Merhabalar Okul Öncesi Forum Resmi Web Sitesi 'Biz BÜYÜK Bir Aileyiz'

Foruma ücretsiz kayıt olarak mesaj gönderebilir, yeni konular oluşturabilir ve diğer üyeler ile etkileşim içine olabilirsiniz.

KÜÇÜK PARMAK UÇLARI İŞTE...

Katılım
14 Eyl 2006
Mesajlar
336
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
40
[size=x-large]Kendimi ne zaman işe yaramaz ve aciz hissetsem,aynı hisleri hissettigim bir
anda,eski bir dostun uzun zaman önce söyledikleri gelir aklıma...
Yüzümü kocaman bir gülümseme sarar..
Bana:"kendini her aciz ve işe yaramaz hissetiginde parmagının ucuna bak..."Demişti...
O sıra o kadar üzgün ve duygularımın içinde o denli kaybolmustum ki, kendi sesimi bile tanıyamaz bir halde, çok kısık bir ses tonu ile.
neden? Demiştim...çünkü o parmak izlerinden bu yeryüzünde başka hiç kimse de yok...
Demiş ve eklemişti.Sen özelsin!!! inanmazsanız parmaklarının ucuna bak!
Birden sanki dirilmiştim... evet ben özeldim...
Herkes aslinda özelldir.Ama beni o günden sonra digerlerinden ayıran tek ayırt edici özelligim KENDiMiN ÖZEL oldugunun farkında olmamdı...
Hala karamsarliga düştügümde, bazen umutsuzluklarla boguştugumda dostumu
hatırlar ve parmagımın ucuna, yüzümde büyük bir gülümseme ile bakar ve kendi kendime:
Sen Özelsin! Bunların Hepsini Atlatırsın! derim... Yine aynı dostum
bir karar aşamasında oldugum bir gün bana söyle demişti..Önce ne istedigini iyi belirle... Ve eklemişti..
Sonra o istedigine ulaşmak için ne gerekiyorsa yap!Sonrada elini tam üç kez gözlerimin önünde çırpmış ve bana,ne oldu şimdi? diye sormustu...
Bende anlamsız bakışlar ile cevap vermiştim.
Ne oldu?Üç saniye hayatından uçtu gitti ve hiç birşey o üç saniyeyi geri getiremez demişti...
Ve eklemişti:Hayatı istediklerine ulaşmak için harca,bir gün arkana dönüp baktıgında uçup giden o saniyelerin bomboş bir ömür haline geldigini görmek istemiyorsan tabii! Farkındasınız degil mi? Hayatlarımız saniye, dakika, saat dilimlerine bölünmüş, akıp gidiyor. Ve biz akan bir saniseyi bile geri dönüp tekrar yaşayamıyoruz... Onları geri getiremiyoruz. Aynaya baktıgımız da hergün yeni bir beyaz saç telini ve yüzümüzde acımasızca akıp giden dakikaların izini, birer kırısıklık olarak aynada seyrediyoruz.
Peki biz hayattan ne bekliyoruz? Beklentilerimiz için varımız yogumuz ile için savasıyor muyuz, zaman denen acımasız düsmanla?Oysa parmaklarınızın ucuna bakın bir kez... Sonrada parmaklarınızı üç kez şıklatın..Orada gördügünüz parmak izleri sizden başka kimsede yok... Ve parmaklarınızın ucundan çıkan o ses hayatınızın bombos geçmis üç saniyesi
oldu, geçti gitti işte...Siz özelsiniz, siz yeryüzünde teksiniz...O zaman hayattan beklediklerimizde bize layık olmalı,özel olmalı,ulaşılması için savaşa deger olmalı... Zaman denen canavar galip
gelmeden,biz hayatan beklentilerimize ulasmalıyız ki,geçip giden zamana ragmen,geriye dönüp baktıgımız da kucak dolusu mutluluk ve beklentilere ulaşmanın hazzı ile zaman zaman yüzümüzde kocaman bir gülümse ile nanik
yapabilelim... Ellerinizi üç kez çırpın, hayattan üç saniyeniz silinip gitti işte...Bugün özel bir insan olan kendiniz için ne yaptınız?Beklentileriz için bir ugraş, savaş verdiniz mi?Yoksa zamanın sizi yenmesine seyirci mi kaldınız?Mesela özel eski bir dostu aradınız mı bugün?Tüm bu kısa ama cok anlamlı hayat derslerini veren dostumu kaç zamandır aramadıgımı düşündüm tüm bunları yazarken... Yerimden kalktım,internetten çıktım ve telefon ile o dostumu aradım cok mutlu oldu... ne zamandır sesini duymamıştım hangi dagda kurt oldu? Dedi..Ben de Özel birini aramak istedim aklıma sen geldin dedim ve sonra ekledim:Ve ellerimi üç kez çırptım gecen zamanı geri getiremedigimi görünce belki de seni arayacak baska bir üç saniyem olmayacak şu anda aramazsam deyip yazdıgım yazıyı yarıda bırakıp seni aradım dedim... Çok mutlu oldu... Bir dostun mutlulugu ile bende mutlu oldum... Dostumla telefon konuşmami bitirip klavyenin önüne oturdugumda yüzümde kocaman bir gülümseme vardı. Özel birini arayıp,dakikaları geri getiremeyecegim bir hayat içinde istedigim bir şeyi yapmanın huzuru ile yani mutlu bir yürekle tekrar yazmaya başladım... Ve zaman denen sinsi düşman yaptım.Acımasızca akıp gidiyorsun,ama ben seni hissediyorum ve istedigim hiç birşeyi ertelemiyorum ve istediklerimi elde etmek için hayatla savaşıyorum der gibi mutlu idim... Siz hala ne duruyorsunuz? Koşun telefona, bir dostu arayın.Birine e-mail atın... Onu sevdiginizi hissettirin..Onun mutlulugu ile mutlu olun... Ellerinizi üç kez çırpın ve düşünün hayatınızdan üç saniye bos bir sayfa girdi koptu gitti işte.
Oysa siz özelsiniz ve size layık bir hayatı hak ediyorsunuz..Size layık mutlulukları hak ettiginiz gibi...Bana inanmazsanız, parmaklarınızın ucuna bakın...[/size]
 
