK SİNBAD GİRER.

HANSEL - Bağışla beni Sinbad. Lütfen. Bak altınların burada. Bir teki eksik değil..
TACİR - Önemli değil Hansel...Ben zaten biliyordum senin kötü bir insan olmadığını.
PETER PAN - Sarılın bakalım o zaman iki kardeş gibi. Hadi durmayın. Sarılsınlar mı çocuklar ,ha ne dersiniz? Bakın duydunuz mu çoçuklarda öyle istiyor. Bumdan böyle Pitkin dede hepimizin dedesi olsun, bizler de kardeşler, ağabeyler, ablalar olalım sizlere, olur mu çocuklar? İster misiniz?
HANSEL - İyi de bu ruhum bana yeniden kötülük yaptırmaya kalkarsa, ne yaparım ben?
DEDE - Hansel, sen onu bedenine aldığında, kalbine almış mıydın?
HANSEL - Hayır. Çok kızgınım ona.
DEDE - Olmaz,kalbinde saklayacaksın ki onu, seni sevsin, senin sıcaklığınla mutlu olsun ve kötülük yapmasın, yaptırmasın.. Hadi barış onunla, hadi oğlum al onu kalbine.
HANSEL - Alayım mı çocuklar ne dersiniz, siz karar verin... Peki, peki hem dedemin hem de sizlerin hatırı için bağışlıyorum ben de onu. Evet alıyorum onu kalbime.
SES - (ÇOK MUTLU BİR SESLE) SAĞOL HANSEL SAĞOL HANSEL SAĞOL HANSEL
PETER PAN - Duydunuz değil mi çocuklar. Demek ki insan kalbiyle, ruhuyla, duygularıyla bir bütün bu dünyada. Birbirlerinden ayrılmayan kavramlar. Önemli olan onların bir uyum, bir bütün, bir sağlıklı yapı içinde birlikte olmaları.. O zaman ne kötülükler olur dünyamızda, ne çirkinlikler.. Öyle değil mi çocuklar?
HANSEL - Peki Papalina ne olacak Peter?
PETER PAN - Bırakalım herkes ait olduğu yerde, mutlu olduğu ortamda yaşasın Hansel..
HANSEL - Peki ben onu bir daha göremeyecek miyim?
PETER PAN - Neden göremeyeceksin kardeşim? Ne zaman denize açılsan o gene sana şarkılarıyla eşlik edecek. Sevgisiyle yalnız bırakmayacak seni. Ne seni ne de başkalarını. En çok da şu salonda bizleri izleyen dünya güzeli çocukları.. Önemli olan sevgiler tam olsun yüreklerimizde. Hem yüreklerimizde hem hayallerimizde.. O zaman, o zaman masallar bile sevgiyle dolar. Hem de dolup taşar.. Öylesine taşar ki asırlar ötesine bile ulaşır.. Tabii ya, bakın ben nasıl geldim yıllar ötesinden.. Niye? Çünkü yüreğimde eksilmeyen bir sevgi denizi var. Gencecik.. Öylesine coşkulu ki, dünyanın tüm çocuklarına yeter.. Hepinize.. Hadi bakalım, bu günlük kapatalım mı hayat perdemizi? Hem unutmayın ben konuğum sizlere.. Daha bir sürü işim var. Dünyanın bütün ülkelerindeki çocuklar beni bekliyor. Onlara da sözüm var.. Gitmek zorundayım.. Ama üzülmeyin gene geleceğim sizlere. Nasıl gelmem, öyle güzel şeyler yaşadım ki sizlerle.. Unutabilir miyim sanıyorsunuz?
HANSEL - Bizler de seni unutmayacağız Peter Pan.. Öyle değil mi çocuklar?
DEDE - Tabi evlat.. Hiçbirimiz.. Şimdi dilerseniz sevgili çocuklar, bir armağanla uğurlayalım sevgili Peter Pan’ı.. Ona sevgi dolu, dostluk dolu, güzellik dolu bir şarkı sunalım.. İster misiniz?
ŞARKI
GELİN HEPİNİZ
GELİN BİZLERE
SEVGİMİZE
MUTLU OLDUK
BİZ BİZE
GELİN HEPİNİZ
GELİN BİZLERE
KENETLENSİN ELİMİZ
BİRBİRİMİZE
GELİN HEPİMİZ
GELİN BİZLERE
NEŞ’E KATALIM
NEŞ’EMİZE
BİZLER ÇOCUKLARIZ
BİZLER DÜNYAYIZ
TOPLANDIK HEPİMİZ
DOSTLUĞA KARDEŞLİĞE
DOĞRULUĞA İYİYE.
GÜZELLİĞE NEŞEYE
TOPLANDIK HEPİMİZ
SEVGİYE BERABERLİĞE
GELİN HEPİNİZ
GELİN BİZLERE
BAŞLASIN HAYALLERİMİZ
BİTSİN HEP BİZ BİZE
GELİN HEPİNİZ
GELİN BİZLERE
EL SALLAYALIM
BİRBİRİMİZE
EL SALLAYALIM
GİDENLERİMİZE
SEVGİLERLE
SEVGİLERLE
SEVGİLERLE
BİRBİRİMİZE
ŞARKININ SONUNA DOĞRU PETER PAN YAVAŞ YAVAŞ, SEYİRCİNİN ARASINDAN UZAKLAŞIR. BU BİR ÇEŞİT ONUN DA UĞURLANMASIDIR.
 
Katılım
3 May 2006
Mesajlar
238
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
53
ATATÜRK’ÜN HAYATI ( Çocukluğu)
“ Çocuklara geleceğin büyükleri gözü ile bakmalı ve
öyle davranmalıdır.”
ATATÜRK

Yıl 1881
Selanik’te pembe bir evde…
El dokusu alaca bir kilim yerde,
Duvarlar boyunca sedir,
Örtüler dantel dantel,
Pencereler patiska perdelidir.
Göz emeği, iğne oyası,

Burası, bir doğum odası.

Mustafa’m mışıl mışıl uyuyordu…
Girdi Ali Rıza Bey odaya
Ağır adımlar boyunca.
Okşadı Allah’ın inayetini.

“Maşallah!”
“ Büyüyünce paşa olur inşallah!”

