Erken Çocukluk Döneminde Gelişim II (kendi notlarım)

  • Konbuyu başlatan Konbuyu başlatan mavera06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Okuma süresi: 8:41
Puanları 0
Solutions 0
Katılım
5 Eki 2007
Mesajlar
27
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
39
Konum
Ankara
@mavera06
ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE GELİSİM II

KİŞİLİK GELİŞİMİ

Kişilik nedir? Bireyin kendisine has olan ve sıklıkla yaptığı, bireyi diğerlerinden ayıran özel ve ayırıcı davranışlardır.
Karakter Nedir? Kişilik doğuştan gelen bütün özellikleri kapsarken karakter sonradan kazanılan ahlaki davranışlardır.
Mizaç Nedir? Kişinin duygusal yönünü ifade eder.
Benlik Nedir? Bireyin kendini algılayış ve değerlendiriş biçimidir.

SİGMUND FREUD, “Topogrofik kişilik kuramı”nı ortaya atmıştır. Bilinç, bilinçaltı, bilinçdışı gibi kavramlar ortaya çıkmıştır. Freud’a göre bilinç; dış dünyadan ve kendi vücudumuzdan gelen uyarıcıların farkında olmaktır. Bilinçaltı, bilinç düzeyinde olmayan fakat zorlandığında bilince çıkarabileceğimiz zihinsel süreçtir. Bilinçdışı, bilinçli algılamalar dışında kalan tüm zihinsel olayları, içgüdüleri, dürtüleri içerir. Örneğin; cinsellik dürtüsü…

Yapısal Kişilik Kuramı: Birey id, ego ve süper egonun birlikte çalışmasıyla davranışlarını oluşturur.
İd: Kişiliğin en ilkel yönüdür, doğuştan gelir kalıtımla vardır. Dürtüler iddir. İd haz ilkesine göre çalışır. Örneğin; yemek yeme ihtiyacı, uyuma ihtiyacı… Ertelenmez zamanı yoktur.
Ego: Kişiliğin karar organıdır, gerçeklik ilkesine göre çalışır. İhtiyaçların gerçek dünyada gerçekleşmesi için çalışır. Erteleyebilir, hoş olan ihtiyacı yapıp, hoş olmayanı yapmaz. Ego savunma mekanizmasını da geliştirir. Ruh sağlığı açısından okul öncesinde inkâr, yok sayma, ilkokulda yansıtma, ergenlikte özdeşim…
Süper Ego: Kişiliğin ahlaki yönüdür. Haz almaktan çok mükemmel olmak için çaba harcar. Öğrendiği her davranışı yapmaz. Topluma kendini sevdirmek için ahlaki değerleri göz önüne alarak davranır.

