Yemek sorunu

  • Konbuyu başlatan Konbuyu başlatan dalya_
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Okuma süresi: 0:09
Puanları 0
Solutions 0
Katılım
30 Mar 2007
Mesajlar
5
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
38
@dalya_
arkadaşlar okul öncesi dönem çocuğunda yemek problemleri ile ilgili bir sunum hazırlamam lazım ama konuyla ilgili fazla kaynak bulamadım yardım ederseniz çok sevinirim.
 
umarım geç kalmamışımdır benim konumdu geçen sene bildileri göndereyim sanaa
 
OBEZİTE

Obezite Nedir?
Obezite, vücutta depolanan yağ miktarının fazla olması biçiminde tanımlanabilir. Klinik olarak obeziteyi tanımlamak için kilonun boyun karesine oranlanması (kg/m2) ile elde edilen vücut kitle indeksi kullanılır. Buna göre erişkinlerde vücut kütle indeksi (VKİ)'nin 25'in üzerinde olduğu kişiler aşırı kilolu, 30'un üzerinde olanlar obez olarak tanımlanır. Çocuklarda ise yaş ve cinse göre hazırlanan VKİ persentil eğrileri kullanılarak >85 persentil olan çocuklar aşırı kilolu, >90 persentil olanlar ise obez olarak sınıflandırılmaktadır. Ayrıca yaşa göre vücut ağırlığı, boya göre ağırlık, deri kıvrım kalınlığının ölçümü ve içerdiği yağ bakımından vücut kompozisyonu da kullanılan diğer tanı yöntemleridir

Sıklık
Hipertansiyon, dislipidemi, insülin rezistansı ve ağır psikolojik strese yol açması nedeni ile önemli bir sorun olan obezite, çocukluk çağında giderek artan bir sıklıkta görülmektedir. Gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalarda erişkinlerin %33'ünün, çocuk ve gençlerin ise %20-27'sinin obez olduğu, 1976'dan sonraki on yılda 6-11 yaşlarında obezitenin %54 oranında, 12-21 yaşlarındaki çocuklarda da %64 oranında arttığı bildirilmektedir. Son yıllarda obezitenin çocukluk yaş grubunda geçmiş yıllara göre sıklığının arttığı gösterilmi

Obezite Nasıl Oluşur?
Obeziteye neden olan çok yemenin mekanizmasında beyindeki iştah merkezi önemli rol oynamaktadır. İnsan ve hayvanlarda tokluk ve açlık sinyallerini alan merkezler olduğu gösterilmiştir. Beyinde besin alımını etkileyen çeşitli maddeler(peptidler; kolesistokinin, ürokortin ve nöropeptid Y) bulunmaktadır. Kolesistokinin ve ürokortin besin alımını azaltırken, NPY ise besin alımını artırmaktadır. NPY beynin pek çok bölgesinde bulunur. Birçok obezitede beynin çeşitli bölgelerinde NPY’nin arttığı gösterilmiştir. İnsülin vucutta bulunan şekerin regülasyonunu sağlar. Obez çocuklarda hiperinsülinemiye(kanda insülinin fazla olması) rağmen normal glukoz düzeyleri insülin direncinin varlığını gösterir. Önlem alınamadığı durumda insülin direnci nedeniyle glukoz toleransı bozulup hiperglisemi(kanda glukozun arttığı durum) gelişebilecektir. Vücut ağırlığının artması ile birlikte insülinde de belirgin artış olmaktadır. Yağ hücre kütlesinin büyümesi ve insülin gereksiniminin artmasına karşın reseptör sayısının azalması insülin direncine yol açmaktadır. Bu nedenle özellikle son yıllarda sıklığının gittikçe artmasıyla gündeme gelen adolesan çağda tip II diyabetes mellitus(tip II şeker hastalığı) hastalığının obez çocuklarda ortaya çıkışı kolaylaşmaktadır