Mustafa’m mışıl mışıl uyuyordu…
Gök tanrısı gibi mavi gözler…
Sırma saçlar püskül püskül,

Gül Zübeyde’m gül”…

“ Amin olayları, mahalle mektebi, Rüştiye,
Başlıyor Mustafa gelişmeye
Nasıl ererse meyveler bal bal
Olgunlaşıyor. Mustafa Kemal

Kemal öğretmenlerin elinde,
Kemal öğretmenlerin dilinde…

Harp Okulu, İstanbul
Milletim, vatanım diyerek
Harp Akademisinin gün yüzlü delikanlısı


Uyumaz sabahlara dek,
Vatana kurtuluş gerek.






Yıl 1905
Bir yüzbaşı doğuyor Harp Akademisinden yıldız yıldız
Bakışları çelik,
Dudakları bıçak sırtı gibi sert!
Bir ayak Şam’da bir ayak Selanik’te
İstanbul’da, Trablus’ta Sofya’da
Dünyanın sekizinci harikası.

Koşuyor, vatan uğrunda,

Anafartalar, Conkbayırı, Arıburnu’nda
Çanakkale, dağ – tepe, hey dostlar!
Dile gelse Kartaltepe Maydos’lar
Söylese destanını bir bir…

Siper dolusu düşman.
Gökler dolusu gülle.
“ Hey aslanlar, evlatlar
Oradan, böyle geçilir.”

Bir büyü, zırh gibi kaplamış O’nu,
Ateş yağmurundan sel olur geçer,
Sel çoksa önüne yel olur geçer…
Göğsüne kalkan gibi germiş inancını,
Pala gibi sıkıştırmış dişlerine hıncını.

İki ateş ortasında Mustafa Kemal

Elinde kılıç elinde gümüş kamçı
Mustafa Kemal at üstünde, Mustafa Kemal yaya,
Bir vatan nasıl kurtarılır burada öğrendi Dünya!
Mustafa Kemal ilerde, Mustafa Kemal en önde,
Mustafa Kemal askeriyle siperde…
Albay Mustafa Kemal her yerde

“ Ey altın saçları gül yüzüne yapışmış
Mavi gözlü, aslan duruşlu Gazi’m!
Sayende Çanakkale destan destan!
Çanakkale Türk’e alnının teri kadar hak
Çanakkale ana sütü kadar helal! ”








“ Yıl 1919… Mayıs 19….
Karadeniz köpük köpük
Kara gözlerinde şimşekler çakıyor
Yoksa bir oyun mu hazırlanıyor?

Tekne eski, pusula bozuk, dalgalar çetin
Elleri gök yüzünde bütün milletin…

Samsun, Samsun ! Aç kollarını kanat kanat,
Dünyalar senin oldu…
Gök Tanrısı bir kuş oldu sana kondu…
Sahiller tıklım tıklım… Baba, evlat, çoluk – çocuk, ana dolu

Öz evladın kapındadır, aç bağrını Anadolu !
Gülsün yüzünüz artık gülsün …
Davullar, davullar döğülsün…
Sağ eller havada, sol eller belde
Oynasın uşaklar fındık bahçelerinde.
Erzurum dağları, çetindir çetin
Kale gibi, burçlar üstüne;
Elele, baş başa bir kilit oluverdi Anadolu

Anahtarı Kemal’imin elinde
Kemal’im cümle alem dilinde !

Ver elini halay diyarı Sivas hey !
Hey gümüş gagalı, mercan ayaklı masal diyarı hey !
Üçetekler savurur yayla dumanı buram buram,
Mor şalvarlar kuşanılır düğünde,
Kara gözlüdür ak yüzlüdür tarih boyunca Sivas,

Bir erkek ses, servi boy ki eğilmez,
Ata’sından başkasının önünde.

Kongre salonu bir okul odasıdır,
Okul sıralarında ağalar, beyler oturur…
Ve hocalar Mustafa Kemal
Bir vatan destanı okur haykırarak !...

Baş başa verdi, kara gözlü Sivas’lım:
Yiğitlerden bir harman yapar mıyım, yaparım !...
Durulur mu rüzgar esti yayladan
Harman başlıyor hemşehrim harman…





Kemal’ime bir can değil yüz can değil, bin can az…

Ankara’da güneş bir başka türlü doğar
Göklere asılı mor kayalar ardından…
Damar damar yayıldı buradan vatan aşkı
Köy, kent sınırlarına,
Akın başladı !...

Dayanmaz bu hıza karşı
Düşman yurttan kovulur
Türk ulusunun sesi
Tüm dünyaya duyulur.

Dualar, dualar, dualar okunur.
Ve zafer İzmir’de biter…
Ve zafer İzmir’de başlar.
Ve zaferden zafere Mustafa Kemal !...
 
Katılım
3 May 2006
Mesajlar
238
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
53
CUMHURİYET GÜNEŞİ


1. ÖĞRENCİ 2. ÖĞRENCİ
Kuşatılmıştı yurdumuz, Güzel yurdun sağı solu,
Dağıtılmıştı ordumuz. Her yanı düşmanla doldu.
Düşmanlarımız güçlüydü, Özgürlüğe düşkün millet,
Ama yoktu hiç korkumuz Sevmedi hiç bu durumu.

KORO KORO
Biz yarının büyükleri, Biz yarının büyükleri,
Unutmayız o günleri. Unutmayız o günleri.
Çalışırız hiç durmadan , Çalışırız hiç durmadan ,
Işıtırız geceleri. Işıtırız geceleri.


3. ÖĞRENCİ 4. ÖĞRENCİ
Mustafa Kemal Paşamız, Mustafa Kemal başlattı,
İlk önce çıktı Samsun’a Kurtuluş Savaşı’mızı,
Özgürlüğün yollarını, Halk, ordusuyla birlikte
Anlattı bütün halkına. Karşıladı düşmanları.


KORO KORO
Biz yarının büyükleri, Biz yarının büyükleri,
Unutmayız o günleri. Unutmayız o günleri.
Çalışırız hiç durmadan , Çalışırız hiç durmadan ,
Işıtırız geceleri. Işıtırız geceleri.

