Merhabalar Okul Öncesi Forum Resmi Web Sitesi 'Biz BÜYÜK Bir Aileyiz'

Foruma ücretsiz kayıt olarak mesaj gönderebilir, yeni konular oluşturabilir ve diğer üyeler ile etkileşim içine olabilirsiniz.

GELECEĞİN SUÇLUSUNU YETİŞTİRMENİN

Katılım
3 May 2006
Mesajlar
238
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
53
GELECEĞİN SUÇLUSUNU YETİŞTİRMENİN
EN BASİT 8 KURALI
Bu yazı A.B.D. Houston Kenti Polis Müdürlüğü tarafından hazırlanmış ve kentteki tüm evlere ve okullara dağıtılmıştır.
1. Daha küçükken çocuğa istediği her şeyi vermeye başla! Bu şekilde o, herkesin onun geçimini sağlamak zorunda olduğuna inanacaktır.
2. Kötü sözler söylediği zaman gül. Böylece o kendisinin akıllı olduğuna inanacaktır.
3. Ona düşünmeyi ve beynini kullanmayı hiç öğretme 21 yaşına gelince kendisi karar versin diye bekle.
4. Yerde bıraktığı her şeyi kaldır, kitaplarını, ayakkabılarını, elbiselerini. Onun için her şeyi sen yap ki o bütün sorumlulukları başkalarına yüklemeye alışsın.
5. Onun önünde sık sık kavga et ki bu sayede aile bir gün parçalanırsa o da o kadar şaşırmasın.
6. Ona istediği kadar harçlık ver ki hiç bir zaman kendi parasını kazanmanın ne olduğunu öğrenmesin.
7. Yiyecek, içecek ve konforla ilgili bütün arzularını yerine getir ki istediklerini her zaman elde etmeye alışsın.
8. Komşulara, öğretmenlere, polislere karşı, daima onun tarafını tut ki onların hepsine karşı peşin hükümleri oluşsun. Bütün bunları ve buna benzerleri yaparak yetiştirdiğin O’NUN, günün birinde başına gerçekten bir bela gelirse kendinden özür dile ama onu felaket dolu bir hayata hazırladığın için kendine teşekkür etmeyi de ihmal etme.














YUVA SEÇERKEN ...
1. Seçeceğiniz yuvada çocuğunuz için hazırlanan yaşam, ona çok sayıda ilişki kurma özgürlüğü tanımalı, diğer çocuklarla bütünleşmesini – kaynaşmasını sağlamalıdır.
2. Öncelikle yuvayı hazırlayanlar, toplumsallaşmayı bir eğitim hedefi olarak saptamış olmalılar. Aksi halde yuva kendi başına çocukların toplumsallaşmasını,aralarında ilişki, işbirliği, sevgi doğmasını sağlayamaz.
3. Çocuk ile eğitimci arasında dengeli, ölçülü bir sevgi bağı olmalıdır. Eğitimcinin görevi kendisine emanet edilen tüm çocuklara eşit davranmak, sert davranışlar ve aşırı bağlılıklardan kaçınmaktır.
4. Çocuk yuvada kişisel olarak kabul edildiğini ve anlaşıldığını hissetmelidir. Çünkü başkalarıyla iyi ilişkiler kurmanın temellerinden biri de “kendine güven”dir.
5. Oyun çocukluğun en önemli dışa vurumudur, çocuğun her türlü yeteneğini geliştirir, çocuğun tüm kişiliğini etkiler. Çocuk oyun sırasında her türlü ezikliğinden. kaygısından, korkusundan, bunalımından kurtulur. Örgütlenmiş oyunlarda, öğretmenin yönetimi ile çocuklar birbirlerini tanımayı ve kurallara uymayı öğrenirler. Grup oyunları, her çocuğa, diğerlerinin varlığının gerektirdiği sınırları koyar, öz disiplinin gelişmesini sağlar. İşte bu yüzden yuıvadaki tüm yaşantının temeli oyun olmalıdır.