Psikoseksüel Kuram:
Oral dönemi anal dönem, fallik dönem, latant dönem, genital dönem.
Oral Dönem (0–18 ay): Bu dönemin en önemli özelliği haz merkezi ağızdır. Çocuk emmekten, ısırmaktan haz alır. Çocuk yeterince doyurulmazsa ya da fazla doyurulursa kişilik bozuklukları ortaya çıkabilir. Güvensizlik, bağımlılık, parmak emme, sigara içme, alkol bağımlılığı… (oral fiksasyon → oral dönem iyi atlatılamadıysa)
Anal Dönem (18 ay–3 yaş): Haz bölgesi anal bölgedir. Anal kasları ve üretral kasları gelişmeye başlamıştır. Çocuk kendi isteğiyle anal kaslarını kasabilir. Kakasını tutabilir. Sinir kontrolü sağlandığından üretrayı kasıp idrarını tutabilir. Tuvalet eğitimi bu dönemde başlamıştır(2,5–3 yaş). Tuvaletini tutmak büyük bir yetkidir. Ancak anne çok baskıcı olursa ve ceza verme, uzun uzun tuvalette tutma gibi davranışlarda bulunursa, bu dönemdeki bazı problemler kişilikte kalıcı hale gelebilir. Aşırı düzenlilik, inatçılık, katı görüşlülük gibi özellikler geliştirebilir. Sağlıklı bir dönem geçirildiyse bağımsız olabilir, inatçılıktan uzaktır, girişimci, kendinden emin, kişiliğinden ödün vermeyen, güvenen bir kişi olabilir.
Fallik Dönem (3–6 yaş): Cinsel kimlik gelişir. 5 yaşında cinsiyetinin tam farkına varır. 3 yaşından itibaren kız ve erkekler birbirlerinden farklı olduklarını anlarlar. Hem kendi, hem de karşı cinsi görmek ister. Cinsellikle ilgili sorular sorar(ben nasıl oldum gibi). Bu sorular engellenirse çocuk sağlıklı bir cinsel kimlik geliştiremez. Anne-baba abartılı olmayan cevaplar vermelidir.
Odipal karmaşa; erkek çocukların annelerine duydukları hayranlıktır. Babasını rakip gibi görür. Kastrasyon korkusu ortaya çıkar(penisini kaybetme korkusu). Bu dönemde sünnet önerilmez. Bir yeri kanadığında hemen kapatılmalıdır. Bu dönemde baba ile arasında çatışma olursa, çocuk bu saplantısını atlatamazsa kişilik bozuklukları ortaya çıkabilir. Sağlıklı bir gelişimde erkek çocuk babasıyla özdeşleşir.
Elektra; kız çocuklarının babaya duydukları hayranlıktır.
Eğer fallik dönemde bu sorunlar çözümlenemezse cinsel sapma denilen olay ortaya çıkabilir. Kendi cinsini beğenmeme, öbür cinsteki birey gibi davranma.
Latant Dönem(6–11 yaş): (=Gizil dönem, örtük dönem) Saldırganlık, cinsellik dürtülerin üstü artık örtülmüştür. Çocuk bunlarla ilgilenmemektedir. İlgiler öğrenme, toplumsal kabul görme, evrensel değerler, oyun, arkadaş ilişkilerine yönelmiştir. Çalışkan olmak için uğraşır, iyi bir birey olmak için çabalar. Suçlanma, azarlanama, evde çelişkili şeyler yaşama, başarılı olmak isteyip olamamak gibi şeylere maruz kalmak sağlıksız atlatılmasına, bu da opsesif(takıntılı) kişilik özelliğine neden olabilir.
Genital Dönem(11–12 yaş-ergenliğin sonu): Freud’a göre bu dönemdeki fırtınanın nedeni cinsel dürtülerin bastırılmasıdır. Toplum bunu engellediği için isyankâr, asi, başına buyruktur. Başarılı geçirilmesi için ergen kendi yaşındaki bireylerle vakit geçirmelidir. Toplumsal olaylara her iki cinsle birlikte katılması gerekir. Bu dönemde uygun bir meslek seçilmelidir. Sağlıksız geçerse uygun bir yetişkin kimliği geçiremez. Cinselliğe olan isteği dinmeyebilir, yetişkin gibi davranamayabilir.

ERİC ERİCSON’a göre kişilik; bireyin hem doğuştan getirdiği hem de çevresiyle ortaya çıkan özelliklerdir. Doğumdan ölüme kadar psikososyal gelişim kuramını ortaya atmıştır. 8 evreden oluşur:
1) Temel güvene karşı güvensizlik: Doğumla beraber başlar, 1–1,5 yaşına kadar devam eder. Bu dönemde güven duygusunu kazanır. Kendine güven, dış dünyaya ve diğer insanlara güven. Çocuğun bu dönemde ihtiyaçlarını tam karşılayarak (yeme-içme, temizlik, sevgi, ilgi.) güven duygusu verilmiş olur. Tam zıttı olursa, güvensiz bir kişilik geliştirir.
2) Özerklik(Bağımsızlık)- Kuşku ve Utanç(1,5–3 yaş): Konuşmaya ve yürümeye başlar, meraklıdır, her şeyi karıştırmak, atmak çekmek, dokunmak ister. Anal kasları gelişir. Aile tarafından azarlanan, kızılan, cezalandırılan çocukta kuşkulu ve utanç duyan bir kişilik gelişebilir. Bu bireylerde cimrilik, aşırı düzenlilik, inatçılık gibi özelliklere neden olabilir.
3) Girişimcilik-Suçluluk (3–7 yaş): Çocuk girişken ve ataktır. Çocuk kısıtlanamaz ve rahat hareket etmesi konusunda izin verilirse girişkenlik duygusu gelişir. Sürekli azarlanan çocuklarda suçluluk duygusu gelişebilir.
4) Başarılı Olmak-Aşağılık Duygusu(7–11 yaş): Başarmak için uğraşır. Anne-baba sevgisini kazanmak, arkadaş ilişkisi kuram için uğraşır. Çocuğa fırsat verilirse, kişiliğini başarma duygusunu yerleştirir.
5) Kimlik Kazanma-Kimlik Karmaşası(11–12 yaş-ergenliğin sonu): sekonder özellikler ortaya çıkar. Zihinsel değişmeler, “ben kimim?” gibi sorular sorabilir. Bu döneme kadar sağlıklı geliştiyse bu tür soruları kendisi yanıtlayabilir. Doğru kişileri model seçebilir. Sorgulayıp karar verebilir. Cinssel kimliğine uygun roller kazanmaya başlar. Bu dönem başarılı geçirilmezse, kendine uygun model bulamazsa, ben buyum, bunu istiyorum diyemediyse, hala önceki dönemlerini yaşıyorsa doğru bir kimlik kazanamaz.
6) Yakınlığa Karşı Uzaklık(18–25 yaş): Artık birey kimlik sorununu halletmiştir. Hem kendi cinsiyle hem de karşı cinsle kalıcı birliktelikler geliştirebilir. Kendi kişiliğini kazanamadıysa ilişki kuramaz, kaçar, bağlanmaktan korkar.
7) Üretkenliğe Karşı Durgunluk(25–60 yaş):İş kurar, eşi olabilir, kendi kimliğine uygun hedefleri gerçekleştirir.
8) Benlik Bütünlüğüne Karşı Ümitsizlik (60-65’den sonra) Birey geçmişe dönüp bakar. Ne yaptım? Ne yapmadım?... Kendini ölüme hazır hisseder. Pişmanlıklar yoktur. Geçmişinden memnun değilse, ölüme hazır olmayabilir, pişmanlık olabilir.