5. ÖĞRENCİ 6. ÖĞRENCİ
Kurtuluş mücadelemiz, Cumhuriyetin ilanı,
Zaferlerle sonuçlandı. Sevindirdi hepimizi.
Doğdu özgür Güneş’imiz, Yaşatmak cumhuriyeti,
Aydınlandı günlerimiz. Bütün ulusun göevi.

KORO KORO
Biz yarının büyükleri, Biz yarının büyükleri,
Unutmayız o günleri. Unutmayız o günleri.
Çalışırız hiç durmadan , Çalışırız hiç durmadan ,
Işıtırız geceleri. Işıtırız geceleri.
 
Katılım
3 May 2006
Mesajlar
238
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
53
ATATÜRK ORATORYOSU
İHTİYARLAR KOROSU:
Yol kapalı,yol uzun,tanyeri karanlık
Yürür Atatürk elinde ışık
Geceler mi çöktü damlar mı yıkık
Yetişir Atatürk imdada o zaman
Atatürk başta o zaman
İşte Atatürk o zaman büyük
GENÇLER KOROSU:
Gene de O’nun buyruğu:İleri!
Yüreği soluğu ileri
Ordular atılın ileri
Kartallar sınırdan sınıra uçun
Yiğitler koşun ileri
ANALAR KOROSU:
Sana bağlandı gönüller o gün
Baş koydu yoluna başı olan
Sana eklendi sevgiler saygılar
Yüceydin daha da yüceldin o zaman
Atatürk bir destan oldu koskoca
İHTİYARLAR KOROSU:
Açlar açıklar yenikler yitikler
Bir uçtan bir uca çırpınan vatan
İnişler yokuşlar göçüşler çöküşler
Kağnı kağnı ateş oluk oluk kan
Nineler dizlerini uzattı başına
Analar saçlarını örttü üstüne
Yorgun kanatları omuzları kan
Saf saftı ölüler meydanlarda
Vurulmuş devlerdi açıkta yatan
ANALAR KOROSU:
Hey çelik göğüslü kaya omuzlu
Düşman binlerce engel yüz bin
Doruklar yüce tepeler şahin
Oklu kılıçla kesildi önün
HALK KOROSU:
Nasıl atıldındı düşmana süngünle
Ellerin kanda kırılmış kaburgan
Nasıl döğüştündü yenilmez gücünle
İnmeden bir soluk atından
Büyüktü savaşın büyüktü milletin de
Bastığın toprak kahraman
GENÇLER KOROSU:
Göz seni görmeyince kör oldu o gün
Bir seni bulmayan umutsuzdu
Adını anmayan mutsuzdu
İzinde yürüyen yol aldı o gün
ANALAR KOROSU:
Ömrün koskoca bir acıydı Atatürk
Kimse çekmedi sencileyin
Baş baştı yüreğin göz gözdü
GENÇLER KOROSU:
Karaydı geceler doğularca
Bir sen güneşçe gürledin
İnanın dedin millete
İnanıca güvenin
HALK KOROSU:
El ele çıktık yola seninle
Sen eğittin biz eğittik seninle
Ateşe ölüme gittik seninle
İşte Önümüz sonumuz seninle
Ya varız ya yoğuz seninle
GENÇLER KOROSU:
Sen gel bize gene Atatürk
Yürü bizimle ölüme dirime
Hep sen ol bizimle
Kal bizimle yürü bizimle
Ara bul bizimle
Hep sen ol bizimle Atatürk
......
MUSTAFA KEMAL TÜRKÜSÜ
KORO:
Bütün eller Kemal yazar
Bütün diller Kemal söyler
Hey dağların anası
Kemalsiz vatan neyler
KIZ:
Söyle bana yavrucuğum
Otur dizlerime de
Hürriyeti yaşıyorsun alabildiğine
O mavi gözlerinde
KORO:
Sen Mustafa Kemal misin
KIZ:
Gel bana yavrucuğum
Sarıl boynuma
Vatana nur veriyorsun
Her ipek telinden saçların
Sarı ve yumuşak
KORO:
Sen Mustafa Kemal misin?
KIZ:
Dinle beni yavrucuğum
Koy başını göğsüme
Usulcacık şöyle
ERKEKLER:
Senin yüreğin midir bu çarpan
Böyle aşkla milyonlar adına
Yüceliği esenliği adına vatanın
KORO:
Sen Mustafa Kemal misin?
Sırmalar rütbeler değil istediğin
Ayağındaki toz
Alnındaki ter bile
Nurlu gelecekler için
KIZLAR:
Söyle bana yavrucağım
Sen Mustafa Kemal misin?
KORO:
Atatürk nerede?
ERKEK:
Atatürk’ü boşuna arıyorsun tepelerde
Orada O’nun sadece hatırası var
Atatürk bir sonsuz ülkü artık
İnanmış gönüllerde
KORO:
Atatürk nerede?
KIZLAR:
Şu altın yaprakları savuran
Kasım yellerinde
Ozanca düşünürsen eğer
Atatürk açıyor çiçeklerde
KORO:
Atatürk Nerede?
KIZLAR:
Şu uçsuz bucaksız maviliklerde
Yurdu bekliyor göz kırpmadan
Işık olmuş Atatürk Mehmetçiğin yüreğinde
KORO:
Atatürk nerede?
ERKEKLER:
Çalışmanla bulacaksın O’nu
Sanatta bilimde fende
Rengi şafaklardan daha al
Bayrak olmuş dalga dalga kalelerde
Çağlarda parlıyor O
Ölümsüz
Yaşıyor en doğruda
An gerçekte
En güzelde
KORO:
Tükenir elbet
Gökte yıldız
Denizde kum
Tükenir.
Bu vatan toprakları cömert
Analar babalar cömert
Kutsal bir ateşim ki ben sönmez
İnanın Mustafa Kemaller Tükenmez
ERKEK:
Ben de etten kemiktendim elbet
Ben de bir gün ölecektim elbet
İki Mustafa Kemal var
İyi bildin
Ben işte o ikincisi
Sonsuzlukta ruh gibi bir şey görünmez
KORO:
İnanın Mustafa Kemaller tükenmez
KIZLAR:
Hep kardeşliğe bolluğa giden yolda
Güzel düşünceler soylu fikirlerde ben
Yepyeni buluşlarla
Geriliği kovmuşum ben
Dönmez
KORO:
İnanın Mustafa Kemaller tükenmez
ERKEKLER:
Başın mı dertte
Beni hatırla
Duy beni
En sıkıldığın an
Baştanbaşa her şeyi ile bu vatan
Sakın ağlamasın
Kasımlarda
KIZLAR:
Fatihler Kanuniler ölmez
İnanın Mustafa Kemaller tükenmez
KORO:
Sana borçluyuz ta derinden
Işığısın bu yurdun