Hazırlayıcı Etmenler
Araştırmalar sonucunda obezitenin gelişmiş ülkelerde düşük sosyoekonomik düzeylerde, gelişmekte olan ülkelerde ise yüksek sosyoekonomik düzeye sahip kesimlerde daha sık olduğu gösterilmiştir. Şiddetli obezite ise sosyoekonomik durumdan bağımsızdır. Beslenme biçimi ve beslenme alışkanlığı olarak yüksek kalorili yiyeceklerle beslenen çocuklarda obezite daha kolay gelişmektedir. Yaptığımız çalışmada yüksek kalorili ve düşük lifli hazır yiyeceklerin %52 oranında tüketilmesi bu veriyi desteklemektedir.

Çocukluk obezitesinde çevresel etmenler içinde ailenin beslenme biçimi ve aktivasyon azlığı bulunmaktadır. Uzun süre televizyon izleyen ve televizyon izlerken yüksek kalorili yiyeceklerin tüketilmesi obeziteyi daha da artırmaktadır. Obezite sıklığı 4 saatten daha fazla televizyon izleyen çocuklarda 1 ya da 1 saatten daha az televizyon izleyen çocuklara göre daha yüksek olarak saptanmıştır. Obezite ve psikolojik etmenler arasında bir ilişki olduğu kabul edilmektedir. Anne-baba çocuk arasındaki olumsuz ilişkiler çocuğun ruhsal yapısını etkileyip aşırı yemeye neden olabilmektedir.

Obezite ve genetik etmenler üzerinde yapılan araştırmalarda her iki ebeveyn obez ise çocuğun obez olma şansı %80, yalnızca biri obez ise oran %50, ikisi de obez değilse oran %9 olarak bulunmuştur. Bu gözlemlerden yola çıkılarak yapılan araştırmalarda vücut ağırlığını biyolojik olarak kontrol eden moleküler komponentleri belirleyen bazı genler bulunmuştur (ob geni, db geni, fat geni, tub geni, agouti geni). Bunlardan ob geni leptin sentezini düzenleyerek iştah azaltır. Db geni ise leptin bağlanmasını düzenlemektedir.

Son 10-20 yıl içerisinde obezite sıklığındaki bu artışın asıl önemli nedeni; endüstriyel gelişme ile birlikte, fiziksel güce dayalı yaşam tarzından inaktiviteye dayalı yaşam tarzına geçiş ve yoğun kalori içeren besinlerin tüketilmesi olarak görünmektedir. Tedavi öncesi değerlendirme Obezitenin genetik ve endokrin nedenleri gözden geçirilmeli, özellikle boy kısalığı olan obezite olguları üzerinde dikkatle durulmalıdır.

Obez çocuklarda erken menarş, hiperlipidemi, artmış kalp hızı, hepatik steatoz, akantozis nigrikans ile bozulmuş glikoz metabolizması, uyku apnesi, psödotümör serebri, polikistik over hastalığı, kolelitiyazis ve hipertansiyon gibi birçok komplikasyon görülebilmektedir. Obez çocuk ve adolesanlar ayrıca ortopedik sorunlar ve benlik saygısı yönünden değerlendirilmelidir. Çocukluk çağında obeziteye yol açan risk etmenlerine karşı alınacak tedbirler ile obezitenin önlenmesi hem bu komplikasyonlardan koruyacak hem de ileride sağlıklı birer erişkin olmalarını sağlayacaktır

Tedavi
Diyet: Dengeli ve az kalorili diyet uygulanır. Normal kalori gereksinimi %30-40 oranında azaltılır. Diyet %25-30 oranında yağ, %50-55 oranında kompleks karbonhidrat ve %20-25 oranında protein içermelidir. Toplam kalori 5-8 öğüne bölünerek verilmelidir. Bu diyet 5 yaş ve üstü çocuklarda güvenle uygulanır. Haftada 0.5 kg verilmesi amaçlanır. Diyet ile yavaş bir biçimde kilo verilmesi, kilo kazanımı olmaksızın boy uzamasının sürdürülmesi, diyet, egzersiz ve yeme davranışlarının değiştirilmesi, ailenin tedavi sürecine katılımı ve obezitenin yinelemesinin önlenmesi sağlanmalıdır