HÜMANİST YAKLAŞIM

CARL ROGERS; insana yönelik iyi düşünen bir bilim adamıdır. Her insan başarmak mutlu olmak ister. Bu yaratılışta vardır. Kişinin kendisinde bir problem varda bu kendisiyle ilgilidir. Kişi asıl problemi en iyi kendisi bilir. Problemler genellemez. Odipal karmaşa gibi evrensel sorunlar yoktur. İnsan özgürdür, mantıklıdır, benlik ve kişilik bütünlüğüne doğru ilerler. Birey biyolojik yapıdan ve çevreden etkilenir. Değime özelliği vardır. Birey için gerçek olan kendi dünyasıdır.

Benlik: Kişinin kendisi hakkında oluşturduğu imajdır, imgedir. Benliğin oluşmasında kritik dönemler yoktur. Benliğin oluşmasında birinci derecede yakınları (anne-baba) etkilidir. Rogers insanın bir ideal bir de gerçek benliğinin olduğunu savunur. Ben güzelim, iyiyim, gibi şu an hissedilenler gerçek benliği oluşturur. İdeal benlik ise olmak istenilenlerdir. Bunların arasındaki fark fazla olmazsa birey daha çok mutlu olur. Bireyin davranışları ile benlik arasında uyum vardır. Tutarlılık vardır. Kişi benliğine uygun olmayan davranışları reddeder. Benliğine uygun olmayan bir davranış yaptığında kabul etmez.
Koşulsuz Kabul: Bireyler ne olursa olsun sevilebileceklerini, değerli olduklarını, hissetmelidir. Böylelikle kişi kendini daha iyi ortaya koyar. Eğer koşulsuz kabul yoksa birey diğerlerinin isteğini yaparak sevgi kazanmaya çalışır.
Empati kavramı;
• Bir kişinin kendisini başka birinin yerine koyması
• Yerine koyduğu kişinin düşünce yapısını, mantığını, duygularını hissetmesi gerekir
• Kişi hissettiklerini düşündüklerini söyler
Potansiyelini Tam Olarak Kullanabilme: Yaşam kendimizi iyi hissettiğimiz bir süreçtir. Potansiyelini kullanan bireyler başarısızlıklar da yaşasalar yıkılmaz, çabalar, kabullenir, düzeltmeye çalışır. Buradaki potansiyel kendi gibi olabilmektir. Bu insanlar her türlü yaşantıya açıktırlar, gerektiğinde risk alabilirler. Her anı dolu dolu yaşarlar. Başkalarından çok kendi düşüncelerine önem verirler. Düşüncelerinde özgürlük vardır. Üreticidirler. Birey çocukluk yıllarına takılıp kalmaz. Kendini geliştirebilir.
 
