Merhabalar Okul Öncesi Forum Resmi Web Sitesi 'Biz BÜYÜK Bir Aileyiz'

Foruma ücretsiz kayıt olarak mesaj gönderebilir, yeni konular oluşturabilir ve diğer üyeler ile etkileşim içine olabilirsiniz.

HADİ DENİZ KABUKLARININ YOLCULUĞUNA GÖTÜRÜYORUM SİZİ..

Katılım
14 Eyl 2006
Mesajlar
336
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
40
[size=x-large]Uzun uzun yıllar evveldi....
Uzak sahillerin, nemi yaprağı üzerinde, yemyeşil ormanlarında
güzeller güzeli bir kız yaşarmış.......
Adı yokmuş..
Bir isme de, ihtiyacı yokmuş zaten.
Duyamaz ve konuşamazmış, O......
Tüm gün topladığı deniz kabuklarıyla uğraşırmış sadece.....
Her sabah uyandığında,
“acaba bugün, hangi deniz kabukları bulma şansına sahibim” diye merak duyarmış.....
Kime sorsanız, tüm deniz kabuklarının birbirine benzediği o uzun sahillerde, o aylardır yıllardır hep mutlu ve
her günü ayrı bir umut ve güzellik içinde, heyecanla yaşamaktaymış.....
Çünkü O
zamanın,
sevenler için sonsuz olduğuna inanırmış......
Çünkü O,
zamanın,
sevinenler için kısa
üzülenler için çok uzun,
korkanlar için çok hızlı ,
bekleyenler içinse çok yavaş olduğunu, bilirmiş......
O, sonsuzu seçen, seven , ama çok seven bir yüreğe sahipmiş......
Topladığı ve dokunduğu her deniz kabuğu ile, yüreğine bir parça daha sevgi biriktirmekteymiş......
O, deniz kabuklarında, kulaklarıyla duyamadığı, bilinmez nice sesleri dinlemekteymiş aslında......
Yüreğinin kumsalları ve suları, ona hiç gitmediği, hiç görmediği kıyıların, nice hikayelerini anlatır durularmış......
Dünya, onun yüreğinde atarmış...
Dünya, onun yüreğinde ses verirmiş evrene......
O, dünyayı yüreğinden işitir, bilir ve yaşarmış......

Bazen işittiklerimiz, yeter sanırız...bildiklerimiz gerçek sanırız.......
Ve bunlar mutlu etmez bizi.....
Çünkü mutluluk;
duyamadıklarımızda, gidemediklerimizde,
fark edemediklerimizdedir....
Oysa, görebildiklerimizden, daha fazlasıdır gerçekler........
Günlük döngüler içinde, Sevdiklerimizle ve kendimizle paylaşabileceğimiz şeylerden uzak kalarak yaşıyoruz hayatlarımızı maalesef.....
Hayat bu olmamalı.. Işler hiç bir zaman durulmayacaktır ki, hep yoğun, hep çok olacaktır......
Ama sular bile durulur.
Durulur ve durulanır o zaman su; sedeflenir, sakinliğin, dinginliğin tatlı huzuru , derinliği aks olur kumsallarda.....
Bu hayattır işte.. Hayat oradadır...
Dinlerken, beklerken, izlerken, durulanırken..
Hayat orada yaşanır gerçel anlamda..
Oysa bizler mekanik ve elektronik bir dünyaya hapis vaziyette şuursuz yaşıyoruz, “hayat, bu” diye.....
Yaşamımızı, hayata ve kendimize endeksleyebilmeliyiz...
Ggerçekle, doğru arasındaki farkı görebilmeliyiz......
Hepimiz ....
Gerçekten mutlu olmak,
sadece yüreğin işidir...
Yüreklerimize fırsat vermeliyiz.....
Her yeni güne başlarken,
hangi deniz kabuğuna dokunarak,
bilinmedik hangi yaşama katılacağımız şansına gülümseyerek,
umutla uyanmalıyız......
Var olmanın güzelliği bu olsa gerek...
Acaba, bugüne kadar,
yüreğinizde kaç deniz kabuğu biriktirmişsinizdir ?
Sen...,
bugün hangi deniz kabuğunu dinledin,
ve bugün kaç deniz kabuğu topladın?
Insanın yüreği, belki de, deniz kabuklarından örülü olmalı.
Her yürek, bir kumsal olmalı belki de......
Kumsal gibi sonsuz olmalı.....
Kum tanelerinin kristallerinde, nice deniz çiçekleri, sedefleri açtırmalı her gün için..
Ve, her mevsimde ebruli olmalı o kumsal,
her koşulda kumsalda olmalı varlığımız.
Mesela, yazı, kumsal mevsimi biliriz sadece. Fakat, kışın da, oradayızdır.. Insanlar nedense, kumsalları, sadece yazın fark ederler......
Ne talihsizlik.!
Tıpkı, yüreklerimizi de, aynı talihsizliklerle fark edemediğimiz gibi
Belki de, maviyi görmek değildir önemli olan..
Belki, bakışlarımız gökyüzüne yöneldiğinde,
Önce, uçurtmayı görebilmeli gözlerimiz..
Önce uçurtmayı görebilirsek, mavileri de yakalarız zaten......
Uçurtma, mavidedir nihayetinde....
Eğer her gün, yeni bir var olma çiçeği açıyorsa gözlerimizde ve
Yüreğimizin ebruli kumsallarından, yepyeni deniz kabukları, sedefler toplayabiliyorsak,
Yokluk yok demektir, değil mi?

