Merhabalar Okul Öncesi Forum Resmi Web Sitesi 'Biz BÜYÜK Bir Aileyiz'

Foruma ücretsiz kayıt olarak mesaj gönderebilir, yeni konular oluşturabilir ve diğer üyeler ile etkileşim içine olabilirsiniz.

TÜP BEBEK: MİTLER VE GERÇEKLER

Nihal EROĞLU

YÖNETİM EKİBİ
Yönetici
Katılım
25 Nis 2006
Mesajlar
5,069
Tepki Skoru
24
Puanları
38
:pDoçDr.Urman Bildirildi
Tüp Bebek ilk ortaya çıktığı 1980li yıllardan itibaren başında gizemli bir mutluluk halkası ile dolaşan bir umut taciri olma özelliğini korumaktadır. Tüp Bebeğin büründüğü bu kimlik pekçok yüksek teknoloji gerektiren tıbbi uygulamaların aksine güncelliğini hiç yitirmemiş tersine medya ve ticari kaygıların ateşlemesi ile daha da pekişmiştir. Çocuk sahibi olamamanın getirdiği ailevi

sosyal ve psikolojik baskıların sonucunda çiftler tüp bebeği kendileri için kurtarıcı olarak görmüşler ve bunun soncunda da etik ve ahlaki sınırları tam olarak çizilmemiş uygulamaların tıbbi çevrelerce yaygınlaştırılmasına neden olmuşlardır. Düşününki artık tüp bebek uygulamaları için medya da:
-bundan sonra çocuksuz çift kalmayacak!
-tüp bebek ile kısırlığa son!
-tüp bebekten sonra şimdide genetik bebek!
-ünlü doktor embryoları lazer ile rahime yapıştırıyor!
-ünlü doktor tüp bebekte mucizevi formülü açıklıyor!
-ünlü doktor dünyada en iyi gebelik oranları bizde dedi!
-ünlü doktor yumurtalık nakli ile kısırlığa son verdi!
-tüp bebek artık %100 başarılı!
-artık ideal bebeğe sahip olmak elinizde!
-tüp bebek ucuzladı: memleketim için seve seve!
-gelin tüp bebeğinizi bizde yaptırın, ...... kreidi karta 6 taksit yapalım!
-bir tüp bebek yaptırana ikincisi bedava!
-üç tüp bebek parası verin, gebelik olmazsa paranızı iade edelim!

Peki merkezler ve ünlü doktorlar neden bugüne hiçbir tıbbi uygulamada görülmediği kadar tüp bebeği yozlaştırdılar? Bu sorunun cevabını vermek çok da kolay olmasa gerek. Ülkemizde şu anda yaşanan karmaşa ve umut tacirliği geçmişte İngiltere, Fransa, ABD, Avusturalya gibi ülkelerde de yaşandı. Tarihe bakmak ve nedenleri buna göre irdelemek faydalı olacaktır diye düşünüyorum.

1. Tüp bebek gerçekten de kısırlığın tedavisinde devrim niteliği taşıyan bir uygulamadır. Özellikle 1992 den sonra erkek kısırlığının çözülmesine neden olan mikroenjeksiyonun tüp bebek uygulamaları arasında yerini almasından sonra daha önce çocuk sahibi olma olasılığı olmayan pekçok çift için tunelin sonunda ışık belirmiştir. Ancak unutulmaması gereken halen pek çok çiftin kendi biyolojik ve genetik çocuklarına sahip olamayacağı gerçeğidir. Tüp Bebek uygulamalarında seçilmiş çiftler ve genç kadınlarda başarı %50 lerin üzerine çıktığı halde uygulama başına canlı doğum oranları %25-30 lar civarındadır. Tekrarlayan uygulamalar ile bu işe başlayan çiftlerin %70 kadarı sonunda gebe kalabilmekte ancak %30 unda tüm çabalar boşa gitmektedir.
2. 1980li yılların ortasına kadar teknoloji ve tıbbi bilgi ve beceri kısıtlı çevrelerin tekelinde kalmış ancak bu yıllardan sonra tüp bebek merkezlerinin sayısında dünya çapında bir patlama yaşanmıştır. Örneğin 1990ların başlarında Londra da apartman katlarında bile tüp bebek yapan merkezler türemiş ve bu merkezler üçüncü dünya ülkelerinden gelen zengin çiftleri hedeflemişlerdir. Ancak hızla bir merkezi denetleme organı oluşturan İngiltere ve diğer gelişmiş ülkeler tüp bebek uygulamalarının etik, tıbbi ve ahlaki sınırlarını net olarak çizmişler ve reklam ve medya ile halkı yanlış bilgilendiren umut tacirliğinin önüne geçmeye başlamışlardır. Bunun beklenen sonucu olarak da mantar gibi biten merkezler birer birer kapanmış ve tüp bebek bir defa daha bu işi bilimsel ve etik olarak yapan kişi ve merkezlerin elinde kalmıştır.
3. Ülkemizde ilk tüp bebek merkezi 1988 yılında kurulmuş ve uzunca bir süre kısıtlı merkezlerde uygulamalar devam etmiştir. Bu merkezlerden yetişen kişiler bir süre sonra kendi ayaklarının üzerinde durmak için yeni merkezler açmışlar ve merkez sayısı geometrik olarak artarak bugün sadece İstanbulda 21 merkeze ulaşmıştır.
4. Yer değiştirme ve transferlerin televizyon spikerleri ve futbolculardan daha hızlı yaşandığı bir ortamda bilimsel, etik ve ahlaki kuralların kişisel çıkar, ticari kazanç, şan ve söhret kaygılarının gerisinde kaldığı kaypak bir zemin üzerinde oturmaktadır Türkiyede tüp bebek. Geli şm iş ülkelerdeki tarihsel süreç bizde yeni yaşanmaktadır. Taşların yerine oturması için zamana gereksinim vardır.