BEN KENDİMİM
1. Tüm dünyada benim benzerim kimse yok. Bazı yönleri bana benzeyenler var. Fakat kimse tam olarak tüm yönleriyle benim gibi değil. Dolayısıyla bende varlık bulan herşey sadece bana özgü, çünkü onları ben seçtim. Benimle ilgili her şey bana ait; vücudum ve onu oluşturan her şey; zihnim ve onu oluşturan tüm düşünce ve fikirler; gözlerim, ve onun ifade ettiği tüm görüntüler; duygularım ve onlar her neyse öfke, neşe, kaygı, sevgi, hayal kırıklıkları ve heyecan; ağzım ve oradan çıkan her sözcük; nazik, yumuşak ya da kaba, doğru yada yanlış; sesim, yüksek ya da alçak, ve tüm davranışlarım, başkalarına ya da kendime karşı. Kendi fantezilerim, rüyalarım, umutlarım, korkularım. Tüm zafer ve başarılarım bana ait, tıpkı tüm hatalarım gibi. Çünkü beni oluşturan tüm parçalar benim. Kendimle tamamen yüzleşebilirim, ve böylece benim için en önemli şeylere ulaşmak üzere bir bütün olarak amaçlarımı gerçekleştirebilirim.
2. Kendi kendimi şaşırtan bazı yönlerim olduğunu biliyorum. Ve bilmediğim başka yönlerim de var. Fakat kendimle dost olduğum ve kendimi sevdiğim sürece, beni şaşırtan bu yönlerin üzerine cesaret ve umutla gidip kendimle ilgili daha pek çok şey bulabileceğimi biliyorum.
3. İnsanlara nasıl görünürsem görüneyim, ne söylersem, ne yaparsam yapayım, herhangi bir anda ne düşünürsem ne hissedersem hissedeyim, hepsi de benim. Bu bana özgü. Zamanın o noktasında nerde olduğumun ifadesi.
4. Ne yaptığıma, nasıl düşündüğüme, ne hissettiğime baktığımda, bazı yönlerim uyumsuz olabilir. Ve ben bu uymayan yönleri çıkarıp, uyduğuna emin olduklarımla yoluma devam edebilirim. Çıkardıklarımın yerine yeni şeyler yaratabilirim.
5. Benim dışımdaki dünyada, insanlara bir düzen yaratabilecek, ilişkileri anlamlı kılabilecek, üretken ve onlara yakın olabilecek, gerekirse dışarıda hayatta kalabilecek birikimim var.
6. Kendime aitim ve böylece kendimi yeniden düzenleyebilirim.
7. Ben kendimim ve bundan mutluyum.
Kaynak: VIRGINIA SATIR, Aile terapisti (1916 – 1988)