Egzersiz
Kilo kaybının iki temel yaklaşımı kalori kısıtlaması ve egzersizdir. Çalışmalara göre diyet ve egzersiz birlikte uygulandığında yalnızca diyete göre daha fazla kilo kaybına yol açmaktadır. Özellikle uzun dönemde, verilen kilonun korunabilmesi için egzersiz vazgeçilmez unsurdur. Bu nedenle egzersiz kilo vermeye yönelik tüm programların vazgeçilmez bir parçasıdır. Egzersizin yararları şöyle özetlenebilir. Egzersiz sırasında kalori harcanır. Kan basıncı, serum kolesterolü, vücut kompozisyonu, kalp ve solunum sistemi üzerinde olumlu etkileri vardır. Egzersiz obez kişinin psikolojik durumunu iyileştirir. Yağsız vücut kütlesi kaybını önler. Egzersiz haftada en az 3 kez, 30 dakika süresince ter atacak kadar yapılmalıdır. Egzersiz yoğunluğu ve süresi yavaş yavaş artırılmalıdır

Obezitenin davranışsal tedavisi
Davranışsal yaklaşımların amacı obez hastaların yeme alışkanlıklarını, aktivitelerini, düşünme biçimlerini değiştirmektir. Davranışsal yaklaşımların temelinde bireyin kendini disipline sokması yatar. Yine davranışsal yaklaşımların en önemli amaçlarından birisi düzenli fiziksel aktivite alışkanlığının hastalara kazandırılmasıdır

İlaç tedavi
Çocuklarda önerilmemektedir

Cerrahi tedavi
Gastroplasti, intestinal bypass vb. çocuklarda önerilmemektedir

Obezitenin Önlenmesi
Obeziteye yol açan risk etmenlerine karşı sigara karşıtı benzeri kampanyalar ve yasal önlemler uygulanabilir. Bazı İskandinav ülkelerinde çocuk televizyonlarında besin reklamları yasaklanmıştır. Örneğin Finlandiya'da okul yemeklerinin kalori ve beslenme içeriğinin ilan edilmesi zorunlu kılınmıştır. Ailesel bakımdan risk altındaki çocuklara yönelik erken dönemde davranış tedavisi uygulanabilir. Okul programlarında obeziteye yönelik eğitim sağlanması da obezitenin önlenmesinde yarar sağlayacaktır

Hazırlayanlar: Yrd. Doç. Dr. Kadir Babaoğlu, Kocaeli Ü. Tıp Fak. Çocuk Sağ. ve Hast. AD, Kocaeli
Prof. Dr. Şükrü Hatun Kocaeli Ü. Tıp Fak. Çocuk Sağ. ve Hast. AD, Kocaeli



* Reflü tam olarak nedir?
Tıbbın en yaygın, kronik hastalıklarından birisidir. Türkiye'de yaklaşık 9 bin reflü hastası olduğunu tahmin ediyoruz. Reflü Latince'de “geri kaçış” demektir. Normalde, gıdaların yemek borusundan mideye geçmesinden sonra yemek borusuna geri gelmemeleri gerekir. Mideden yemek borusuna doğru olan kaçağa ise “reflü” denir. Reflüde iki klasik yakınma vardır. Mideden göğüs kemiği boyunca yukarı doğru bir yanma oluşur. Yemekler veya acı suyu ağza gelir. Çocuklarda da yetişkinlerde de sıklıkla gözlenir. Reflü, yemek borusunun içini döşeyen tabakada tahribat yapar ve pek çok şikayete neden olur. Mutlaka tedavi edilmelidir.