Peki bu sırada neler yapılmalı:
Tüketicinin yani çocuk sahibi olamayan çiftlerin haklarını korumak için kademeli kontrol mekanizmalarından oluşan sıkı bir denetleme sistemi kurulması şarttır. Bu denetleme sistemi tercihan siyasi ve ticari kaygılar gütmeyen bir çatı altında olmalıdır. Tabib odaları, veya Türk Jinekoloji Derneği bünyesinde oluşturulacak bir komisyonun bunun için en ideal olduğunu düşünüyorum. Tüp Bebek yönetmeliğinde var olan ve merkezlerin medyayı kullanarak reklam yapmalarına kısıtlama getiren maddelerin yaptırımları ile beraber işletilmesi şarttır. Şaşalı laflar, ucuz edebiyat ve gerçek dışı başarı oranlarına bilinçli medya tarafından da rağbet edilmemesi gerekir. Tiraj kaygısı ile atılan başlıklar tedavisi mümkün olmayan yaralara yol açmaktadır. Medya toplumun doğru bilinçlenmesinde lokomotif rolü üstlenmelidir.

Tüp Bebek Merkezleri gerçek başarı oranlarını (oranının pay ve paydasında neler olduğunu net olarak belirterek) ancak merkezi organlar kanalı ile ve sonuçlar dikkatlice irdelendikten sonra dissemine ettiklerinde tüketici doğru seçimini yapabilir hale gelecektir. Doğru seçim yapılana kadar açılan maddi ve psikolojik yaraların tamiri zor hatta bazen de imkansız olmaktadır. Merkezler ve yöneticileri bir araya gelip süregelen bu it dalaşına son vermek durumundadır. Günlük kaygıların gelecekte herkesin zararına olacağı açıktır. Zarara uğrayan kesimin başında ise tüketici gelmektedir. Güvenin yitirilmesine neden olacak bir ortamın yaratılması kolay ancak güvenin geri kazanılması zordur.

Sonuç olarak bilimin tıbbın hizmetine sunduğu Tüp Bebek çok geniş kullanım alanı olan ve gelecekte de son derece tartışmalı uygulamaların gelişmesine zemin hazırlayan bir yöntemdir. Bugün için merkezlere, hekimlere ve laboratuvarada çalışan embryologlar düşen görev ise bu teknolojileri muhtaç insanları sömürmeden en doğru ve ahlaki biçimde kullanmaktır. Medya ise bilginin yaygınlaşmasında tarafsız ve tiraj kaygısı gütmeyen bir tavır sergilemelidir.
Doç. Dr. Bülent Urman
 
Katılım
24 Mar 2007
Mesajlar
31
Tepki Skoru
0
Puanları
0
YA BEN BU TÜP BEBEK YÖNTEMİYLE DOĞUMA KARŞIYIM KESİNLİKLE. NEDEN Mİ? ÇÜNKÜ: BU YÖNTEMDE NE OLUYOR ERKEĞİN SPERMİNİ SPERM BANKASINDAN ALIP TANIMADIKLARI BİLMEDİKLERİ BİR KADININ RAHMİNE KOYUYORLAR. BU NE DİNEN GEÇERLİDİR NE DE SAĞLIK AÇISINDAN. BENİM GÖRÜŞÜM BBÖYLE BU KONUDA SİZDE GÖRÜŞLERİNİZİ BİLDİRİRSENİZ ÇOK MEMNUN KALACAĞIM. SAĞLICAKLA KALIN
 