ÇOCUK YETİŞTİRME TUTUMLARI, AİLEDE DİSİPLİN ANLAYIŞI
Dilimizde disiplin denince akla genellikle ceza gelir. Oysa eğitimsel disiplin, kişiye belirli alışkanlıklar kazandırma, onu, kendisi ve çevresi ile uyum içinde yaşamaya hazırlama şeklinde tanımlanabilir. Düzenli alışkanlıkların gerçek başlangıç dönemi okul öncesi dönemdir. Bu dönemde çocuk, gelecekteki davranışlarına esas oluşturacak tüm alışkanlıkları kazanır. Artık o kendi kendine bazı şeyler başarabilen bir çocuktur. Kendisine öğretilmek istenen davranış modellerine karşı tepki de gösterebilir. Ayrıca hareketli olduğundan , kendisini bazen tehlikeli durumlar içinde de bulabilir. Bu nedenle de bazı sınırların konulması zorunludur. İyi bir disiplin, devamlı çocuğun isteklerine engeller konarak değil, karşılıklı saygı ve anlayışla kurulabilir. Çocuk sağlıklı bir aile ortamı içinde bir süre sonra bazı davranışların yasak olmadığını, ama bazı davranışlara izin verilemeyeceğini ve bir kısım davranışları da mutlaka yapması gerektiğini öğrenir. Kısıtlama fikri, insan olarak hiçbirimizin hoşuna gitmez, ama çocuklar kendilerine yapılan kısıtlamaları belirli ölçütler içinde sandığımızdan daha kolay kabul ederler. Bu ölçütleri şöyle sıralayabiliriz :
1- KARARLILIK: Çocuktan yapması istenen şeylerin, o anda akla geliveren şeyler olmayıp, önceden düşünülmüş, planlanmış şeyler olmalıdır. Burada çocuğun bulunduğu gelişim basamağında neleri başarıp neleri başaramayacağının bilinmesi büyük önem taşır. Yasaklar konulurken bunların gerçekten yerine getirilebilir olmaları, disiplin kuralının öğrenilmesi açısından çok önemlidir. Yerine getiremeyeceğimiz yasaklama ifadelerinin makul disiplin eğitiminde yeri yoktur. Zararsız ve makul olan istekleri için çocuğa olanak tanımak, sağlıklı ve güvenli, kendine ve başkalarına güvenen bir birey yetiştirmek açısından son derece önemlidir.
2- PEKİŞTİRME: Kuralların öğrenilmesi, alışkanlıkların kazanılması, insan yaşamında büyük yer tutan öğrenme etkinliğinin çeşitli yüzleridir. Pekiştirme, çocuğa öğretilmek istenen kuralın pek çok kereler tekrarlanması anlamındadır. Her zaman aynı şekilde tepkide bulunulması, pekiştirmenin sağlanması için başlıca etkendir. Her zaman oyuncaklarını toplamasını istediğimiz çocuğa “hadi gezmeye gideceğimiz için bu günlük oyuncaklarını toplama, ama yarın mutlaka toplayacaksın” dediğimiz zaman çocuk, kendisinden istenilen davranışın duruma ve yetişkinin isteğine bağlı olduğunu düşünecektir. Anne bazen yapılmasına izin veriyor bazen de bunun yapılmaması gereklidir diyorsa çocuğun o kuralı öğrenmesi beklenemez.
3- KİŞİSEL DUYGULARA GÖRE DAVRANMAMA: İnsan söz konusu olduğu zaman, davranışlarda çoğu kez duygular da etkili olur. Canımızın sıkkın olduğu, keyfimizin yerinde olmadığı bir gün, çocuğumuzun yaptığı bir harekete şiddetle tepki gösteriyorsak, daha sonra da üzüldüğümüz için onu kucağımızı alıp okşuyorsak veya daha rahat olduğumuz bir gün aynı davranışı hoşgörü ile karşılıyorsak, çocuğumuzun bundan alacağı olumlu ve olumsuz izlenimler uzun tartışmalara konu olabilir. Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda, duygularımızın davranışlarımıza olan etkilerini çok iyi kontrol etmemiz gerekir, çünkü bir kuralın öğrenilmesi ve çocuk tarafından rahatlıkla kabul edilerek kalıcı olabilmesi, kuralın kişisel değil durumsal olması ile ilgilidir.
“Yaşamın Sihirli Yılları: Okul Öncesi Dönem” Prof. Dr. Ayla OKTAY Epsilon 2000














ÇOCUK YETİŞTİRME TUTUMLARI, ÖDÜL VE CEZA
Günümüz eğitim anlayışında disiplin, bir cezalandırma sistemi değil, çocukların kendi kendilerini kontrol etmeleri konusunda başvurulan bir yardımcı yöntem olarak düşünülmektedir. Disiplin, çocuğun kendi kendini kontrol etmesini, diğer çocuklara ve çevreye uyumlarını sağlayan bir eğitim aracı olarak ele alınınca, cezalandırmanın yerini mantık ve anlayış alır. Çocuk, davranışlarını kendi kendine değerlendirir ve hatta yanlış yaptığı zaman kendini de eleştirebilir. Sevildiğini bilen, kendini güven içinde hisseden bir çocuk, genellikle yetişkinlere ve yaşıtlarına yaklaşmakta güçlük çekmez, insanlara güven duyduğu için onların davranışları hakkında da kuşkuya düşmez. Mutlu bir çocuk, yetişkinin kendisinden istediklerini yerine getirmek konusunda mutsuz ve güvensiz bir çocuktan daha isteklidir. Ayrıca çocuklar kendilerine makul bir açıklama yapıldığında, genellikle söylenenleri kabul ederler, istenmeyen davranışı yapmaktan vazgeçerler. Çağdaş disiplin anlayışında ceza, ancak çocuğun bozduğu ilişkileri kendisine hissettirecek türden bir yasaklama ise yapıcıdır. Gezmeye gitmek için ağlayıp, tepinen, annesini yumruklayan veya eline geçenleri atan bir çocuk için en uygun yöntem, onu azarlamak – ona küsmek değil, sakin bir sesle “gezmeye gitmek istiyorsun, ama bu şartlarda sokağa çıkmamız mümkün değil, bu konuyu tepinmen bittiği zaman tekrar düşünürüz” demek olmalıdır. Dengeli bir disiplin planı, çocuğun kendi kendini kontrol etmesine dayalıdır ve bu planda cezalandırmadan çok, çocuğun kendi kendini değerlendirmeye alıştırılmasıdır.
Tüm öğrenme faaliyetlerinde olduğu gibi, başardığı bir davranışı için çocuğu ödüllendirmek, davranışının başarılı ve olumlu yönünü ona hissettirecek birkaç tatlı söz söylemek, en azından çocuğu ilerideki başarılar için özendirecek bir tutumdur. Ancak her şeyde olduğu gibi bunda da aşırılığa kaçıldığında, çocuğun gerçek başarıdan duyacağı mutluluk duygusu yerini, haksız olarak kendini üstün görme duygusuna bırakabilir. Ödül, ancak hak edildiği zaman verildiğinde eğitimsel bir değer taşır.
“Yaşamın Sihirli Yılları: Okul Öncesi Dönem” Prof. Dr. Ayla OKTAY Epsilon 2000













