hikayeler

  • Konbuyu başlatan Konbuyu başlatan atılgan
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Okuma süresi: 7:39
Puanları 0
Solutions 0
Katılım
19 Kas 2011
Mesajlar
1,254
Tepki Skoru
4
Puanları
0
Konum
konya
@atılgan
FABRİKA
Çok küçük yaşlardan beri arkadaşımdı. Fakülteyi bitirince, önce bir atölye açıp işe başlamış, sonra işi büyüterek bir fabrika kurmuştu.
Bir gün onu ziyaret ettiğimde:
- Çok kötü bir durumdayız, diye içini çekti. Fabrikamızı, çevreyi kirletti diye mühürlediler.
- İnşallah düzelir, dedim. Gerçekten de çevreyi kirletti mi?
- Diğer fabrikalar gibiydi, dedi. ‘atık su’ sorununu çözemedik. Bu yüzden de onları, yandaki dereye vermek zorunda kaldık. Dediklerine göre, bütün canlı organizmalar ölmüş. Bir de bacalardan çıkan gazlar var. Söylediklerine göre onlarda zehirliymiş. Ayrıca biz duymasak da, fabrika çok gürültü yapıyormuş, çevreye zarar veriyormuş.
Bu konuda ne düşündüğünü sorunca:
- Arıtma sistemi kurmamız lazım, dedi. Bacaya da bir filtre sistemi gerek. Bu masraflar yüzünden, mallara zam yapacağız her halde. Sen de olsan, öyle yapmak zorunda kalmaz mıydın?
- Kalmazdım, deyip attım. Çünkü benim fabrikamda, arıtma tesisi falan gerekmez.
Gözlerini açarak:
- Sende mi fabrika kurdun? diye atıldı.
- Üç yıl önce kurmuştum, bu günlerde üretime başladı, dedim.
- Ne tür bir fabrika? Diye sorunca:
- Baştan sona otomatik, diye kasıldım. Bütün işler, sadece üç beşi kişiyle yürüyor. Yanına gitsen bile, hiçbir ses duyulmuyor. Kullandığımız sular, daha temiz bir şekilde dışarı atılıyor. Bu arada hava hiç kirlenmiyor., aksine daha da temizleniyor.
Şaşırdığı her halinden belli oluyor, peş peşe sorular yöneltiyordu:
- Fabrikanın ismi ne?
- Görenler
- Hiç duymamıştım kim idare ediyor?
- Ben kurdum sayılır.
Onu daha fazla merakta bırakmadan :
- İstersen gel fabrikayı gezelim, dedim. Fazla uzakta değil. Hem biraz dinlenirsin.
Teklifimi hemen kabul etti.
Arabaya atlayarak şehir dışında bir yere geldik. Bol yeşillikli bir yerde durarak:
- Fabrikaya geldik, inebiliriz, dedim.
Dışarı çıktığında, etrafında şaşkın şaşkın bakınmaya başladı.
Ona üzüm asmalarını göstererek:
- Fabrikamın ürünleri çok harikadır, dedim. Senin yerinde olsaydım, her birinden birer parça tadardım.
Teşekkür edip fabrikaya girdi. Ve bir salkım çavuş üzümü koparttı. Bahçemdeki muhteşem fabrikayı fark etmişti. Kupkuru topraktan çıkan salkımları dikkatle incelerken, her asmaya bir fabrika gözüyle bakıyordu. Bağdaş kurup bir ağacın altında otururken:
- Eğer izin verirseniz, şirketine katılmak istiyorum. Bende sizin gibi çevreyi korumak, çevreye zarar vermemeyi istiyorum.






DENİZLER KİRLENİNCE
Bir zamanlar deniz suyu içtiğimiz su gibiymiş. Tuzsuz ve tertemizmiş. Çünkü denize bir çöp bile atmak yasakmış. Deniz canlıları mutlu bir yaşam sürer imiş. Mutlu olmayanlar küçük bir denizin kıyısında yaşayan insanlarmış yalnızca. Mutsuzluklarının nedeni tembel oluşları imiş. Nasıl olmuşsa içlerinden bir bilgin çıkmış. Her iş içim robotlar yapıp geliştirmiş. Tembel insanlar bu robotları o kadar çok sevmişler ki, her eve her işe robotlar girmeye başlamış sonunda . ama bu robotların bir kusuru varmış. Çevrelerine zehir saçarlarmış. önce bu zehirleri toprağa gömmüşler ama bu yetmemiş. Robotlar çoğaldıkça zehirlerde çoğalmış. Topraktan taşıp az ötedeki küçük denize akmaya başlamış. İşte o zamana felaketi yaşamışlar. Kimileri zehirlenip ölmüş. Kimileri hastalanmış. Küçük deniz deniz olmaktan çıkmış ölüm denizi olmuş. Sağ kalan balıklar yunuslar foklar korku içinde bir araya toplanmışlar. Yavrularını bağırlarını basıp o kadara göz yaşı dökmüşler ki küçük deniz taşmış sonunda. Deniz taşınca onlarda kurtulmuşlar. Gözyaşlarındaki tuzda tüm denize yayılmış.