* Reflü hastalığını, hastaların önlem alarak iyileştirmesi mümkün mü?
Reflü tedavisi ilaç bazen de cerrahi müdahalenin yanı sıra, yaşam alışkanlıklarının değiştirilmesi ile ancak başarıya ulaşabilir. Tedaviye mutlaka yaşam tarzımızda yapacağımız küçük değişiklerle destek vermeliyiz. Her 100 reflü hastasından 10 tanesi, alacağı sosyal önlemlerle şikayetlerini azaltabilir. Bu tedbirlerin başında fazla kilolardan kurtulmak gelir. Eğer sorunlar yatar yatmaz başlıyorsa, yatak başının yükseltilmesi gerekir. Ancak, hastadan hastaya alınacak önlemler değişebilir. Örneğin; alkol alındıktan sonra reflü şikayetleri yoğunlaşıyorsa, ya alkol alınmamasını yada alkol almadan önce ilaç kullanılmasını öneriyoruz.

* İki yastıkla yatmak etkili bir önlem mi?
Reflü, yaygın bir yanlış inanışın aksine, geceden çok gündüz ve yemek sonrası ortaya çıkar. Gece reflüsü için ise, hastalara yemek yedikten en az iki-üç saat sonra yatmalarını öneriyoruz. Akşamları hafif, yağsız yemekler tercih edilmeli. Ayrıca, yatak başının yükseltilmesi de önemli. Yatak başını 20 santim yükselterek, orta derecede bir iyileşme sağlanabilir. Yatak başının yükseltilmesi için yastık kullanılması çok yararlı bulunmadı. Bu yüzden, hastalara yatağın başına takoz koyarak yükseltmelerini öneriyoruz. İkinci önerim; sert bir plastikten kesilen üçgen şeklinde bir parçayı yatağın baş kısmının altına koymak oluyor. Bu şekilde asidin yemek borusundan daha hızlı temizlendiği kanıtlandı. Omuz altına 30 santimlik üçgen şeklinde konan süngerin de reflü süresinde azalmaya yol açtığı gözlendi. Yemek sonrası sağ yana yatılması da, sol yana yatmaya göre daha belirgin reflü oluşturur.

* Reflü hastalarına neler yasak?
Reflü hastaları bir süre sonra hangi yiyeceklerin reflü yakınmalarını artırdığını keşfeder. Yiyeceklerin yemek borusu alt ucundaki kapağı gevşeterek, bu dokuyu bozarak reflüye neden olduğu düşünülür. Karbonhidratlar yemek borusu alt ucundaki gevşemede çok etkili olmadıklarından daha masumdur. Ancak, yağlı besinler bu kapağın basıncının azalmasının yanı sıra, mide boşalmasında da gecikmeye yol açar. Aşağıya gidemeyip midede biriken gıdalar asit yaparak reflüye yol açar. Baharatlı yiyeceklerin, sarımsak, soğan, portakal suyu ve kahvenin yemek borusu duyu sinirlerini doğrudan etkileyerek reflüye neden oldukları bilinmektedir. Yiyeceklerin bazıları, kola, pizza veya çikolata, baklava gibi ağır tatlılar reflü hastalarının kaçınması gereken besinler arasındadır. Bu besinler yemek borusu hücrelerinde doğrudan zararlı etki oluşturdukları için asidin artmasını sağlar.

* Hiç kahve tüketilmemeli mi?
Reflü hastaları için kahvenin yakınmaları artırıcı etkisi açıktır. Yemek borusunun alt ucundaki kapağa etkisinin yanı sıra, yüksek ısısı da göz önüne alındığında, kahve ve sıcak gıdalar reflü hastaları için çok tehlikelidir. Bu konuda hayvanlar üzerindeki deney, tavşanların yemek borularında 48 derecenin üzerindeki ısılarda hasarın başladığını ve 58 derecede şiddetlendiğini gösteriyor. Fast food'larda ise kahve genelde 78 derecede satılıyor.