Dilimizi,milliyetimizi öğrettin bize
Cumhuriyetimizi sen kurdun
Binlerce yaşa
Yurduna hizmeti büyük Kemal Paşa
Ölümsüz insan
Şanlı Atatürk
...
ORATORYO
Türk gençliği olarak özgürlüğün,bağımsızlığın , Cumhuriyetin ve inkılapların yılmaz bekçileriyiz.
Her zaman her yerde ve her durumda Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza,milletimizi çağdaş uygarlık seviyesine çıkaracağımıza namus ve şeref sözü verir kendimizi büyük Türk milletine adarız.
1.Kız Karanfil oylum oylum
2. Kız Geliyor selvi boylum
3. Kız Selvi boylum gelmezse
4. Kız Del’olur benim gönlüm
DELİKANLI:
Del’oldu gönlümüz gelmiyor
Karardı günlerim gülmüyor
Bir al sabaha özlem çekeriz
O güneş başka güneş yükselmiyor
İHTİYAR KADIN:
Bir ömür bilirim karadan kara
Canlar içre canlar uykusuz
Bir dert işlemiş vatanın gönlüne
Gönüller kor kor
Dudaklar susuz
İHTİYAR ADAM:
Dönmüyor feleğin kanadı
Yoruldu durdu kırıldı
Yürek bir al kanat olmak ister
Şöyle aldan al bir kanat
Vursun düşmanın yüzüne
Gözüne dizine
Pişman ediversin bir anda
Ulaştığı için gündüzüne
DELİKANLI:
Bir tokat bir yumruk olmak isterim
İneyim başına sertten sert
Ateşe verilsin yüreği
Çeksin gölgesini üstümden
Bir hilal olarak sonsuzca
Bu yurtta tek başıma
Gölgemle yaşamak isterim ben
KIZLAR KOROSU:
Karanfil deste gider
Türküdür beste gider
Bir Paşa İstanbul’dan
Samsun’a dosta gider
ERKEKLER KOROSU:
Karanfil oylum oylum
Geliyor levent boylum
Yurt gönüllüm gelmezse
Del’olur benim gönlüm
BİRİNCİ KIZ:
Birleşiverdi özgürlüğü sevmiş
Özgürlüğe özlem dudaklar
Yakın oluverdi Gazi Paşa ile
Vatanıma uzaklar
İKİNCİ KIZ:
Uzaklar dize geldi
Erzurum güze geldi
O büyük tan kaynağı
Sivas’tan bize geldi
ÜÇÜNCÜ KIZ
Sarı zeybek yaslanır
Yağmur yağar ıslanmaz
Bir kez kükreyiverdi mi
Deli gönül uslanmaz
BÜTÜN KORO:
Gazi Paşam Ankara’da
Bir adımla Afyon
Bir selam
Bütün yurt hazır
Bir işaretle
Yürekler bir kuş
Bir sözle
Bütün Anadolu cepheleri doldurmuş
BÜTÜN KORO:
Beş cepheden yaram var
Beş devletle vuruştum
Beş asker oldum bir günde
Daha da olurum beş asker
Ölürüm yeniden can bulurum
Her nereden olursa olsun
Vatan için düşman üstüne
Bir hınç olur doğrulurum
BİRİNCİ KADIN:
Kara günlerim uzaklaşın
Yok olun kara düşüncelerim
İşte vatanın bağrı can olmuş
Dermansız bilinen yürek
Birden bir derman olmuş
Gazi Paşam önümüzde
Gecemizde gündüzümüzde
Vatan bakışlı bir ceylan olmuş
KIZLAR KORO:
Karanfilim tastadır
Yüreciğim hastadır
Bütün sevgilerin yolu
Candan can olan dostadır
ERKEKLER:
Candan can olan Gazi’nin
Bir emriyle vuruldum
Bir kılıç oldum baştan ayağa
Afyon cephesine doğruldum
BİRİNCİ ERKEK:
Ben hazırım Paşam
Ben hazırım Paşam
Yurdun alın yazısını
Süngü olur yazarım Paşam
BİRİNCİ KADIN:
Ben bir al kanadım al
Al hıncını düşmana çal
Vatan uğruna ölem de
Yurdun başında sen kal
DELİKANLI:
Ben yıldırımdan ince
Şimşekten keskinceyim
Emret Paşam emret
Tanlardan da önceyim
KORO:
Karanfilim açılır
Kokusu yurda saçılır
Yar emrederse yar
Yürünmez aslanım uçulur
Uçun yiğitler uçun
Afyon’dan İzmir’i sorun
Kahpe düşman önünde
Bir ateş olup durun
KIZLAR:
Yurdumu alsın öyle mi
Yurdumda kalsın öyle mi
Benim Atamın kederi
Ağuyla gülsün öyle mi
KORO:
Hayır asla duramam
Mustafa Kemal emretmiş
Kimseye akıl soramam
ERKEK KORO:
Bir sel vatanın bağrından
Bir sel vatanın bağrına
Yücelerden yüce bir sel
Çevrildi İzmir yoluna
BİRİNCİ KIZ:
Kara günler karalarda eğlensin
Ak günlerim ellerimden tutuyor
Özgürlüğü emivermiş de ufuklar
Bana benim olan güneşler yaratıyor
ÜÇÜNCÜ KIZ:
İşte İzmir’in Kordon boyu
Yarin yamandır huyu
Düşman ne olduğunu bilmiyor
Öğrenmiş Hanyayı Konya’yı
DÖRDÜNCÜ KIZ:
Çekilin üstümüzden
Türk’e başbuğ geliyor
Vatanın damarlarından
Türk kanı yeniden geliyor
ERKEK KORO:
Karanfilim açılıyor durmadan
Açılıyor saçılıyor durmadan
Al renkler içinde vatanla
Uçuluyor uçuluyor durmadan
KIZLAR KORO:
Karanfil uzar gider
Yaprağın düzer gider
Özgürlük bir can olmuş
Gözlerin süzer gider
KORO:
Gazi Paşam Dünya’ya ferman
O’nun dilekleriyle yoğruldu vatan
Al karanfiller şimdi daha al
Şehit kanlarından
Yurdum sen bensin
Tek dilek sensin
Öyle bir aşk selisin
Akıp tükenmeyesin
Atatürk her işte bir fikir
Atatürk her işte bir adım
Atatürk her işte gür nefes
Atatürk her işte muradım
KIZLAR:
O gösteriyor millet yapıyor
O yapıyor millet yapıyor
O başımızda öyle bir yüce ki
Bütün başarılar O’ndan kopuyor
ERKEK KORO:
Vatanımız O’nunla geniş
O’nunla bayrağımız al
Biz O’nun emekleriyle
Yeşermişiz dal dal
BİRİNCİ KIZ:
Küçüktük elimizden tuttu