Katılım
21 Ağu 2006
Mesajlar
810
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
39
harikasın!!!çok tesekkürler iyi hissetmeme neden oldu bu paylasımın
 
Katılım
14 Eyl 2006
Mesajlar
336
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
40
DİZELER SEVGİYLE YÜREKLERE YAZILIR
DOSTLAR İNSANCA YAŞAMAYI BİLSİN DİYE
VEEE MUTLULUK BİR ÇOCUK DÜŞÜ KADAR GÜZELDİR
HERKES BU GÜZLLİKLERİ GÖREBİLSİN DİYE...

SELDA beğenmene sevindim çocukça düşünebilecek kadar geniş yüreğin için TEŞEKKÜRLER...
 
Katılım
14 Eyl 2006
Mesajlar
336
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
40
FATMA .....EĞER BULUTLAR DİLE GELİP KONUŞABİLSEYDİ
YANINDAN MUTLULUKLA UÇAN KUŞLARI ANLATIRDI
DÜNYA GÜZELLİKLERLE SARMAŞ DOLAŞ OLURKEN
BAHARIN YEŞİLİNİN SENİN KALBİNDE OLDUĞUNU
MAVİ DÜŞLERLE BEZELİ ÇOCUKLAR SÖYLERDİ...

Seninde güzel kalbin için..TEŞEKKÜRLER...
 
Katılım
23 Ara 2006
Mesajlar
274
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
41
Güzel yüreğin en doğru cümlelere can vermiş yine. Sen hayatın gerçek anlamını algılayabilenlerdensin, 'ben kimim' sorusunun cevabını verebilenlerdensin.:36_3_12:
 
Katılım
14 Eyl 2006
Mesajlar
336
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
40
Kim bilir şimdi neresindesin zamanın
Hangi yüzyılın masalında saklısın
Belki bin bir geceli Şehrazat’sın
Belki Babil’in asma bahçelerinde
Senin yüreğinde en benim ki kadar doğru cümlelerle karşılaşıyor.

ANEZELKA Arkadaşım sende kim olduğunu bilenlerdensin..TEŞEKKÜRLER...
 