* Neden reflü iş dünyasının hastalığı olarak bilinir?
Bunun en önemli nedeni stres. Stresin reflü ile bağlantısı en bilindik konulardan biridir. Yapılan araştırma, zor görevlerde reflü parametrelerinde değil, ama şikayetlerde belirgin bir artış olduğunu gösterdi. Yani, aynı miktarda reflü, stres altında daha çok yakınmaya yol açıyor.
Çocuklarda İştahsızlık

İştah, bir yemeğin zevkle, neşeyle ve arzu edilerek yenmesidir. Lokmayı uzun süre ağzında çeviren, çiğnemek için zaman kazanmaya çalışan, tabağındaki yemeği bir türlü bitiremeyen bir çocuk karşısında önce aklımıza fiziksel bir rahatsızlığın var olup olmadığı gelmelidir. Örneğin; yüksek ateş, kulak ağrısı, boğaz ağrısı, nefes almayı güçleştiren nezle-grip gibi üst solunum yolları enfeksiyonları gibi bir rahatsızlık çocuğun sofrada nazlanmasına neden olur. Böyle durumlarda doktor kontrolünden geçirilen çocuğa, önerilen biçimde yiyecek verirken çocuğun isteklerini de dikkate almak en uygun yoldur. Hastalık sırasında çocuğu yemek yemeye zorlamanın hiçbir yararı yoktur.

İştahla ilgili olarak anne-babaların kabul etmeleri gereken en önemli  şey çocukların  farklılıklar göstermeleridir. Bu nedenle de başka çocuklara bakarak, onların yemek yeme davranışı ile kendi çocuğunuzun yemek yemesini kıyaslamak, çocuğunuzun daha az yediğini düşünmenize neden olabilir.

Neler Yapılabilir?

Bazı çocukların iştahlı bazı çocukların iştahsız olmaları pek çok nedene bağlı olabilir. Çocuğu iştahlı ya da iştahsız yapan faktörlerin başında onların iç dünyalarında yaşadıkları büyük önem taşır. Çocuğun bilinçaltına yerleşmiş bir endişe, üzüntü, nefret veya kıskançlık gibi bir duygu onun iştahını kesebilir. Bu nedenle iştahsız bir çocuk için öncelikle organik bir rahatsızlığının olup olmadığı araştırılırken diğer yandan ruhsal çatışmalarının olup olmadığı, duygusal bir sorunun bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır. Bu arada çocukların iyi gıda alamadıkları için problemli olabileceklerinin yanısıra problemli oldukları için de iştahsız olabilecekleri düşünülmelidir.


İştahsız çocuk karşısında neler yapılabilir?

Herşeyden önce çocuğa sofrada yemek yemesi için zor kullanılmamalıdır. Her çocuğun kendine özgü yemek yeme kapasitesi olduğundan çocuk daha fazlasını yiyemez. Çocuğun yemesi konusunda ısrarcı olunduğunda çocuk kendisine fazla gelen gıdayı çıkartılabilir.

Her çocuğun büyüme oranıyla ilgili olarak yemek yeme miktarı vardır. Örneğin, yıllar ilerledikçe başlangıçta alınan yiyecek miktarı azalabilir. Erinlik ve ergenlik döneminde ise iştah yeniden artabilir.

Yemek zamanından önce çocuğa verilen şekerlemeler, çikolatalar, cips vb abur cubur gıdalar da iştahı engelleyebilir. Ancak, çocuk acıktığında yemek zamanını beklemeden ona yemeğini vermek gerekir. Acıkan çocuğa ısrarla yemek zamanını bekletmek onun iştahının kaçmasına neden olabilir. Henüz yemeği hazır olmamış çocuğa, alması gereken gıdalardan bir miktar verilerek iştahının kaçmamasına yardımcı olunabilir.

Sofrada çocuğu olabildiğince kendi haline bırakmak ve kendisinin yemek yemesine olanak tanımak, evi kirletmemesi ve çeşitli kurallara uyması yönünde onu zorlamamak çocuğun yemek davranışına karşı daha olumlu tutum geliştirmesini kolaylaştırabilir. Bazen iştahsızlığın altında, çocuğun yemek yeme karşısında yaşadığı zorlamalar ve baskılar geliyor olabilir ve bu müdahaleler nedeniyle çocuk yeme isteğinden uzaklaşmış olabilir.