Uyandık dizinde uyuttu
Büyüttü yürüttü
Fikirleriyle okuttu
BİRİNCİ ERKEK:
Dallarım yapraksız neyleyim
Görmemeliydim
Atan öldü diyorlar
Duymamalıydım
BİRİNCİ KADIN:
Gözlerim ışıksız neyleyim
Bakmamalıydım
Ey yüce insan senin için
Seni için göz yaşı
Dökmemeliydim
DELİKANLI:
Günüm soldu erken neyleyim
Gülmemeliydim
Atam izinde yas nedir s
Bilmemeliydim
BİRİNCİ KIZ:
Gözyaşım dost oldu neyleyim
Ağlasam çaresiz
Atam yokluğunla yokum
Ölsem çaresiz
KIZ KORO:
Karanfilsin tarçınsın
Felek niçin hırçınsın
Atatürk’le var ol ki
O zaman benim harcımsın
ERKEK KORO:
Karanfil başa döner
Açılır süse döner
Duyunca can acımı
Renk atar yasa döner
KORO:
Karanfil katar oldu
Ayrılık beter oldu
Can varlığım Atatürk
Gözlerimde tüter oldu
BİRİNCİ KIZ:
O’nunla doluyuz her işimizde
Gecemizde gündüzümüzde
Her sabah işe başlarken
Önümüzde ve izimizde
BİRİNCİ ERKEK:
O’nunla doğuyor güneşlerimiz
Nabızlar O’nunla hayatta
Her an içimizde ve dışımızda
O’dur bizi yükselten
İKİNCİ ERKEK:
O’nunla temiz O’nunla gür
O yönetiyor diye ömrümüz ömür
Bayrağımız alnımız gönüllerimiz
O’nun özgürlüğü ile hür.
....
orotoryo
10 KASIM VE ATATÜRK
1- Ulu rüzgarlar esmedikçe
Yaşamak uyumak gibi;
Kişi ne zaman dinç
Dalgalanırsa bayrak bayrak gibi.
En yakınlar zamanla fersahlarca uzak gibi;
Bir sen varsın kalacak ,bir sen ölümsüz;
Daha da yakınsın , daha da sıcak
Bıraktığın toprak gibi. (B.Necatigil )
2- Bugün, Cumhuriyetimizin kurucusu, eşsiz komutan, büyük devlet adamı, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk ‘ün ebediyete intikalinin 63 .yıldönümündeyiz. Her zaman olduğu gibi O’ nu saygı ve minnetle anıyoruz.
Aziz Atam ! Düşünce ve İlkelerinin ülkemiz ve milletimiz için sonsuza dek “Tek çözüm olduğunu biliyoruz . Ve inanıyoruz ki , dünümüzü olduğu gibi , bugünümüzü de sana borçluyuz. Yarınımızı da sen de bulacağız.
3- Öldü sanmayın beni
Biliyorum , gelemem o yerlere bir daha
Mustafa Kemal olarak .
10 Kasımlar bensiz geçecek hep.
Fakat bilin ki ,
Kalbinizdeyim sıcak duygularınızla.
Elinizdeyim verimli işler içinde ,
Başınızdayım verimli düşünceler boyunca .
Türk milletinin gönlünde ve tüm dünyanın bağrında büyük izler bırakan Atamızı anlamak O ‘nun ilkelerini ve fikirlerini benimsemekle mümkündür.
4- Bir dağ taşıyorum omuzlarımda ,
Mahşere dek götüreceğim koşaraktan ,
Adı şanlı , yiğit paşam , genç paşam,
Sana ağıt değil destanlar yaraşır .
Ilık rüzgarlar esiyordu
Selanik ovalarında ;
Çiçekler sabaha doğru...
Dağ başka, sokaklar başkaydı;
Gün doğumundan önce.
O gece en güzel yıldızlar kaydı,
Nereden geliyordu bu aydınlık ?
Neydi insanları birden mutlu kılan ?
Bir yeni mevsimdi sanki
Selanik bahçelerinde yayılan
Aylardan Mayıs’tı ;
Yıllardan 1881
Selanik’te Ahmet Subaşı Mahhallesi’nde,
Zübeyde Ana ile, AliRıza Baba
Mutlulukların en yücesinde ... ( Adnan Ardağı )
1893 Mustafa Selanik Askeri Rüştüyesinde...
Mustafa adı MUSTAFA KEMAL oldu !
Koro
Ardından Manastır Askeri İdadisi
1899 İstanbul Harp okulunda MUSTAFA KEMAL
1902 Harp Akademisi ve 1905’te Kurmay Yüzbaşı olarak orduya katıldı.
İşte bir dev gibi aramızdasın işte!
Bu, gündüz gözlerin öylesine açık
Bu, gündüz gözlerin öylesine görür.
Sen demokrasi, sen özgürlük,
Böyle tanıdık, böyle gördük.
Halk bitkin, halk ümitsiz, bir bela var başımızda
MONDOROS!
30 Ekim 1918...
Ülke yıkılmış, parçalanmış
Bir ses vardı, yücelerden seslenen,
Bir ses vardı, Mondoros’a karşı gelen !
“ GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER”
Büyümüş O,
Yücelmiş, yücelmiş çağında
Kafamda bilim olmuş, düşünce olmuş,
Sevgi olmuş yüreğimde...
Türk verir miydi, bağımsızlığını, vatanını
Türk kan verdi!
Türk can verdi!
Yol çizmiş bana, Ülke olmuş
Özgürlük olmuş, erdem olmuş
Ve, yaşamak olmuş baştan başa.
Büyümüş O,
Yücelmiş, yücelmiş çağında ( G. Demiray )
Yaylılar gelip geçiyordu güneyden
Örtük kara perdeler, sallanıyordu...
Utanıyordu.... Anadolu’dan gelip geçen...
Milletin yüreği kan ağlıyordu
Analar haber soruyordu güneyden
Tarlalar kadar, ırmaklar kadar durgun Analar
Örtük kara perdeler... sallanıyordu
Utanıyordu Anadolu’dan gelip geçen
Gökte bir bulut geziyordu;
Bir yanı kırmızıydı, bir yanı beyaz;
Batı’ya yönelmişti
Belli Doğu’dan gelmiş!
Gökte gezen bulut, gözümle gördüm;
Tıpkı Musatafa Kemal!e benziyordu! ( M. Sunullah ARISOY )
Umutsuz değilim, umut doluyum.
Gücümüz sarsılmaz bir çelik sanki
Dağ gibi, deniz gibi
Çığ gibi gittikçe büyüyen.
Hey çelik göğüslü, kaya omuzlu
Düşman binlerle, engel yüzbin
Doruklar yüce, tepeler şahin,