ÇOCUK YETİŞTİRME TUTUMLARI, ŞIMARIKLIK
Disiplin konusuna değinirken şımarıklıktan söz etmemek olanaksızdır. Şımarıklık, çocukta doğuştan var olan bir özellik değildir. Hiçbir çocuk şımarık doğmaz ama daha bebeklikten başlayarak anne babasının ve diğer yetişkinlerin tutumları çocuğu şımarık hale getirir. Şımarık çocuk genellikle gereksinmelerinin karşılanması konusunda belirli bir düzen bulunmayan çocuktur. Belirli bir disiplin kuralının uygulanmadığı veya uygulanamadığı, anne babanın disiplin konusunda görüş birliğine sahip olmadığı veya evdeki büyük anne, büyük baba veya yakın akrabaların, kısaca çocuğun yakın çevresinde onu etkileyebilecek kişilerin disiplin konusunda ortak tutuma sahip olmadıkları ailelerde yetişen çocukların şımarık olmaları son derece kolay ve hatta doğaldır. Şımarık çocuklarda, canının istediğini istediği zaman yaptırmaya çalışma, devamlı tutturma, gereken saatte yatmaya karşı aşırı direnç, sık sık ağlama, tepinme vb. gibi tepkilere sıkça rastlanır. Bu tür çocukları yeniden eğitmek, onlara makul bir disiplin planını kabul ettirmek bazen eğitimciyi umutsuzluğa düşürecek kadar zordur. Yeniden eğitimin sağlanması, çocuğun sağlıklı bir duygusal yapıya kavuşması, tüm aile bireylerinin ortak çabaları ve o güne kadar uyguladıkları yöntemi değiştirmelerine bağlıdır.
“Yaşamın Sihirli Yılları: Okul Öncesi Dönem” Prof. Dr. Ayla OKTAY Epsilon 2000














OKUL ÖNCESİ DÖNEM, İNSAN HAYATININ TEMELİDİR
Okul öncesi dönem, insan hayatının diğer dönemlerinin temelini oluşturan bir dönemdir. Ancak bu dönem yalnızca gençlik ve olgunluğa hazırlık olarak değil, kendi başına da önemlidir. Bu bakış açısıyla eğitim, sadece gelecek için bir hazırlık olmaktan öte şimdiki zamanı da içeren bir süreçtir. Yaşamın her döneminde, insanın o dönemde yerine getirmesi gereken görev ve sorumlulukları vardır. Her yaşta insanın kendi yanlış ve doğrularını bizzat yaşayarak öğrenmesi çok önemlidir. Adalet, umut, nezaket, sevinç, barış gibi temel ruhsal özellikler, yetişkinler gibi çocuklarında sahip olmaları gereken özelliklerdir. Öyleyse okul öncesi dönemin de diğer dönemler gibi en iyi şekilde ve uygun yaşantılarla geçirilmesi son derece önemlidir.
Okul öncesi eğitiminde iyi kaliteye ilişkin prensipler ve iyi bir uygulama önemlidir. Kaliteyi getirecek sağlam prensipler ortaya konup, uygulamalar buna uygun olarak yapılırsa doğru sonuca ulaşılabilir.
“Yaşamın Sihirli Yılları: Okul Öncesi Dönem” Prof. Dr. Ayla OKTAY Epsilon 2000