Katılım
8 Eyl 2006
Mesajlar
9,423
Tepki Skoru
1
Puanları
0
Yaş
37
Oysa siz özelsiniz ve size layık bir hayatı hak ediyorsunuz..Size layık mutlulukları hak ettiginiz gibi...
Çok doğru canım...
Güzel yüreğine sağlık.Sen de çok özelsin...
 
Katılım
14 Eyl 2006
Mesajlar
336
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
40
LAVİNYA VE GÖKÇE benim canım arkadaşlarım sizler zaten hem özel hemde her halinizle mucizesiniz bunu yürekleriniz bilsin yeter.
Küçücük bir kâğıda yazdığımız
Kısa ama ümit vaa eden bir yazıyı
Yüreğe benzer bir taşa bağlayıp
Birbirimizin camından içeri atabiliyoruz ya... İŞTE BU KADAR ...TEŞEKKÜRLER...
 
Katılım
17 Ocak 2007
Mesajlar
2,502
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
45
YELLOW ŞİİR GİBİSİN...
UMUDUN CANLI BİR RESMİ
HAYATIN TA KENDİSİSİN..

PAYLAŞIMLARINA BAYILIYORUM. TEŞEKKÜR EDERİM ARKADAŞIM.
 
Katılım
17 Ocak 2007
Mesajlar
2,502
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
45
izzetöğretmen' Alıntı:
Haydi şu benlikten kurtul, herkesle anlaş, herkesle hoş geçin. Sen kendine kaldıkça, bir habbesin, bir zerresin fakat herkesle birleştin, kaynaştın mı, bir ummansın, bir madensin! Bütün insanlarda aynı ruh vardır, ama hepsinde de aynı yağ bulunmaktadır. Dünya da çeşitli diller, çeşitli lügatler var, fakat hepsinin da anlamı birdir, çeşitli kaplara konan sular, kaplar birleşirler, bir su hâlinde akarlar. Tevhidin ne demek olduğunu anlar da, birliğe erersen, gönülden sözü, mânâsız düşünceleri söküp atarsan, can, mânâ gözü açık olanlara haberler gönderir, onlara gerçekleri söyler.
         Mevlana sana yazacağım mesajı yıllar önce yazmış zaten teşekkürler öğretmenim bakmasını bilene kimi bakar gülün dikenine kimi ise rengine biri düşer zehre diğeri düşer keyfi deryaya biri mutludur diğeri aciz nedeni bakmaktır bedenine.........

İZZET ÖĞRETMENİ, NE GÜZEL ANLATTINIZ BİRLİĞİ, YÜREĞİNİZE SAĞLIK :):36_3_12::thumbsup:
 
Katılım
2 Ocak 2007
Mesajlar
438
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
34
bu ne süper bir yazı böyle....her cümlesi o kadar özel ki..... bizlerle paylaştığın için sana gerçekten çoooooooook teşekkür ederim.....:):):)

tek kelimeyle HARİKA....
 