VE, her sabah ya da akşam üstleri,
Sulanmalı mutlak o var oluş çiçeklerimiz.......
Güne ya da akşama başlarken
Yürek su ister......Çiy ister... Şebnem ister......
Insanın en yalnız olduğu zaman dilimlerdir, sabahın eri ve akşamüstleri.......
Insanın en çok kendi olduğu, kendinde ve kendiyle olduğu vakitlerdir onlar.
Doğrularımızdan, gerçeğe yönelik yolculuğun başladığı vakitlerdir.
Sonsuza uzanan, uzanması gereken yürekler yollarını çiçeklendirme ve deniz kabuklarını sevgilendirme vakitleridir.
Doğrularınıza sahip çıkın. Kendinizi yakalayın.
Sonsuzluğu, kendinizden esirgemeyin.
Bakın, dinleyin, dokunun, deniz kabuklarının size söyleyecekleri var..
Yüreğinizin, ebruli kumsalından ayrılmayın.[/size]
 
Katılım
13 Ocak 2007
Mesajlar
327
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
34
Doğrularınıza sahip çıkın. Kendinizi yakalayın.
Sonsuzluğu, kendinizden esirgemeyin.
Bakın, dinleyin, dokunun, deniz kabuklarının size söyleyecekleri var..
Yüreğinizin, ebruli kumsalından ayrılmayın.
BAŞKA SÖZE NE HACET GENE DÖKTÜRMÜŞSÜN ÇOK AMA ÇOK GÜZELDİ TEŞEKKÜRLER
 
Katılım
14 Eyl 2006
Mesajlar
336
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
40
DAVETİYE

Yemyeşil bir gökyüzü, mavilerin kucağına düşmüş bir yeryüzü. Her şeyin gerçekliğine aykırı, herkesin tebessümlerine açıldığı bir kapı. Alice harikalar diyarını anımsatan bir evren. Her yeri elma şekerleriyle kaplı, ağaçları jelibon ve yumylerle kaplı ve çeşmelerinde sıcak çikolata akan bir şehir var düşlerimde. Ve bitmek tükenmeyen nedir bilmeyen bir umutla, şehrine giren insanlara alacalı mavi ve turuncu yeşil karışımı uçurtmalar yapan bir adamım ben düşlerimde.

Sen hiç; yemyeşil bir gökyüzünde, kuyruğuna yüreğini takıp, bir elinde uçurtma, diğer elinde elma şekeri ve parmaklarının arasına jelibonları sıkıştırıp uçurtma uçurdun mu?