ABRAHAM MASLOW; insanların olumlu yönlerine vurgu yapmıştır. İnsanların bilinçli yaptıkları iyi şeylerle ilgilenmiştir. İhtiyaçlar hiyerarşisini oluşturmuştur; güdülenme ve ihtiyaçlardan bahseder. Güdü, gereksinimleri, ilgileri kapsayan bir kavramdır. Gereksinim şu an sahip olunmayan şeylerdir. Güdü, gereksinimleri elde etmek için, niyet, amaç ve planlarla organize olmuş davranışlardır. Maslow, kişiliğin oluşmasında ihtiyaçların önemli olduğunu ve çevreyle uyumun önemli olduğunu vurgular.
1) Eksikliklerden kaynaklanan ihtiyaçlar
2) Kişinin gelişme gereksinimi sağlayan ihtiyaçlar
Önce birinci tür ihtiyaçlar karşılanmalıdır, bunlar evrenseldir. İkinci ihtiyaçlar sonrada açığa çıkar. İnsanın kendini gerçekleştirmesine kadar 5 gereksinimden bahseder:
1. Temel ihtiyaçlar; açlık, uyumak, nefes almak gibi fizyolojik ihtiyaçlardır.
2. Güvenlik; korkudan uzak, emniyetli bir barınak, istikrarlı ve dengeli bir yaşam. Bazı kişiler bu noktada takılıp kalabilirler. Örneğin; bir çift evlidir, mutsuzdur fakat belli bir düzeni korumak adına evliliği bitirmez veya risk olmaması için para biriktirme yoluna gidebilir.
3. Aidiyet ve Sevgi; insan temel yaşam gereksinimlerini giderdiyse bundan sonra sevgi ve aidiyet hislerine ihtiyaç duyar. Bir ihtiyacın giderilmesi diğer ihtiyaçları karşılayabilir.
4. Saygı; Başkalarının kendisine ve kendisinin başkalarına saygı duyması
5. Kendini gerçekleştirebilmek: her insan bu eğilimdedir. Hem bilim ve öğrenme gibi ihtiyaçlar hem de estetik arayışı, güzeli bulma ihtiyacı. Bu bireyler kendilerini yaratılışlarıyla kabul ederler. Kendilerini işe adayabilir, sorumluluk alabilirler. Mistik ve doğaüstü deneyimleri vardır. Empatik ilişkiler kurabilirler. Sevgiyi hissederler, severler. Konformist (kurallara geleneklere uyan) yaşam tarzına karşıdırlar. Demokratiklerdir. Üreticidirler (yetenek değildir, kendi yaşantısı doğrultusunda yaşama yön verir). Sosyal ilgileri vardır.

SOSYAL-DUYGUSAL GELISIM

Sosyallik; toplum içinde, toplumun geleneklerine, kurallarına uygun olarak davranma yeterliliğidir. Toplumun yaşamına adapte olabilmektir. Duygusal yön; hissedilenlerdir. Örneğin; öfke, sevinç, mutluluk, gülmek… Duygular doğumla birlikte vardır ve ölünceye kadar gelişmeye devam eder. Duygulara kişiler farklı tepkiler verebilir. Duygunun yaşanma şekli, düzeyi farklı olabilir. Yenidoğanın duyguları vardır. 4–5 yaş civarında duyguları nasıl algılıyorsa karşısındakinin de öyle algıladığını sanar. Örneğin; bir çocuğa arkadaşın neden ağlıyor diye sorulduğunda “annesi gitmiş” cevabını verebilir. Çünkü onun için annesinin gitmesi bir ağlama sebebidir. Bu yaşlarda diğer çocuklarla aynı duyguları yaşayabilirler. Yakınında ağlayan bir çocuk varsa ağlayabilir. Bu dönemde yine aynı anda birkaç duygunun yaşanabileceğini anlayamazlar. Hem sevgi hem kızgınlık bir arada yaşanamaz. Annesi kızıyorsa onu sevmiyordur. Çocuğun kendine yönelik algısı ve benlik duygusunun oluşması yaşadığı olaylara göre gelişebilir. Annesi ona çok kızıyorsa, annesinin onu sevmediğini düşünür. Kendini hep hatalı gibi düşünebilir. Sevilmeyen bir insanmış gibi kendini algılayabilir.