Okla, kılıçla kesildi önün...
Yine O’nun buyruğu ileri...
Yüreği, soluğu, ileri...
Ordular, atılın ileri,
Kartallar sınırdan sınıra uçun...
Yiğitler koşun ileri... ( S. BATU )
Baktım ki bütün gökyüzü baştanbaşa tenha,
Bir kapkara matem sarıyor memleketi.
Dağ başını duman almış kardeşim;
Ansızın bir kara yel esti meğer penceren,
Karıştı tarihin sayfaları....
Toz duman içinde Anafartalar (B.Sıtkı ERDOĞAN )
Samsun, Erzurum , Sivas,
Baş döndürücü bir hız geçiyor memleketi,
Nefesler tıkanıyor, adımlar şaşıyordu...
Büyüdü ellerim ayaklarım, kafam !
Sakarya kan akıyor boydan boya,
Mehmetçik artık ayağa kalktı.
Mavi bir alev geçiyor gözlerinden.
Savaşın kuvvet değil, halktı. (Mesut TARCAN )
Sakarya boylarında bir yanık türkü
Akdeniz ‘ i gösteriyor Mustafa!m !
Kağnılar mermi değil, iman taşıyordu...
“Dağ başını duman almış” kardeşim. (B.Sıtkı ERDOĞAN )
Elele çıktık yola seninle
Sen eyittin, biz eyittik seninle
Ateşe, ölüme gittik seninle
Ya varız, ya yoğuz seninle.
Yüzünle ağaran dağlarım
Sana geçit olsun
Seninle fışkıran kaynaklarım
Sana içit olsun.
Yolun doğrulmuş Samsun’a
Vatan doğrulmuş,
Yelin çevrilmiş Sivas’a
Vatan çevrilmiş
Gülün savrulmuş Afyon’a
Vatan savrulmuş
ELİN “Ordular !”deyince
Vatan devrilmiş düşmana
Dalın çiçeklenivermiş utku utku
Al al doluvermişin
Cumhuriyetinle vatana. (İ.Zeki Burdurlu )
“Uygar bir millet “diyor Atatürk
Uygar bir Türk milleti
Bu yoldan dönülür mü geriye
Köyleriyle kentleriyle ülkümüz
Atatürk ‘ün istediği Türkiye . (Talip Apaydın)
Bizler genciz, yeniyiz daha,
Seni görmeden yetiştik, büyüdük.
Tarlaları ırmakları suladı ,
Bizli de sevgin büyüttü Atatürk.
ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ
Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk İstiklalini, Türk Cumhuriyetini, İlelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün İstiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok na-musait bir mahiyette tezahür edebilir, İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleri ile tevhit edebilirler. Millet fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk İstikbalinin evladı!İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen; Türk İstiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
GENÇLİĞİN ATA’YA CEVABI
Ey Büyük Atam! Türk gençliği olarak Bağımsızlığın, Egemenliğin, Cumhuriyet ve inkılapların bekçileriyiz. Her zaman, her yerde ve her durumda Atatürk İlkelerinden ayrılmayacağımıza, zorlukları yeneceğimize namus ve şeref sözü verir, kendimizi büyük Türk Milletine adarız.
Sen Mustafa Kemal’sin
Sen Mustafa Kemal ‘sin
Söyler türkünü aydınlıklar
Söyler Asya, Afrika
Engin bozkırların yoksul çocuğu
Defne dallarında barış
Söyler türkünü.
Sen Mustafa Kemal’sin
Bir devrim ağacı
Yeşillerle mevsim mevsim
Bir kuşak us dolu yarınlarda
Elif elif yüreklerde çiçek
Bir yolsun evrensel sonsuzlukta.
Sen Mustafa Kemal ‘sin
Şafak göklerinde açan güneş
Yağmur yağmur bereket
Dağlarda, ovalarda, ses, mutluluk
Salkım söğütlerde yurt kokusu
Toprağın şahdamarısın.
Sen Mustafa Kemal’sin
Açmış bahçende uygarlık çimenleri
Newton, Galile ışımış gecelerinde
Sen ey Anadolu insanı
Öpmüş alnından baştan başa Avrupa
Sen...sen
Sen Mustafa Kemal ‘sin. (M. Güner DEMİRAY )
Mustafa Kemal Seslense
Yüzyıllar öncesinden
Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size
Ben Mustafa Kemal ‘im hey...
Ben Mustafa Kemal ‘im .
Büyük büyük denizlerim vardır benim
Özgürlüğü içmiş dalgalarım
Özgürlükte kabarmış dalgalarım vardır benim
Ben Mustafa Kemal’im
Karanlığı deler gözlerim.
Dalgalara binip gelmiş kahraman
Gökçe gözlerine türküler yaktığımız
Hani bir güneş doğmuştu ya Samsun’dan
İşte benim ....Ben...
Mustafa Kemal.
Kara gözlü kızları yurdumun
Dağları taşları denizleri
Sen hey Mehmet
Aslan yeleli ışığı sınırlarımın
Tutun ellerinden birbirinizin
Sevginizi boşaltın üzerime
Sevgilerinizle beni yıkayın.
Yüzyıllar öncesinden
Yüzyıllar sonrasından gelir sesim
Sevdiğim bir tanem Türkiyelim
Sen var oldukça belli ki
Ben Mustafa Kemal ‘im. (Vural Vahit SUİÇMEZ )
Bildik, anladık ATAM,
Bildik, anladık 10 Kasım 2001’e senden uzaklaşmanın milletimize ne gibi felaketler getireceğini anlamış olarak geldik.
Aydınlığa, çağdaşlığa, laikliğe giden yol düşünce ve ilkelerinden geçer biliyoruz ATAM.
Öyle bir meşale yaktın ki bize ey Atatürk
Senin evladın olarak artık izinden dönmez,
Ölümüm başka ateş yaktı gönüllere; fakat
Güneşin nuru söner de, o ateşler sönmez (Hüseyin RIFAT )
....
 