YAŞLI KADIN İLE MEŞE AĞACI

Kuraklık o yıl, New Jersey in yemyeşil çayırlarını kahverengine çevirmiş ve tüm New jerseylilerin gurur kaynağı yüzyıllık dev ağaçların yapraklarının zamanından önce dökülmesine neden olmuştu. Kuraklığın kırk üçüncü gününde, küçük bir kentin yoksullar mahallesinden geçen ALİ AÇEV adlı genç bir tarım uzmanı, tozlu yolda bir kova Suyu sürüklercesine taşıyan yaşlı bir kadına rastladı. Otomobilinin camını indirdi ve yaşlı kadına seslendi: sizi gideceğiniz yere kadar götürebilir miyim, bayan? Yaşlı kadın teşekkür etti ve bir kilometre kadar geride kalan evini işaret etti: zaten şu kadar kısa bir yoldan geliyorum dedi ve yüz metre ötedeki dev bir meşe ağacını göstererek zahmet etmenize gerek yok… dedi. İki üç adımlık yolum kaldı.AÇEV, kadının bir kova suyu ne yapacağını merak etti. Onu arkasından izledi. Yaşlı kadının, zorlukla taşıdığı kovayı bahçenin uzak bir köşesindeki büyük meşe ağacına kadar sürükleyip, sonra da kovadaki Suyla meşe ağacını suladığını görünce, hem hayran kaldı, hem de şaşırdı. Yanına yaklaştı ve sordu: bu Ağacı sulamak için mi o bir kova suyu bir kilometre öteden taşıdınız? Güçlükle kaldırdığınıza göre kova galiba çok ağırdı. yaşlı kadın, genç adama gülümseyerek baktı. Tam 81 yaşımdayım. Bu ağaç ise, yaşamdaki tek dostum. Küçük bir kızken arkadaş olmuştum onunla. Şimdi hiçbiri yaşamayan tüm arkadaşlarımla bu Ağacın çevresinde, bilseniz ne oyunlar oynadık, onun gölgesinde nasıl dinlendik… Bu ağaç kurursa ne yaparım, ben? Genç tarım uzmanı, yüzyıllık dev meşe ağacına uzun uzun ve dikkatlice baktı. Deneyimli gözü, ağacın giderek kurumakta olduğunu görmekte gecikmedi. Yaşlı kadın, meşe ağacıyla arkadaşlığını anlatmayı sürdürdü: annem beni dövdüğü ya da azarladığı zaman bu ağaca tırmanırdım, onun kollarına sığınırdım dedi. nişanlım, parmağıma nişanı ağacın altında taktı. Benim için böylesi anılarla dolu olan bu ağaç için, bir kilometre öteden bir kova Su taşımamı gerçekten çok mu görüyorsunuz? yaşlı kadın ertesi gün elinde su kovasıyla yine meşe ağacına giderken, ağacın çevresinde beş altı işçinin çalışmakta olduğunu gördü. Kovayı yere bıraktı ve işçilere doğru koşarak bırakın ağacımı diye bağırdı. dokunmayın benim ağacıma… İşçilerin başındaki adam kasketini çıkardı ve yaşlı kadını saygıyla selamladı: ağacınıza kötü bir şey yapmak için değil, onu kurtarmak için geldik, hanımefendi dedi. Ağacınızın köklerinin çevresinde kanallar açtık ve onları tankerimizin deposundaki suyla doldurarak, ağacınızı bol bol suladık. Yaşlı kadı tankerinin üzerinde yazılı olan AÇEV fidanlığı adına takıldı. Fakat ben sizi çağırmadım ki? dedi. Kim gönderdi sizi buraya? Adam, saygılı tavrıyla yanıt verdi: bizi buraya gönderen kişi, adını söylemedi, efendim dedi.
Yaşlı kadın, yeterli suya kavuşan arkadaşı meşe ağacının altında durdu ve işçilerin tek tek ellerini sıktıktan sonra bindikleri kamyonun arkasından yaşlı gözlerle baktı.



ORMANIN KAHRAMANI
Küçük çocuk çok sevinçliydi. Çünkü yazılıdan iyi not almıştı. Babası ona ‘yazılıdan iyi not alırsan seni pikniğe götüreceğim demişti. Babası geldi. Oda çok sevindi. “sen pikniği hak ettin dedi. Çocuk çok sevindi. Ertesi gün hazırlandılar. Yola koyuldular. Ve pikniğe vardılar. Eğlene eğlene gün geçirdiler. Küçük çocuk babasıyla top oynadı. Böylece aksam oldu. Çöpleri topluyorlardı. Küçük çocuk piknikte olan bir kişiyi gördü. Adam sigara içiyordu. Ama o da ne! Sigarayı söndürmeden yere atıverdi. Küçük çocuk aceleyle söndürdü ve:”yaptığın davranış çok yanlış. Sigarayı aceleyle söndürmeseydim neredeyse yangın çıkacaktı. Adam ‘haklısın” dedi bir daha söz yapmam dedi. Küçük çocuk annesine babasına anlattı. Annesi ve babası çok sevindiler. Sabah oldu küçük çocuk öğretmenlerine ve arkadaşlarına da anlattı. Yaptığı davranıştan dolayı kendiyle gurur duyuyordu. O adamı uyarmamış olsaydı, o sigarayı hemen söndürmemiş olsaydı güzelim orman yanacak, kül olacaktı. O zaman ne olurdu o hayvanların hali… o bütün ormanı, hayvanları, insanları çevresini kurtarmıştı. O bir kahramandı.
 
çok güzel hikayeler paylaşımınız için teşekkürler
 

Hoşgeldin!

Sitemize hoşgeldiniz, avantajlardan yararlanmak için kayıt olabilirsiniz.

Kayıt Ol!

23 Yıldır Sizlerle

23 yıldır sizlerleyiz. Türkiye'nin ilk okul öncesi eğitim platformu
Geri
Üst