Çocuklarda Duygusal Gelişmeyi Gösteren Davranışlar:

• Bakma: Bebek 1–1,5 ayda annesinin gözüne odaklanır. 3 aylık çocuk tam göz kontağı kurar.
• Ses çıkarma: İhtiyaca uygun ses çıkarır.
• Ağlama: Çeşitli nedenlerle olabilir. İhtiyaçtan kaynaklanan ağlama, korktuğu zaman, yalnız kaldığı zaman, ani-tiz sesler karşısında ağlama.
• Gülümseme: Doğdukları andan itibaren gülümserler. İlk gülümsemeler (1–2 hafta) reflekstir. Gülmeler 2. – 3. haftalarda belirginleşir. 1–2 aylıkken dış dünyaya tepki olarak gülümserler. 3 aylık olduğunda sosyal olarak gülümser. Anne-babaya tanıdıklarına gülümseyebilir.
• Gülme: 4.aydan itibaren gülmeye başlarlar(sesli olarak). Gıdıklandığında vb. 4–6 ayda hem sese karşı hem de karşısındakine gülebilir. 7–9. aylarda ce-ce oyununa gülebilirler. Komikliklere, yüz hareketlerine gülerler. 1 yaş civarında kendi yaptıklarına da gülerler.
• Bağlılık ilişkisi: Sevgi ilgi ortamında her bireyin geliştirilmesi gerekir. Böyle bireyler sevdiğini sevildiğini hisseder. Bebeğe devamlı aynı birey bakarsa, çocuk o bireye karşı bağlılık geliştirir. Bu genelde annedir. Çocuk bilişsel gelişimini tamamladıkça babaya, kardeşlere de bağlılık gösterebilir. Canlıları cansızlara, hareketlileri hareketsizlere tercih eder. Bağlılık aslında doğumda başlar fakat 6. – 8. aylarda ortaya çıkmaya başlar. Bağlılık geliştikten sonra çocuk anneden ayrıldığında anneyi protesto edebilir. İki gün gelmeyip, eve gelince ona gitmeyebilir. Hem anneye hem de diğer aile üyelerine karşı olan bağlılığın gelişimi 2–3 yaşa kadar sürer. Çocukla ilgilenmek, oyun oynamak önemliyse de çocuğun bilişsel gelişimi de önemlidir. Nesne devamlılığı açısından da önemlidir. Bu konuda bazı teoriler vardır:
Psikanalitik Teori(Freud): Doğumsan sonraki ilk 1-2 yıl içinde bütün ihtiyaçlar ağız yoluyla karşılandığı için ve bunu anne karşıladığı için çocuk ilk anneye bağlanır. Bağlılık ilişkisi tamamen beslenmeyle kurulur.
Ogrenme Teorisi: Beslenme önemlidir. Çocuğu kim besliyorsa çocuk o kişiyle bağlılık kurar. Bazı buna zıt kuramlar vardır. Sıcak temas, sevgi, onunla vakit geçirme de olabilir. Çocukla olan ilişkide sıcaklık, çocuğun okşanması, sevilmesi, ihtiyaçlarının giderilmesi, işitsel yönden temas sağlamak (konuşmak, şarkı söylemek vb.) önemlidir.
Bowlby’nin Teorisi: Bebekler ağlama, gülme, emme, sarılma zaten sergilerler. Anne bu davranışlara karşı tepki verir. Açsa doyurur, gülüyorsa onunla güler, ağlıyorsa kucağına alır. Bu çocukla anne arasında sıcak bir ilişki oluşmasını sağlar. Beslenmenin önemi daha az vurgulanır.
Bağlılık çocukluk yıllarında 4 aşamadır:
1. 0 – 1–1,5 ay: Bebek ağlar, anneye bakar gülümser. Objeyi kavrar. Yetişkin de bu tepkiler karşısında onu kucağına alır, onu öper, sever, gülümser. Çocuk bunları hisseder. Annesini sesinden kokusundan tanır fakat bağlılık gelişmemiştir.
2. 6 hafta- 8 ay: Bebek tanıdığını tanımadığını ayırt etmeye başlar. Anneye karşı sevgisini, yakınlığını gülmesiyle tepkisiyle belli eder. İstekleri karşılandıkça bunu daha çok ortaya koyar. Yabancı kaygısı da bu aylarda başlar. Bilişsel gelişim açısından önemlidir. (11–12. aya kadar bu kaygı devam edebilir) ayrılık kaygısı da bu dönemde yaşanır(6–7–8. aylar)
3. 8.ay–12–24 aya kadar: Artık bağlılığın geliştiği açıkça görülür. Çocuk anneyi daha çok tercih eder. Ona olan bağlılığını gülerek, sarılarak, mutlu olarak gösterir.
4. 18–24 ay: Artık bağlılık anlaşılır. Zihinsel gelişim de olduğu için annenin ve babanın gidişini de anlayabilir.