Katılım
3 May 2006
Mesajlar
238
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
53
MESLEKLER

Gelin Ben gelin olacağım.
Kendime bir damat bulup,
Onunla yuva kuracağım.

Doktor Ben bir doktor olacağım,
Hastalara bakacağım.
Onları iyileştirmek için,
Elimden geleni yapacağım.

Asker Ben bir asker olacağım.
Vatanımı koruyacağım.
Eğer düşman görürsem,
Alnından vuracağım.

Öğretmen Ben bir öğretmen olacağım.
Çocukları seveceğim
İyiyi, doğruyu, güzeli öğretip,
Karanlığa ışık tutacağım.

Ressam Ben bir ressam olacağım.
Güzel tablolar yapacağım.
Pikasso’ya taş çıkartıp,
Dünyaya ün salacağım.

Avukat Ben bir avukat olacağım,
Davadan davaya koşacağım,
Her zaman haklının yanında olup,
Haksıza kan kusturacağım.

Hemşire Ben bir hemşire olacağım,
Hastalara güler yüzlü davranıp,
Asla onlara bağırmayacağım,
Onları ilaçla değil,
İyileştireceğim sevgimle.








Şoför Ben bir şoför olacağım,
Diyardan diyara koşacağım,
Her zaman kurallara uyup,
Asla trafik canavarı olmayacağım.

Bahçıvan Ben bir bahçıvan olacağım,
Çiçeklerle uğraşacağım,
Güzel çiçekler dikip,
İnsanlara sunacağım.

Çocuk Ben elimde olsa, hep çocuk kalacağım,
Neşe dolu küçük dünyamda,
Masumluğumu, sevgimi, saflığımı,
Bütün dünyaya anlatacağım.

Polis Ben polis olacağım,
Yurduma yararlı olacağım,
Kanunlara uymayanı,
Hemen hapse atıp cezalandıracağım.
 
Katılım
3 May 2006
Mesajlar
238
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
53
MESLEKLER

ÖĞRETMEN Bu yılda başarıyla,
İşte bitiyor öğrenim.
Ama neden içimde,
Bir sıkıntı var benim?

Çünkü çocuklarımın
Yarını benim için
Gönlüme bir ızdırap
Veriyor için, için…

Her biri yarınların,
En büyük ümitleri.
Çağırıp bir sorayım,
Nelerdir niyetleri?

Avukat mı, doktor mu,
Savcı mı olacaklar?
Bakalım, anlatsınlar,
Gelip de yumurcaklar.

DOKTOR İşte geldim karşınıza,
Günaydın öğretmenim!
Gelecekte bir doktor,
Olmak benim niyetim.

İnsanları hayata,
Sağlıkla bağlayacak.
Varsa eğer birisi,
O da doktordur ancak.

Ben de doktor olacağım
Hastalara bakacağım.
Acıları dindirecek,
Bundan sevinç duyacağım.

ECZACI Daha yıllar var bizim,
Hayata girmemize.
Ama söz veriyoruz,
Bundan sonra da size…

Çalışarak, yılları,
Böylece aşacağız.
Hepimiz birer meslek,
Sahibi olacağız.


Eczacılar olmazsa,
Doktorlar kalır yaya.
Verdiği ilaçları,
Kim yapacak hastaya.

Bir eczacı olarak,
Mesleğe gireceğim.
Hastalara böylece,
Ben hayat vereceğim.

YAZAR Kararım kesin benim,
Bir yazar olacağım.
Yazdığım eserlerle,
Ölümsüz olacağım.

Bir yazarın kıymeti,
Yılları açar gider.
Yıllar sonra bir kitap,
Herkese hizmet eder.

Ölsem bile yıllara,
Taşır benim adımı.
Anlatır satır satır,
Güttüğüm maksadımı.

ÖĞRETMEN Ben öğretmen olacağım,
Geriliği kovacağım.
Çocukları okutacak,
Yurda ışık saçacağım.

Çocukları sevecek,
Onlara bilgi vereceğim.
Böylece ben sonunda,
Mutluluğa ereceğim.

Ben öğretmen olarak,
Çalışmak istiyorum.
Bence en güzel meslek,
İşte budur diyorum.

AVUKAT Hak hukuk diyorlar,
Adaletin temeli.
Bir avukat olamaktır,
Gönlümün tek emeli.




Haksızlıklara karşı,
Göğsümü germeliyim.
Haksızdan alıp hakkı,
Haklıya vermeliyim.

İşte bundan dolayı,
Ben de hukuku seçtim.
Şatafatlı işlerden,
Bu sebeple vazgeçtim.

TÜCCAR Ticaret yapacağım,
Para kazanacağım.
Onunla vatanıma,
Yararlı olacağım.

Her mesleğin elbette,
Güzel bir yönü vardır.
Ama para olmazsa,
Yaşamak yolu dardır.

Ticaret de önemli,
Bir meslektir elbette.
İşte ben onu seçtim,
Düşündüm nihayetle.