ÇOCUK YETİŞTİRME TUTUMLARI, ÇOCUĞUN İHTİYAÇLARINA DUYARLILIK
Okul öncesi çocuğun yaşamında temel ihtiyaçlar öncelikleri de belirler. Çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanması sırasındaki yetişkin tavrı, onun dünyaya bakışını, insanlara karşı güven ya da güvensizliğinin de temelini oluşturur. Okul öncesi dönemde çocuğun ihtiyaçlarının karşılanması, bir anlamda yetişkinin onu bir birey olarak kabul etmesine bağlıdır. Çocuğu bağımsız bir insan, bir birey olarak kabul eden yetişkin, onun ihtiyaçlarını anlamaya ve bunları en uygun şekilde karşılamaya da özen gösterir. İhtiyaçlarının karşılandığı bir ortamda çocuk da kendi benliğinin farkına daha kolaylıkla varabilir. İhtiyaçları fark etmek, onu bir birey olarak kabul etmek aynı zamanda saygıyı da içerir. Yetişkinin saygı duyduğu ortamda çocuk da hem kendine hem de başkalarına saygı duymayı daha kolaylıkla öğrenir. Kendisini tanımasına, hatalarını düzeltmesine hoşgörü ve duyarlılıkla imkan veren bir aile ve okul ortamı, çocuğun benlik algısını da olumlu yönde etkileyecektir. Evde ve okulda çocuğun ihtiyaçlarına cevap veremeyen bir eğitim anlayışı ve program içeriğinin yarardan çok zarar vereceği unutulmamalıdır.
Çocukların olumlu, güzel durumlarda ortaya çıkan yaşantısına dikkat edilmelidir. Sevinç duygusu çocuğun daha iyi gelişmesine, kendini daha iyi algılamasına neden olur. Bu yüzden çocuğun yaşamını kırgınlık değil, sevinç duyabileceği şartlarda sürdürmesi, hareketlerinin sonuçlarından üzüntü değil, mutluluk duymasının sağlanması önemlidir. Öfke, kızgınlık, nefret gibi olumsuz duyguların çocuk tarafından sıkça yaşanması, onun kendine ve çevreye güvenini sarsmanın ötesinde, başka insanlar, hatta kendisi için iyi duygular beslemesine de engel olur. Bunun için de yetişkinin gereksiz müdahale ve çatışma yaratacak davranışlardan olabildiğince kaçınması gereklidir.
“Yaşamın Sihirli Yılları: Okul Öncesi Dönem” Prof. Dr. Ayla OKTAY Epsilon 2000













BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?
Çocuğun kişilik gelişiminin %70’inin okul öncesi dönemde oluştuğunu;
Çocukların 3-6 yaş dönemindeki gelişimlerini, kız çocukların anneyi - erkek çocukların babayı örnek alarak tamamladıklarını,
Çocuğumuza vereceğimiz Ödülün, ancak hak edildiği zaman verildiğinde eğitimsel bir değer taşıdığını,
Ödüllendirme” de aşırıya kaçılmasının, çocuğun gerçek başarıdan duyacağı mutluluk duygusunun yerini, haksız olarak “kendini üstün görme” duygusuna bırakabildiğini,
Dengeli bir disiplin uygulamasının, çocuğun kendi kendini kontrol etmesine dayalı olduğunu ve bu uygulamada cezalandırma yerine, çocuğun kendini değerlendirmeye alıştırılmasının önemli olduğunu biliyor muydunuz?...












ÇOCUĞA UYKU ALIŞKANLIĞINI KAZANDIRABİLMEK İÇİN;
Çocuğu belli saatlerde yatırmak, yatma saatini ve süresini çocuğun ihtiyacına ve ailenin düzenine göre ayarlamak,
Ona herkesin kendi odası ve yatağının olduğunu öğretmek,
Çocuğu kendi odasında ve yatağında uyumaya alıştırmak,
Çocuğun odasını ona cazip kılmak ve sevdirmek gerektiğinde odanın düzenini değiştirmek, odayı veya yanındaki holü aydınlatmak,
Uyku konusunda anlayışlı fakat kararlı davranmak,
Şiddete başvurmamak, tehdit veya rüşveti eğitim aracı olarak kullanmamak, duruma göre çocuğun yanında bir süre kalmak, sevecen davranmak, çağırdığı zaman duyulduğunu ona fark ettirmek,
İhtiyaç duyduğunda yanına sevdiği bir oyuncağını almasına, müzik veya masal kaseti dinlemesine izin vermek gerektiğini biliyor muydunuz?...