Peki uçurtmayı havalandırmak için, tabana kuvvet ileri ve sonra geri geri koşarken poponun üzerine düştün mü? Belki de; dünyanın o en tatlı acısıyla tanıştın mı?

Sen hiç uçurtma uçurdun mu?

Tebrikler!

Uçurtma şehrime davetiye kazandınız...


TEBRİKLER ZELİHA VE LAVİNYA SİZİNLE UÇURTMA ŞEHRİME GİDİYORUZ...BAKALIM BAŞKA KİMLER GELECEK BU GÜZEL YOLCULUĞA...
 
Katılım
9 May 2006
Mesajlar
757
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
36
KAYBOLAN UÇURTMALAR

Bugün,bu koca şehrin dört duvarları arasında,televizyon ve bilgisayar karşısında büyüyen çocukları görünce kendi çocukluğumu düşünmeden edemiyorum.

Bizler yaratıcıydık, elimizde televizyonun kumandası, masamızda bilgisayarımız olmadığı için yaratıcı olmak zorundaydık üstelik. Çamurlardan, kiremitlerden kaplar, oyuncaklar yapardık, taşlarla sözde odaları ayrılmış evlerimizin içine koyardık onları evlerimize almak için fazla çirkinlerdi. Gösteriler  hazırlardık birbirimize, içinde neler yoktu ki, kısa oyunlar, elbette senaristi de oyuncusu da bizdik, şarkılar, sesimi çok güzel sanırdım, yarışmalar ödülü bile olurdu (artık oynamadığımız oyuncaklar, eskimiş plastik bilezikler..) ,erkeklerin (mutlaka!) pantolonlarının üzerine etek giydiği güldürüler. Sonra saklambaçlar, yedi kiremitler, öğretmencilik sıralar apartmanın merdivenleri olduğu için, öğretmen olanın hakimiyeti yüzde yüzdü ve hiçbir öğrencinin bilmediği sorudan kaçmak için önünde oturanın arkasına saklanarak göze batmama  şansı yoktu, folklor, evet okulda folklor ekibinde olanlarımız öğrendiği figürleri arkadaşlarına öğretirdi ve bunun en büyük avantajı hiç tartışmasız onun grup başı olmasıydı, şarkılı oyunlar ve danslar, ip atlamaca, futbol erkek çocuklar o zaman da aynıydı ve biz onların oyununa ne zaman girsek, onlar orayı ter kederlerdi, onlarsız futbol da gerçekten sıkıcı olurdu bize twist yapmayı öğreten, oyunlarımız sırasında bize su dağıtan komşu kızı ablalarımız...

Bugünkü çocuklarla tek ortak noktamız belki de eve üstü başı kirli gelmek ki, onlar üstlerini nerede ve nasıl kirletiyorlar hiçbir fikrim yok.

Evin ve okulun dışında geçirdiğimiz o özgür saatler öylesine dayanılmazdı ki, pek çoğumuzun annesinin sesi ya da babasının eve dönüşü sokardı bizi evlerimize. Yağmur altında oynamanın ayrı bir keyfi vardı ve yağmur damlaları annelerimizin kulağına ulaşacak kadar gürültü çıkarmaya başlayana dek bırakmazdık oyunlarımızı. Neyse ki, sırımsıklak saçlarımızla kapıyı çaldığımızda annelerimiz “Yağmur başladı, ben de hemen geldim” yalanımıza inanmak becerisini gösterirlerdi çokça.

Piknik diye bir kavram vardı bizler için, papatyaların kar beyazlığına bürünmüş ağaçlıklardan kucak dolusu papatyayı taşırken, başımda papatyadan tacım olurdu mutlaka. Şimdi papatyayı yalnızca kaldırımlarda çiçek satan kadınların kucağında görüyorum.

Hepimizin illa ki uçurtmaları oldu, babamın üzerine özenle al yanaklı keloğlan çizdiği uçurtmamın gökte salınan diğer uçurtmalardan ayrılışını gururla izleyişimi dünmüş gibi hatırlarım. Bando takımımızla katıldığımız 23 Nisan kutlamalarını bir daha hiçbir yerde görmedim.  Şehrin bir ucundan diğerine bandolarımızı çalarak ilerler ve cadde kenarlarında bizi alkışlayan insanları yan gözle izlerken öylesine gururluyduk ki, ayağımızı acıtan o sert ayakkabılarımızın farkına ancak eve ulaştıktan sonra varıyorduk.  