Çocuğun sofrada oyalanması ve yemeğini ağır yemesi karşısında tepki göstermemek en iyisidir. Bu arada çocukla konuşmak, hikayeler anlatmak, şakalar yapmak da onun yemek yemesini zevkli hale getirebilir.

Küçük çocukların istediği gıdaları ve onların gereksinimleri olan gıdaları bilerek tertiplenen yemek listeleri onları sağlıklı tutacaktır. Çocuğa değişik alternatifler sunmanın yanında alınması gereken gıdaları süsleyerek göze daha hoş hale getirmek, çeşitlendirmek onların istemedikleri gıdalara karşı da olumlu davranmalarına yardımcı olabilir. Amaç çocuğun çok yemek yemesi değil arzu edilen ve onun için gerekli olan gıdaların alınmasıdır.

Aile bireylerinin birbirleriyle olan ilişkilerinin de çocuğun iştahı üzerinde önemli etkisi vardır. Evde yaşanan gergin bir hava, tartışma ortamı çocukların iştahlarının kesilmesi için yeterli bir neden oluşturabilir. Yine bu bağlamda çocukların, çok sevdiği büyüklerinin üzüntülerinden de etkilendikleri ve iştahlarının kesildiği unutulmamalıdır. Bu nedenle yaşanan sıkıntı ve üzüntüleri çocuğa hissettirmemeye çalışmak önemlidir.

Bazen çocukluk kıskançlıkları da iştahı olumsuz olarak etkileyebilir. İştahsızlık sorununda bu durumun var olup olmadığı da dikkate alınmalıdır. Bazı çocuklar sürekli olarak dikkati üzerlerine çekmek istediklerinden iştahsızlık onlar için bir kazanç halini alabilir. Diğer yandan küçük bir kardeşin varlığı ve annenin onun beslenmesi ile ilgilenmesi de çocuğun yemek yemeye karşı tavır almasına ve yemeğinin anne tarafından verilmesini istemesine yol açabilir.

Anneleri ya da babaları tarafından dövülen ve sık azarlanıp eleştirilen çocuklarda da iştahsızlık görülebilir. Çocuk yemek yemeyerek büyüklerini cezalandırmak itiyor olabilir. Yemek yemediğinde anne ya da babasını üzüldüğünü gören çocuk bundan zevk alabilir ve kızdığında ebeveynlerini üzmek için bu yola başvurabilir.

Yemek sırasında olumsuz, üzücü ve rahatsız edici olaylardan söz etmek, onların yaramazlıklarını ve hoşlanmadığınız yanlarını dile getirmek, eleştirmek, ayıplamak ya da suçlamak çocukların lokmalarını boğazlarına dizebilir. Yemek sırasında rahatsız edici durum ve konuşmalardan kaçınmak gerekmektedir.

Çocuğun tabağına yiyebileceği kadar yemek koymak, bazen de azar azar yemek koyarak tabaktaki yemeğin her bitişinde çocuğu takdir etmek onun yemek yeme davranışının pekişmesine yardımcı olabilir.

Çocukların iştahlı olmalarını sağlamada bir yol da onların açık havada zaman geçirmelerini sağlamaktır. Temiz hava ve dışarıda yapılan gezinti ya da oyun çocukların iştahını artırılmasına yardımcı olabilir.

Çocuğun süt içiyor olması ve süt ile doymuş olması nedeniyle yemek yemeye fazla istekli olmadığı durumlar iştahsızlıkla karıştırılmamalıdır. Bu durumda verilen süt miktarını biraz azaltmak sorunun çözümüne yardımcı olabilir.

Yemeklerin lezzetli ve iyi pişirilmiş olmalarına özen göstermenin yanında soğuk ve aşrı sıcak olmamalarına da dikkat etmek gerekir.

Yemek sırasında yemek yeme usul ve kurallarına ilişkin uzun konuşmalar yapmamak,ikazları müşfik ve sempatik bir biçimde yapmak çocuğun yemek yemeye karşı daha olumlu davranmasını sağlayabilir.