Katılım
23 Ara 2006
Mesajlar
274
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
39
akdeniz4851' Alıntı:
YA BEN BU TÜP BEBEK YÖNTEMİYLE DOĞUMA KARŞIYIM KESİNLİKLE. NEDEN Mİ? ÇÜNKÜ: BU YÖNTEMDE NE OLUYOR ERKEĞİN SPERMİNİ SPERM BANKASINDAN ALIP TANIMADIKLARI BİLMEDİKLERİ BİR KADININ RAHMİNE KOYUYORLAR. BU NE DİNEN GEÇERLİDİR NE DE SAĞLIK AÇISINDAN. BENİM GÖRÜŞÜM BBÖYLE BU KONUDA SİZDE GÖRÜŞLERİNİZİ BİLDİRİRSENİZ ÇOK MEMNUN KALACAĞIM. SAĞLICAKLA KALIN

Tek tüp bebek yöntemi bu değil ki. Yani siz başka bir erkeğin sperminin kullanıldığı ya da kiralık annenin kullanıldığı yöntemlerden bahsediyorsunuz. Bunlara ben de karşıyım ve ahlaki anlayışa sığdığını da düşünmüyorum. Üstelik bu yöntemler Türkiye de yasak zaten ama Kıbrısta uygulanıyor ve Türkiye den de giden çok eş var bu uygulama için.
Ama diğer tüp bebek yöntemlerine ya da aşılamaya karşı değilim. Çünkü onlarda eşlerin kendilerinin spermleri ya da yumurtaları kullanılıyor. Yani ortada yanlış bir şey yok. Ya da inşallah yoktur, bir ara arenada çıkmıştı yanlış hatırlamıyorsam, bir fakültede şimdi adını vermiyeyim- asistanların spermlerinin kullanıldığına dair bir haber, yani değişik ailelerden doğan çocukların çoğunun kardeş olduğu ihtimali ortaya bomba gibi düşmüştü.

Tabi ki insanı değerlere saygı duyarak uygulanacak bu yöntemlerle biyolojik olarak kendilerine ait çocuklara sahip oluyor aileler. Burada biyolojik dedim çünkü bir noktaya daha değinmek istiyorum, tüp bebek yöntemini 11-12 kez denediklerini söyleyen aileleri izliyorum tv de. Ve inanamıyorum doğrusu, bu kadar deneme sonucunda olmuyorsa neden evlat edinmiyorlar insanlar . Yani biyolojik varlığın, soyun devamı bu kadar önemli insanoğlu için. Onun için bu yöntemler daha çok çeşitlilik kazanacaktır. Ama insanların çok dikkat etmeleri gerekiyor bence de, nereye gidildiği ne yapıldığı, hangi uygulamaya tabi tutulduğu hakkında bilinçli bilgiye sahip olmalılar.
 
Katılım
24 Mar 2007
Mesajlar
31
Tepki Skoru
0
Puanları
0
ben inanmıyorum sizin dediğinize ama doğruluk payını da bıarkamk istiyoreum benim bildiğim yabancı bir erkeğin spermnin yabancı bir kadının yumurtasıyla birleştirilmesidir. ama bilmiyorum artık 2. bir şıkkı var mı varsa ne kaadar doğru olduğudur.
 
Katılım
23 Ara 2006
Mesajlar
274
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
39
Söylediklerim havada kalmasın diye bir gazete haberini veriyorum. Bunlar da oluyor bilin diye. Yorum sizin tabi.....

Neşet Karadağ'ın haberi
Adana'da Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi’nde başkalarından aldıkları spermle, muayenehanesine gelen kadın hastaları hamile bıraktırmakla suçlanan Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmet Köker, görevi kötüye kullanmanın en üst ceza sınırı olan 3 yıl hapis cezasına mahkum oldu.

Bu ceza Yargıtay’ca onanırsa, tutuksuz yargılanan ve halen görevini sürdüren Prof.Dr. Köker cezaevine girecek. Prof.Dr. Köker’in o dönem asistanlığını yapan 6 doktor hakkında ise 1’er yıl hapis cezası verilip ertelenirken, 6 doktor hakkındaki suçlama ise kaldırıldı.