Hayvanları çok sevdik biz, gerçi çoğumuz için ev içine hayvan almak yasaktı ama ikinci kattaki balkonumuzda büyüttüğüm yavru kedilerin sayısını bugün ben bile hatırlamıyorum. Ve elbette içeriye hayvan alma yasağının en büyük nedeni tüyleri olduğu için, bu yasak, bir oda dolusu ipekböceği, devasa 3 akvaryum dolusu balık, birkaç tane muhabbet kuşu, su kaplumbağası sahibi olmamıza engel değildi. Ve tabii bizler biraz daha büyüdükten ve ısrar etme yeteneğimizi geliştirdikten sonra eve köpek de girecekti.

Biz ağaç dikmeyi biliyorduk, ufacık ellerimizle okullarımıza diktiğimiz çam ağaçlarının arasında kendi ağacımı bulmaya çalışmaktan, başka yerlere başka ağaçlar diktikten ve yeşerdiklerini gördükten sonra vazgeçtim. O yüzdendir ki, bugün hepimizin evlerini özenle baktığımız çiçekler süsler ve bu yüzden bu yeşilsizlik içinde yeşile açlık çekeriz.

Hepimiz bisiklet binmeyi erkenden öğrendik, evcilik oynadığımız yerlerin özgürlüğü bize yetmez oldu, gidebildiğimiz yere kadar gittik altımızdaki iki tekerleğe güvenip.

Evde geçirdiğimiz zamanlarda, renksiz televizyonumuzun biricik kanalı olan renksiz TRT biz çocuklara pek seslenmediği için, elbette yine oyunlar yaratacaktık. Bilyelerin içindeki renklere bakarak kardeşime masallar uydurur, dışarıda arkadaşlarımıza sergilediğimiz şu çok renkli programı biraz da zorla anne babama  izlettirir, resimler yapıp en çok prenses resimleri odamın duvarlarına asardım, koltuklardan biri bir sal olurdu, biz de denizde kaybolmuş iki kardeş, elbette umut hep vardı ve biz denizden balina tutup hamsi olamazdı tabi yağıyla aydınlanır ve bitmek tükenmek bilmeyen o balıkla hiç açlık çekmezdik, suyu  ve ateşi nereden bulurduk, işte bunu hatırlamıyorum, sanıyorum su ve ateş sorununu o zaman da hatırlamıyorduk.

Çok kitap okurduk, yüzlerce masal, hikaye. Birbirimize anlatacak bir film, tiyatro ya da bir bilgisayar oyunu olmadığı için, okuduğumuz kitapları anlatırdık birbirimize.

Dostluğu çok küçükken öğrendik biz, paylaşmayı, güvenmeyi, anlamayı. Belki fazla masumduk, bugünün çok gerisinde .

Ama  çocuk gibi çocuktuk , bugün bu koca şehrin dört duvarları arasında, televizyon ve bilgisayar karşısında büyüyen çocukları görünce kendi çocukluğumuzu düşünmeden edemeyecek kadar doyduk çocukluğumuza.

  

[align=right]Esin KILIÇ[/align]

alıntıdır..


uçurtma şehrinde nacizane bir yerin bana da varmıdır canımm sarımm..

yinee çok güzell bir paylaşımm..bir uçurtma hikayesi de benden olsunn istedimm...
 
Katılım
8 Eyl 2006
Mesajlar
9,423
Tepki Skoru
1
Puanları
0
Yaş
36
Canım çok güzel bir paylaşım çok teşekkürler...
Uçurtma şehrinde bana da yer varmı canımcım?
 