Psikolog Yüksel Demirer

ÇOCUKLARDA OBEZİTE
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrin ve Ergenlik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz, okul çağındaki 10 çocuktan 2'sinin obez olduğunu belirterek, ailelerin çocuklarını obeziteden korumak için kalorili yiyeceklerden uzak tutmasını ve spora yönlendirmesini istedi.
Hilton Convention Center'da düzenlenen 29. Ortadoğu ve Akdeniz Ülkeleri Pediatri Dernekleri Birliği (UMEMPS) kongresine katılan Prof. Dr. Büyükgebiz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, obezitenin Türkiye'nin ve dünyanın en önemli sorunlarından biri olduğunu söyledi.



Prof. Dr. Büyükgebiz, yapılan araştırmalara göre, okul çağındaki 10 çocuktan 2'sinde obezite görüldüğünü, bu oranın da giderek yükseldiğini vurgulayarak, ''Obezite çocukluk çağında başlar ve yeterli önlem alınmazsa bu çocukların büyük bir bölümü özellikle ergenlik çağında obez olur'' diye konuştu.

Yaşıtlarından daha iri görünen çocuklarda obezite tehlikesi bulunabileceğini ifade eden Prof. Dr. Büyükgebiz, şunları kaydetti:

''Obezitenin çeşitli sebepleri var. Genetik olabilir; anne ve babası obez olan çocuklarda obezite görülmesi daha fazla. Beslenme alışkanlıkları; 'fast-food' denilen yüksek kalorili gıdaların tüketildiği ülkelerde obezite daha fazla görülüyor. Hareketsizlik; fazla yemek yemek ancak alınan kalorilerin hareketsizlik sebebiyle yakılamaması.

Ayrıca, son yıllarda çocukların bilgisayar ve televizyona bağımlı hale gelmesi de obezite vakalarında artışa neden oldu. Zamanının çoğunu dışarıda oynamak yerine bilgisayar ve televizyon başında geçiren çocuklar, kola ve cips tüketiyor. Bu da onların kilo almasına neden oluyor.''

-ÖNERİLER-

Anne ve babalardan obezitenin engellenmesi için çocuklarının beslenmesine dikkat etmelerini, fazla kalorili yemekler yedirmemelerini isteyen Prof. Dr. Büyükgebiz, okul yemeklerinin de diyetisyen kontrolünde verilmesi, aşırı yağlı ve kalorili olmaması gerektiğini bildirdi.

Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz, çocukların hayatına hareket ve sporun sokulmasının önemine işaret ederek, bu konuda da aile ve okul yönetimlerine büyük görev düştüğünü dile getirdi.

Obezitenin önlenmesi için çikolata, hamburger, cips, şeker ve kola gibi ürünlerin özendirici reklamlarının çocukların izleyeceği saatlerde yayınlanmaması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Büyükgebiz, bu tür reklamların çocukların yatma saatlerinden sonra ve okulda oldukları zamanlarda yayınlanmasına özen gösterilmesini istedi. Prof. Dr. Büyükgebiz, bazı Avrupa Birliği (AB) ülkelerindeki uygulamanın da böyle olduğunu ifade etti.

Obezitenin beraberinde kalp ve tansiyon gibi birçok sorun getirdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Büyükgebiz, çocukluk çağında önlem alınması, obezite ile hangi yaşta karşılaşılırsa karşılaşılsın mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.



Umarım işine yarar aslında slaytta var ama nasıl gönderiliyor bilmiyorum
 
ilaç gibi geldi. çok teşekkür ederim :)
 
ne demek işe yaradığına sevindim...
 

Hoşgeldin!

Sitemize hoşgeldiniz, avantajlardan yararlanmak için kayıt olabilirsiniz.

Kayıt Ol!

23 Yıldır Sizlerle

23 yıldır sizlerleyiz. Türkiye'nin ilk okul öncesi eğitim platformu
Geri
Üst