Kamuoyunda şok etkisi yaratan ‘Sperm skandalı’ ÇÜ Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim servisi hemşirelerinden Fatma Karabulut tarafından 2003’de ortaya çıkartıldı. Karabulut’un iddialarının televizyon ve gazetelerde yayınlanması üzerine Çukurova Üniversitesi Rektörlüğü’nce yargılanması istenen Prof.Dr. İsmet Köker’in itirazını inceleyen Danıştay 2’nci Dairesi, kendisi ile birlikte aynı bölümde görev yapan ve bazılarının daha sonra başka yerlere tayinleri çıkan öğretim görevlileri Dr. Cem Cengiz, Dr. Özgür Kaya Selçuk, Dr. Mustafa Şiş, Dr. Ümit Altıntaş, Dr. Özkan Yılmaz, Dr. Nihat Kataya, Dr. Reşat Mısırlıoğlu, Dr. Abdi Oğuz, Dr. Erdal Candan, Dr. Ayhan Coşkun, Dr. Önel Cemiloğlu ve Dr. Abdulhakim Arısoy’un da yargılanmasına oy birliği ile karar verdi. Bunun üzerine Prof.Dr. Köker ve 12 doktor hakkında Adana 4’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde ‘görevi kötüye kullanmak’ suçundan 3’er yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı.

1996 ile 2001 yılları arasında başkalarından aldığı spermlerle ‘heterolog artifisyel inseminasyon’ (spermin erkekten alınıp, kadının döl yoluna bırakılması) uygulaması yaptıkları, yapılmasına yardım edip, göz yumdukları iddiasıyla 3 yıldır tutuksuz yargılanan İsmet Köker ile birlikte 12 doktor hakkında karar duruşmasına Prof.Dr. Köker katılmadı. Prof.Dr. Köker’in avukatı ile birlikte sanık doktorlardan Cem Cengiz ve Özgür Kaya Selçuk ile avukatları geldi. Doktorlar Cengiz ve Selçuk, suçlamaları kabul etmeyerek, “Başkalarından sperm alındığını görmedik” diyerek beraatlerini istedi. İlk duruşmaya katılan Prof.Dr. Köker ise suçlamaları kabul etmezken, Tüp Bebek Merkezi’nde çalışan doktor ve asistanlardan bilimsel çalışma için sperm topladıklarını iddia etmişti.
PROFESÖRE EN ÜST SINIRDAN CEZA

Mahkeme hakimi, Köker’i, görevini kötüye kullandığına kanaat getirerek istenen cezanın en üst sınırı olan 3 yıl hapis cezasına mahkum etti. ‘Kişiliği, suçun işlenişi, kasıt yoğunluğu, halkın tıp bilimine ve üniversite hastanelerine karşı duyduğu güveni sarsıcı nitelikte bulunması’ gerekçesiyle verilen cezada indirim yapmadı.

Ayrıca, Köker hakkında TCK’nın 53’ncü maddesinde yer alan, ‘atamaya veya seçime tabi bütün memuriyetten ve hizmetlerden istihdam edilmekten, seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi hakları kullanmak gibi haklardan hapis cezası infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına’ da karar verildi. Yargıtay bu cezayı onarsa Prof.Dr. Köker cezaevine girecek ve infaz yasası kapsamında 1 yıl 3 ay hapis yatacak. Prof.Dr. Köker, kısa süreli açığa alındıktan sonra aynı fakültedeki görevine dönmüştü.

6 DOKTORUN CEZASI ERTELENDİ
Mahkeme, Köker’in o dönem asistanı olan tutuksuz yargılanan 12 doktor hakkında değişik kararlar verdi. Mahkeme hakimi, doktorlardan Mustafa Şiş, Ümit Altıntaş, Özkan Yılmaz, Reşat Mısırlıoğlu, Abdi Oğuz ve Erdal Candan’ı ise 1’er yıl hapse mahkum edip, bir daha suç işlemeyecekleri kanaati üzerine cezalarını erteleyerek 3 yıl denetim süresine tabii tuttu. Bu süre içinde kasıtlı bir suç işlemeleri halinde cezalarını çekecekleri de ihtar edildi. Doktorlardan, Cem Cengiz, Özgür Kaya Selçuk, Nihat Kataya, Abdulhakim Arısoy, Ayhan Coşkun ve Önel Cemiloğlu’nun iddia edilen olay tarihinde üniversiteden ayrılmaları nedeniyle haklarındaki dava ortadan kaldırıldı.