Katılım
2 Ocak 2007
Mesajlar
438
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
34
süper yaaaa yellow bu yazıları nerden buluyosun sen yawwww:):):)ellerine sağlık yüreğine sağlıkkkk:)
 
Katılım
14 Eyl 2006
Mesajlar
336
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
40
Güldüğünde risk alırsın, adama deli derler,
ağladığında risk alırsın, adama duygusal derler,
Yardım için elini uzatırsın, risktir, işi üzerine yıkarlar.
Duygularını açarsın, kalbinden vurulma riskin vardır.
Fikirlerini insanlara anlatırsın, risklidir, çalar giderler
Seversin, karşılığında sevilmeme riskin vardır
Yaşarken,ölmek bir risk, arzularken, başarısız olmak bir risk...

Ama riskler alınmalı,
Hayatta en büyük tehlike, hiç riske girmemek.
Hiçbir riski göze almazsan, ruhun köreleir.
Belki acı çekmekten ve üzülmekten kaçarsın
Ama hissetmeyi değişmeyi, büyümeyi, aşkı, yaşamı öğrenemezsin.
Ruhun zincirlenir, köle olursun.
Özgürlüğün sahtedir
Gerçek özgürlük, riskleri yaşamakla gelir...
Hadi bu yolculukta risk var ona göre..


YAA BEN HER RİSKİ ALMAYA HAZIRIM BU YOLCULUKTA ÖYLE GÖRÜLÜYORKİ SEVGİLİ TİKU-GÖKÇE VE FUNDA'DA HAZIR BU YOLCULUĞA HOŞGELDİNİZ CANLARIM BEN SİZİ HER RİSKE RAĞMEN UÇUTMAMIN KANADINA TAKIP GÜZEL BİR YOLCULĞA ÇIKMAYA HAZIRIM...(TİKU BENİMDE SEVDİĞİM BİR PAYLAŞIMINLA BENİ MUTLU ETTİN CANIM GÜZEL YÜREĞİNİE SAĞLIK..)
 
Katılım
17 Ocak 2007
Mesajlar
2,502
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
44
Dostluğu çok küçükken öğrendik biz, paylaşmayı, güvenmeyi, anlamayı. Belki fazla masumduk, bugünün çok gerisinde .

NE KADAR DA DEĞİŞTİK!

ÖZLEDİĞİM BİR SEN VARSIN
BİR DE O SAF ÇOCUKLUĞUM
BANA KALSA BÜYÜMEZDİM
BELKİ ONDAN BURUKLUĞUM...
 
Katılım
14 Eyl 2006
Mesajlar
336
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
40
Bindin mi güzel kardeşim birgün
Bir martının kanadına
Bıraktın mı güzel kardeşim kendini
Uçuverdin mi o kanadın üstünde uzaklara

Bırak kalsın bedenini orada
Soğuk bir kış günü bir denizin kenarında
Salıver sen kendini martıyla
Soğuk rüzgarlarda savrulmaya

Bedenini iyice sar, sarmala gitmeden
Üşür, hasta olur o sonra
Sen yokken nefes almasını tembih et
Tabi eğer yaşamak istiyorsa

Bakar başının çaresine bir şekilde nasıl olsa
Denizi hiç yüksekten gördün mü
Gözlerini suyun ihtişamından hiç ayırmadan
Rüzgarın sesini hiç uzun uzun dinledin mi

Kulaklarına başka sesler dolmadan
Martının çığlığını hiç taklit ettin mi
Deli miyim diye kendine sormadan
Çiğ balığın tadını merak ettin mi

Öyle denemeye falan ihtiyaç duymadan
Daha hiç bir martıyla dost olmadın ki
Daha hiç bir binanın tepesinden
Aşağıya doğru süzülmedin ki

Daha hiç çiğ balığı
Denizin içinden almadın ki
Demem o ki
Hani istersen dene bir dediğimi
Bunu senin için yapacak martı
O kadar çok ki...
 

Giriş yap

Okul Öncesi Forum TV

000
Gün
00
Saat
00
Dakika
00
Saniye
Canlı yayına kalan süre.

18 Yıldır Sizlerle

18 yıldır sizlerleyiz. Türkiye'nin ilk okul öncesi eğitim platformu
Üst