Katılım
14 Eyl 2006
Mesajlar
336
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
40
Küçük birer çocukken bir an önce büyümek için uğraşıyorduk. “Ah bir an önce büyüsem…” türünden hayaller hangimizin rüyalarını süslememişti ki? Yaş günlerimizde iki yaş büyürdük. Büyüklerle beraber aynı sofralara oturmak, rahat hareket etmek, saatlerce oyun oynamak gibi, şimdi hatırladıkça güldüğümüz isteklerimiz içindi büyümek.
Zaman geçip her şey gibi bizi de alıp istediğimiz yaşların çok üstüne getirince, bu durumdan da memnun olmadık ve bu defa “Keşke çocuk olarak kalsaydım” diye mızmızlandık. Çocukken büyümek gerçekleşiyordu da büyüyünce tekrar geriye dönülmüyordu. Çocukluk; yaşanmış, fakat tadı damağımızda kalmış bir hayat evresi olarak geçmişimizden göz kırpıyordu. Büyüdükten sonra çocuk olma isteği öylesine şiddetlenir ki, bazen saklı misketler çıkarılıp oynanır, bebekler bir yerlerde durur. Ayıcıklar odalarımızı süsler. Tekrar çocuk olsam, gibisinden hayaller şarkılara, kitaplara, hikâyelere konu olup bir tatlı serüven olur.
Şimdilerde düşünüyorum: Neden hepimiz “Keşke çocuk olsam…” diyoruz büyüdükçe. Cevabı içinde saklı: Çocuklar çok rahat; dertleri, sıkıntıları yok. Yarınları, geçmişleri yok. Çok fazla beklentileri, kaygıları yok vs. Bu sebeple, büyüdükçe çocukluğumuzu özleriz. Belki doğrudur. Evet, çocuklar rahatlar; ama bu belli bir yaşa kadar. Sonrası için bunu söylemek gereksiz. Yaşları biraz büyüdükçe, onlar da hissediyorlar hüznü, acıyı, ayrılığı. Ama kendilerine göre yollar bulup hayatın yıkıntıları altından çıkabiliyorlar hasarsız.
Babası askere giden iki yaşındaki Nurşin telefonu annesine götürüp, “Baba-Babba” diyebiliyor. Daha sonra gelmeyince, babasız hayatına dönerek eğlenip gülüyor. İki buçuk yaşındaki Batuhan istediği araba alınmadığında, “Para bitti. Babada para bitti” diyerek, alınan şekerle mutlu olabiliyor. Yani ağlasalar da sızlansalar da çabuk atlatıyor her hâli çocuklar.
O her şeyi unutan, hayata hep sımsıkı sarılan çocukluktu özlenen. Öyleyse büyüdükçe ne oldu? Neyi kaybettik? Küçük şeylerle mutlu olmayı unuttuk meselâ. Yaşanan her olayda—bir hikmet vardır—demeyi sadece dilimizle söyledik, yaşayacak kadar anla(ya)madık. En çok istediklerimize kavuşamayınca, “Vardır bir hayır” diyemedik, günlerce üzülürken. Gidenlerin ardından ağlarken, hayatımıza devam edemedik; hep o anda kaldık, bir türlü çıkamadık. Zamanla sabretmemiz gerektiğini biliyorduk; ama yaşadıklarımıza ve yaşayacaklarımıza dağıttıkça sabrımızı, yaşananlara bir şey bırakmadık sabırdan.
Aslında insan unutmalı bazen. Hayatında olan birçok hatırayı, olayı, yüzü, ismi. Çocuk gibi yani, çocukça yaşar gibi. Onlar da unutmuyorlar mı ya da ertelemiyorlar mı birçok şeyi? Ve onlar gibi üzüntülerimizin içinden mutlu olacak yollar bulmalıyız. Küçük; ama ucuz sevinçlerimiz olmalı. Arkadaş bulamadığımızda tek başımıza evcilik oynar gibi, dostu olmalıyız kendimizin. Yani hayata dair alternatiflerimiz olmalı.
Acaba çocuk gibi yaşamak için neyimiz eksik? Sorun, yaşlarımız mı? Komik mi oluruz çevremize karşı? Oysa kim bilecek hayata nasıl bakıp nasıl düşündüğümüzü? Kimden çekiniyoruz öyleyse?
Tıpkı hikâyedeki küçük kız gibi, amcalar tarafından beğenilmeyen resimlerimizi, bir şekilde çeşitli motiflere büründürerek yine çizsek ya hayatımızda! Ve içine de sadece bizim görebileceğimiz küçük sevinçler eklesek… Çok mu masraf yapmış oluruz kendimize?

SİZİNLE DAHA ÖNCE PAYLAŞTIĞIM BİR HİKAYE VARDI HANİ..

“Babası İspanya’nın en ağır siyasî cezalarının verildiği bir hapishanede mahkûmdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her hafta sonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi. Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkûmlara verilmesi yasaktı. Bu sebeple kâğıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı. Çok üzülmüştü küçük kız. Babasına söyledi bunu, o da ‘Üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?’ dedi. Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Babası keyifle resme baktı ve sordu: ‘Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?’ Küçük kız babasına eğilerek, sessizce: ‘Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri!’”

HADİ CANIM ZOR DEĞİL MUTLULUK BELKİDE PARMAK UÇLARINIZDA HADİ BİR DENEYİN BENCE...
 

Giriş yap

Okul Öncesi Forum TV

000
Gün
00
Saat
00
Dakika
00
Saniye
Canlı yayına kalan süre.

18 Yıldır Sizlerle

18 yıldır sizlerleyiz. Türkiye'nin ilk okul öncesi eğitim platformu
Üst