Çocuklarımızın eğitimine
öncelikle toplumumuzun temel yapı taşı olan ailede başlanır. Gelişen ve ilerleyen yaşam içinde çocuklar çok küçük yaştan itibaren aile içinde almaya başladıkları bu eğitimlerine okullarda devam ederler. Aile ve okul içinde devam eden eğitim sürecinde amaç onların bilgili
sosyal ve özellikle de sorumluluk sahibi bireyler olmalarını sağlamaktır. Böylelikle başkalarının haklarına da saygı göstermeyi öğrenmiş olurlar.
Peki sorumluluğu nasıl tanımlayabiliriz? Aslında sorumluluk; çocuğun kendine verilen görevleri yerine getirmesi
yaptığı bir davranışı olumlu ya da olumsuz kabullenebilmesi
kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesidir. Her birimiz çocuklarımızın bu bilinçle yetişmesini ve hayatta dimdik ayakta kalabilmesini isteriz. Ancak çoğu zaman çocuklarımız üstlerine düşen görevi yerine getirmekten kaçınırlar. Örneğin: oyuncaklarını döker ama toplamazlar
kendi başına giyinebilecekken
bunu bizim yapmamızı beklerler. Peki biz bu sorumluluk bilincini nasıl çocuklarımıza verebiliriz? Öncelikle kendi davranış ve tutumlarımıza bir bakmamız gerekiyor. Çocuklarımıza olan aşırı sevgimizin de etkisi ile zaman zaman başarabilecekleri şeyleri bile yapmalarına malesef fırsat tanımıyoruz. Çoğunlukla her çocuk 2
5 yaşından itibaren yemeklerini döküp saçarak da olsa yiyebilir. Ancak bizler buna pek fırsat vermeyiz. Amaç dökmemesi
elimizde tabak arkalarında dolaşırız. Böylelikle hem düzenli sofra alışkanlığından
hem de kendi kendine birşeyler başarma duygusundan onları men etmiş oluruz.
Oysa okul öncesi dönemdeki bir çocuk pek çok şeyin sorumluluğunu tek başına üstlenebilir.
Mesela; kendi başına giyinip soyunmayı
yatağını toplamayı
oyuncaklarını toplamayı
kıyafetlerini katlamayı
sofra kurmayı başarabilir. Yatak biraz dağınık kalabilir
kıyafetler ters giyilebilir ama önemli olan kendisinin başarmasıdır. Bu minik sorumluluklar yaşla paralel olarak çocuğa mutlaka verilmelidir.
Ancak bu sayede çocuklarımız sorumluluk bilinçlerini geliştirebilirler. Sorumluluk sahibi bir çocuk kolay iletişim kurabilen
empati yeteneği gelişmiş
belli bir disiplin anlayışı olan bireyler olarak yetişir.
Bizler
yetişkinler olarak öncelikle çocuklarımızın içinde bulunduğu yaş döneminin özelliklerini bilmeli ona göre de alabilecekleri sorumlulukları değerlendirmeliyiz. Yapabilecekleri iş ve görevleri yerine getirmeleri için onlara fırsatlar tanımalıyız. Çocuklarımızı belli görevleri yerine getirmeleri için motive etmeliyiz. Örneğin odasını toplamayan bir çocuğu ödüllendirme ve ödül panoları ile teşvik etmek gibi yaratıcı düşünceler geliştirmeliyiz. Aşırı koruyucu ve kollayıcı anne babalar olup onların kendilerini geliştirmelerine engel olmamalıyız. Ailece alınacak kararlara daima onları da ortak etmeliyiz. Çocuklarımız bazı sorumlulukları yerine getirirken minik kazalar daima olabilir
bunları zaman zaman göz ardı etmeliyiz. Mümkün olduğunca yetişkin müdahalelerini en aza indirip onlara fırsatlar tanımalıyız
öncelikle toplumumuzun temel yapı taşı olan ailede başlanır. Gelişen ve ilerleyen yaşam içinde çocuklar çok küçük yaştan itibaren aile içinde almaya başladıkları bu eğitimlerine okullarda devam ederler. Aile ve okul içinde devam eden eğitim sürecinde amaç onların bilgili
sosyal ve özellikle de sorumluluk sahibi bireyler olmalarını sağlamaktır. Böylelikle başkalarının haklarına da saygı göstermeyi öğrenmiş olurlar.Peki sorumluluğu nasıl tanımlayabiliriz? Aslında sorumluluk; çocuğun kendine verilen görevleri yerine getirmesi
yaptığı bir davranışı olumlu ya da olumsuz kabullenebilmesi
kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmesidir. Her birimiz çocuklarımızın bu bilinçle yetişmesini ve hayatta dimdik ayakta kalabilmesini isteriz. Ancak çoğu zaman çocuklarımız üstlerine düşen görevi yerine getirmekten kaçınırlar. Örneğin: oyuncaklarını döker ama toplamazlar
kendi başına giyinebilecekken
bunu bizim yapmamızı beklerler. Peki biz bu sorumluluk bilincini nasıl çocuklarımıza verebiliriz? Öncelikle kendi davranış ve tutumlarımıza bir bakmamız gerekiyor. Çocuklarımıza olan aşırı sevgimizin de etkisi ile zaman zaman başarabilecekleri şeyleri bile yapmalarına malesef fırsat tanımıyoruz. Çoğunlukla her çocuk 2
5 yaşından itibaren yemeklerini döküp saçarak da olsa yiyebilir. Ancak bizler buna pek fırsat vermeyiz. Amaç dökmemesi
elimizde tabak arkalarında dolaşırız. Böylelikle hem düzenli sofra alışkanlığından
hem de kendi kendine birşeyler başarma duygusundan onları men etmiş oluruz.Oysa okul öncesi dönemdeki bir çocuk pek çok şeyin sorumluluğunu tek başına üstlenebilir.
Mesela; kendi başına giyinip soyunmayı
yatağını toplamayı
oyuncaklarını toplamayı
kıyafetlerini katlamayı
sofra kurmayı başarabilir. Yatak biraz dağınık kalabilir
kıyafetler ters giyilebilir ama önemli olan kendisinin başarmasıdır. Bu minik sorumluluklar yaşla paralel olarak çocuğa mutlaka verilmelidir.Ancak bu sayede çocuklarımız sorumluluk bilinçlerini geliştirebilirler. Sorumluluk sahibi bir çocuk kolay iletişim kurabilen
empati yeteneği gelişmiş
belli bir disiplin anlayışı olan bireyler olarak yetişir.Bizler
yetişkinler olarak öncelikle çocuklarımızın içinde bulunduğu yaş döneminin özelliklerini bilmeli ona göre de alabilecekleri sorumlulukları değerlendirmeliyiz. Yapabilecekleri iş ve görevleri yerine getirmeleri için onlara fırsatlar tanımalıyız. Çocuklarımızı belli görevleri yerine getirmeleri için motive etmeliyiz. Örneğin odasını toplamayan bir çocuğu ödüllendirme ve ödül panoları ile teşvik etmek gibi yaratıcı düşünceler geliştirmeliyiz. Aşırı koruyucu ve kollayıcı anne babalar olup onların kendilerini geliştirmelerine engel olmamalıyız. Ailece alınacak kararlara daima onları da ortak etmeliyiz. Çocuklarımız bazı sorumlulukları yerine getirirken minik kazalar daima olabilir
bunları zaman zaman göz ardı etmeliyiz. Mümkün olduğunca yetişkin müdahalelerini en aza indirip onlara fırsatlar tanımalıyız