SPERMCİ DOKTORA TAZMİNAT ŞOKU

3 yıl hapis cezasına mahkum edilen Prof.Dr. İsmet Köker, sperm skandalını ortaya çıkartan hemşire Fatma Karabulut ile haberi yapan gazeteci ve televizyoncular aleyhinde 10 bin ile 100 bin YTL arasında toplam 240 bin YTL’lik tazminat davası açtı. Adana Asliye Hukuk Mahkemeleri’nde görülen bu davalar mahkemelerce reddedildi. Prof.Dr. Köker’in açtığı davayı kaybetmesi üzerine hemşire Fatma Karabulut da, 70 bin YTL’lik karşı bir tazminat davası açtı. Yerel mahkeme bu davayı da reddetti, karar temyize gönderildi.
SPERM SKANDALINI ORTAYA ÇIKARAN HEMŞİRE
ÇUKUROVA Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki olanakları kullanarak özel hastalarına sperm sağlayan Prof.Dr. Köker ile ilgili iddialar uzun süre kulaktan kulağa yayılmış, ve araştırma başlattığında, bu servis hemşirelerinden Fatma Karabulut bu konudaki ilk tanık olarak ortaya çıkmıştı. Mahkemede tanık olarak dinlenen hemşire Karabulut, eşleri yanlarında olmadan gelen hastalara dışardan sperm getirtildiğini iddia ederek, spermlerin öğrencilerden ve çalışan personelden alındığını iddia ederek şunları söylemişti:
“Ben 1997 -2001 arasında serviste hemşire olarak çalışmıştım. Prof.Dr. İsmet Köker bu bölümde öğretim üyesiydi. Aynı zamanda dışarıda muayenehanesi vardı. Kendi hastalarını bize, muayenehaneden ellerine verdiği pusulalarla veya telefonla gönderir ve bu hastalar ile ilgilenmemizi, ilgili asistanın bulunmasını isterdi. Asistanı bulurduk. Sorduğumuzda bu hastanın aşılama yapılacağını ancak sperm odalarına alınmasının gerekli olmadığını söylerdi. Hastanın eşinden sperm odasında sperm alınmazdı. O gün için nöbetçi olan asistan elinde bir tüple sperm getirirdi. Biz kendisine bu spermi nereden temin ettiğini sorduğumuzda bize ‘Siz orasına karışmayın’ diye yanıt verirdi.”
‘SPERMLERİ DÖKÜYORDUM’
“Kadın hastalar eşi ile geldiği zaman spermin, sperm odasında temin edilmesi için hastanın eşine odanın anahtarını verirdik. Bu şekilde aşılama yapılırdı. Fakat bazı kadın hastalar yalnız gelirlerdi. Eşsiz gelen hastalar için asistanlar tüp içerisinde sperm getirirlerdi. Ancak ben dışarıdan getirildiğini bildiğim spermleri döküyordum. Kullandırmıyordum. Ancak, kullanıldığı zamanlar da oluyordu. Son çalıştığım bir yıl içinde görevli olduğum her gün için 3-5 hasta bu şekilde eşsiz olarak gelir ve kendisine dışarıdan sperm temin edildiğini ve uygulama yapıldığını gördüm.”
‘ALLAH KAHRETSİN BU ADAMI?’
“Başka kişilere ait spermlerle aşılama yapıldığını aynı bölümde görevli Prof. Dr. Mehmet Ali Vardar’a anlattım. Hoca ayağa kalkıp İsmet Köker’i kastederek ‘Allah kahretsin biz bu adamı daha önce uyarmıştık. Yine mi başladı?’ diye tepki gösterdi. Engel olacağını söylemişti. Bölüm Başkanı Oktay Kadayıfçı ile koridorda tartıştıklarını da duymuştum. Spermlerin öğrencilerden ve çalışan personelden alındığını duydum.”
Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Radyoloji Ana Bilim dalında görevli Hemşire Emine İnce de, yaptığı tanıklıkta, görev yaptığı süre içinde hastalardan bazılarının eşli ve eşsiz geldiklerini, bazılarının ise elinde sperm tüpü ile geldiklerini belirterek, “Bu spermlerin nereden temin edildiğini bilemem. Baba olmayan kişilerden sperm temin edildiği yönünde söylenti vardı. Hastalardan bazıları bize eşlerinden dolayı çocuklarının olmadığını ve İsmet beyin kendilerine yardımcı olacağını söylüyordu” demişti.
Skandalın en önemli tanığı Hemşire Karabulut, tanıklığı nedeniyle çalıştığı hastanede sık sık görev yeri değiştirilip uzun süre manevi baskı altında tutuldu. Halen aynı hastanede görevini sürdürüyor.


Hürriyet
 

Giriş yap

Okul Öncesi Forum TV

000
Gün
00
Saat
00
Dakika
00
Saniye
Canlı yayına kalan süre.

18 Yıldır Sizlerle

18 yıldır sizlerleyiz. Türkiye'nin ilk okul öncesi eğitim platformu
Üst