İŞ ADAMI Ben derim ki her meslek,
Değerlidir, kutsaldır.
Her birinin ayrı bir,
Kıymeti, yeri vardır.

Bir fabrika düşünün,
Yüzlerce işçisi var.
Buralarda barınır,
Yiyip, içip insanlar.

Bir iş adamı olup,
Topluma gireceğim.
İşte düşüncem budur,
Sevgili öğretmenim.

POLİS Polis olup yurduma,
Yararlı olacağım.
Polislik mesleğiyle,
Ben ünlü olacağım.



Polisler tanır tek tek,
Uğursuzu hırsızı,
Onların şerlerinden,
Koruyan odur bizi.

Polislik mesleği de,
Bir askerlik demektir.
Onların görevi de,
Bence büyük emektir.

SUBAY Düşünüyorum ki ben…
Vatanı koruyacak,
En kutsal meslek,
Subay olmaktır ancak.

Elbette çok lazımdır,
Okuyup ilerlemek.
Başarılı olmaya,
Vermeli çok ca emek.

Subay olup yurdumu,
Koruyacağım her an.
İçimde tek arzu bu,
Ve kalbimde bu iman.

ÇOCUKLAR( KORO) Yıllarımız geçecek,
El ele ve kol kola.
Sonunda dağılacağız,
Her birimiz bir yana.

İlköğretim, ortaöğretim,
Üniversite yılları.
Asıl sonra başlayacak,
Hayatın zorlukları.

Söz veriyoruz sizlere,
Çalışıp, okuyacağız.
Seçtiğimiz mesleklere,
O zaman kavuşacağız.

ÖĞRETMEN Ben kutsal görevimi,
Sürdürürken burada.
Gözlerim ve yüreğim,
Sizinledir orada.

Sizden sonra gelenler,
Sınıfı dolduracak.
Onlar da benim için,
Bir teselli olacak.

Onlara öğreterek,
Yaşamanın dersini.
Sizin gibi hayata,
Salacağım hepsini.

Meyve vermiş görünce,
Diktiğim o ağaçlar.
Ağarsa da gam yemem,
Artık şu siyah saçlar.
 
Katılım
3 May 2006
Mesajlar
238
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
53
SAYILARIN TÜRKÜSÜ
( Her çocuk şiirdeki sıraya göre sahneye gelir. Her gelen, elinde tuttuğu kartona yazılmış sayı ile ilgili şiiri okur ve çıkar. )

1. ÇOCUK 2. ÇOCUK
Benim adım bir, Ben ikiyim,
Yaşım küçüktür ama Sayıların ikizi.
Birinciyim her yarışta. İçimde iki tane bir gizli,
Çok sevsem de birdir biri Güzel yazın beni arkadaşlar
Oynayamam tek başıma İki kere öptüm sizi !

3. ÇOCUK 4. ÇOCUK
Ben kim miyim? Benim adım dört…
Üç ayaklı örümceğim… Bir kuşun ayağıyım.
Koşar dururum. Bir, iki, üç…
Sayıların arasında. Nerde dördüncü parmağım?
İkinciden sonra gelirim, Yardım edin birazcık,
Dördüncüden önce. Yürüyeyim “ Cik cik cik ! “
Üçüncüyüm her yarışta.

5. ÇOCUK 6. ÇOCUK
Bana derler beş, Beş’in bir büyüğüyüm
Bir adım da şişman kuş. Baş aşağı dururum.
Var karnımda beş yumurta. Kedi gibi
Satsam onları, Kuyruğumu bükerim
Beşi beş liradan Mışıl mışıl uyurum,
Kaç lira eder acaba? Ben kilide de benzerim.

7. ÇOCUK 8. ÇOCUK
Belimde kuşağım var, Benim adım sekiz
Burnum geriye bakar. Sekiz numaralı gözlüğüm.
Ben bastonum aslında Neye baksam çift görürüm.
Dedemin elinde gezerim, Enine bölen beni: Sıfır,
Tık tık, tık tık öterim. Yukarıdan bölerseniz:
Üç’üm.

9. ÇOCUK 10. ÇOCUK
Ben dokuzum: Benim adım sıfır,
Beli bükülmüş nine… Sayıların ilkiyim.
Sekizden sonra Bir ile on,
On’dan önce On ile yüz ederim.
Tin tin giderim evime. Tek başıma yok değerim.
Ters çevirip bakarsanız. İçi boş ceviz gibiyim.

TÜM ÇOCUKLAR: ( Sahneye gelir, sıraya girerler. Sayıların Türküsü’nü söylerler.)
Bir, on, yüz, bin, milyon… Sayılar ne çok. Denizdeki balıklardan, topraktaki karıncalardan, gökteki yıldızlardan çok… Sayılar ne çok, sayıların sonu yok!
 
Katılım
3 May 2006
Mesajlar
238
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
53
TÜRK ÇOCUĞUYUM



Her çocuğu kardeş sayarım,
Doğruluktan hiç ayrılmam.
Değerlidir anam, babam,
Kutsaldır yurdum, yuvam.

Yurdum için aksın kanım,
Bekçisiyim bu vatanın.

Ay yıldızlı bayrağım var.
Cennet yüzlü toprağım var.
Türk’üm ne mutlu bana,
Saygılıyım çalışana.
Yürekten bağlıyım Atam’a
 
Katılım
20 May 2006
Mesajlar
2,194
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
39
bunları bizimle paylaştığınız için teşekkürler...
 
Katılım
29 Nis 2006
Mesajlar
27
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
40
Meslekler piyesini bu sene yapmıştık.Çeşitli aksesuar ve kıyafet hazırladık; çok güzel olmuştu. paylaşımınız için teşekkürler...

:4:
 
Katılım
27 Haz 2006
Mesajlar
449
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
39
.............:4:
.........................:4:
......................................:4:
....................................................:4:
......................................................................:4:
 

Giriş yap

Okul Öncesi Forum TV

000
Gün
00
Saat
00
Dakika
00
Saniye
Canlı yayına kalan süre.

18 Yıldır Sizlerle

18 yıldır sizlerleyiz. Türkiye'nin ilk okul öncesi eğitim platformu
Üst