ÇOCUĞUNUZU YUVAYA İLK BIRAKTIĞINIZDA;
Çocuğun “annem beni sevmediği için mi buraya bırakıyor?” diye düşünebileceğini,
Yuvaya gittiği takdirde “arkadaşlarıyla birlikte değişik oyuncaklarla oynayabileceğini, şarkılar söyleyip resimler yapacağını, evde olsa yalnız başına sıkılabileceğini” söylemenin, çocuğun ağlamadan ve severek yuvaya gelmesini sağlayabileceğini,
Sabah yuvaya çocuğunuzu bırakırken mutlaka akşam yuvaya gelerek kendisini alacağınızı çocuğa söylemenin ve onu öperek vedalaşmanızın çocuğunuzun yuvada o günü mutlu geçirmesini sağlayacağını,
Çocuğunuza sık sık onu çok sevdiğinizi söyleyip sarılarak yanaklarından öpmenizin onu sevdiğinizi anlamasını sağlayacağını,
Yuvadan akşam çocuğunuzu alırken, güler yüzle yanaklarından öperek karşılamanızın ve o gün yuvada neler yaptığını sormanızın,
Eve girdiğinizde işinize başlamadan önce, en az beş dakikanızı ona ayırarak, birlikte bir hikaye okumak veya bir resim çizdikten sonra onu başka bir faaliyete yönlendirip, işe başlamanızın, çocuğunuza “annem-babam beni seviyor, benimle ilgileniyor!” diye düşünmesini sağlayacağını biliyor muydunuz?...













ÇOCUĞUMUZU DİNLERKEN;
Zihnimizdeki bizi meşgul eden diğer olayları, bir süre için ertelememiz,
Onunla konuşurken (çocuğumuzun boyuna göre eğilerek) aynı seviyeye gelmemiz,
Çocuğumuzun söylediklerini dinlediğimizi baş hareketlerimizle, mimiklerimizle onaylamamız,
Onun sözünü kesmememiz ve anlatacaklarını bitirene kadar sabırla dinlememiz,
İsteği ya da söylediği bize çok mantıksız gelse de olumsuz tepki göstermememiz,
Onun duygularını paylaştığımızı, ona dokunarak – sarılarak ifade etmemiz,
Söylemek istediklerinin bittiğine emin olunca, olayın niteliğine göre, onun anlayabileceği bir dille, bizim de konu hakkındaki düşünce ve duygularımızı ona anlatmamız gerektiğini biliyor muydunuz?...













ÇOCUĞUNUZLA KONUŞURKEN;
Dinlemek, konuşmak kadar beceri gerektirir. Aktif dinleme; ilgi, empati ve saygı gibi duyguları yansıtan davranışları içerir. Çocuklarınızı bu şekilde dinlemek, onları sizin önkoşulsuz sevginiz konusunda ikna edecektir. Çocuğunuzun size söyleyecek önemli bir şeyleri olduğunda, dikkat etmeniz gereken noktalar :
Çocuğunuzla mümkün olduğu kadar göz teması kurun. Eğer gerekli görürseniz, fiziksel temas da kurun. Çocuğunuzu birkaç dakika ciddi ve dikkatlice dinlemek, siz başka bir iş yaparken onun bir saatten fazla konuşmasını dinlemekle eşdeğerdir.
Hemen öneriler, fikirler ve dersler vermeye kalkmayın. Çocukların genellikle kendi seslerini dinlemeye ihtiyaçları vardır. “Ben sana söylemiştim!” tarzı yargı içeren ifadeler, çocuğunuzun bir sonraki problemini size aktarma olasılığını azaltacaktır.
Uygun sorular sorarak ya da “Hımm!” “Evet” “Gerçekten mi?” “Hay Allah” gibi “dinleme” sözcükleri kullanarak gerçekten dinlediğinizi gösterin.
Çocuğunuzun korkularını, endişelerini ve çeşitli duygularını onaylayın. “Bunda korkacak bir şey yok!” gibi ifadelerle onları sakinleştirmeye çalışmak yarardan çok zarar getirir. Bunun yerine, onların duygularını, “Şu anda çok korktuğunu biliyorum.” gibi sözcüklerle onaylayın.
Çocuğunuzun problemin içinde kaybolmasına izin vermeyin ve olası çözümler üzerinde yoğunlaşmasını sağlayın. “Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun?” veya “Bu konuda benim ne düşündüğümü öğrenmek ister misin?” gibi ifadelerle olumlu düşünmeye yöneltin.
 

Giriş yap

Okul Öncesi Forum TV

000
Gün
00
Saat
00
Dakika
00
Saniye
Canlı yayına kalan süre.

18 Yıldır Sizlerle

18 yıldır sizlerleyiz. Türkiye'nin ilk okul öncesi eğitim platformu
Üst