Bilişsel Teori: Piaget’in teorisine dayanarak, çocukların insanları ayırt etme becerisi geliştikçe bağlılık da gelişir. Çocuk anneyi ayırt edebiliyorsa bağlılığı gelişmiştir. Nesne devamlılığını kazanması da bağlılıkta önemlidir.

• Öfke: Yenidoğanlar kızgınlıklarını ağlayarak ifade ederler. Açlık, altının kirlenmesi, acı duymaları, aşırı sıcak-soğuk… Daha ileride engellendiklerinde öfke duyabilirler. Öfkenin her ortamda her zaman kabul edilmeyeceğini anlarlar. (5–6 yaş)
• Saldırganlık: Freud’a göre saldırganlık içsel bir dürtüdür. Bu kişinin doğasında vardır. Öğrenme teorisyenlerine göre saldırganlık öğrenilir. Aileden izleyerek, filmlerden, bilgisayar oyunlarından ya da çocuğun direk kendisine uygulanıyor olabilir. Bebeklikte yoktur. 1 yaşında çocuk birine saldırıyormuş gibi görünebilir. Fakat bu saldırganlık değildir. Çünkü zihinsel olarak daha gelişmemiştir. Gerçekten olması için karşısındakinin canını yakma, zarar verme olmalıdır. 2–4 yaşlarında saldırganlık önce artar sonra düşüş gösterir. 3 yaştan sonra da vurma, tepinme azalır fakat sözel saldırılar başlar. Öfke ve saldırganlık daha çok kendi yaşından küçüklere karşı olur. Erkek çocuklar daha çok davranışsal, kız çocuklar daha çok sözel saldırganlık gösterir. Nedenleri, engellenme, hiç ödül verilmemesi, kişilik özelliği, televizyondan izlemesi, sık sık yaramazlığından söz edilmesi, azarlanması, cezalandırılması, aşağılanması ya da hiç sınır konulmaması, doğrunun yanlışın öğretilmemesi, anne-baba davranışlarında tutarsızlıklar olması veya annenin kendi içinde tutarsız olması. 6–7 yaşta azalır. %1 ya da 2 kalıcı olabilir.
• Kaygı: Korkunun nedeni belliyken kaygının nedeni belli değildir. Nedenini bilmediğimiz stres kaygıdır. Çevresel faktörler, genetik yatkınlık da korku nedeni olabilir. Yabancı ortamlar, hayal dünyasının çok zengin olması.
• Korku: Çocuk gelişim döneminin uygun olarak belli dönemlerde korkabilir. Bu korku daha da artabilir. Örneğin çocuğun yanında doğaüstü varlıklardan (şeytan, cin) bahsedilmesi, okulun ürkütücü bir yer gibi anlatılması gelişimsel korkuların dışında korkuların yaşanmasına neden olur. Bu korkular klasik koşullanmayla öğrenilir. Bebeklerde 6 aydan sonra başlar 1 yaşına kadar devam edebilir. Karanlıktan, yüksek sesten, yabancılardan korkabilir. Okul öncesi çocukları hayvanlardan, hikâyelerde anlatılan yaratıklardan, hayaletlerden, karanlıktan, yalnız kalmaktan, incinmekten, yaralanmaktan, sokulmaktan, ısırılmaktan, tıbbi müdahalelerden, diş tedavisinden, hırsızlıktan, hırsızdan korkabilirler. İlkokul döneminde, karanlıktan, başarısızlıktan, kötü rüyalardan, ceza almaktan, sınavlardan, fırtınadan, rüzgâr sesinden, yalnızlıktan, silahlardan, kaçırılmaktan, yaralanmaktan korkabilirler. Ergenlikte, suç işlemekten, suçlu olmaktan, yaralanmaktan, savaştan, kötü not almaktan, ceza almaktan, başarılısızlıktan, cinsel konulardan, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan, kızlar hamile kalmaktan, cinsel başarısızlıktan korkabilirler. Böyle durumlarda çocuk ciddi bir şekilde dinlenmeli, alay edilmemeli. Çocuk asla korkutulmamalıdır. Korkusunu anlayabileceği, fark edebileceği oyunlar oynanabilir. Karanlıkta hafif ışık açılabilir.
• İçe Kapanıklılık: Az iletişim, çekinme, yalnız kalmayı istemedir. Asıl altında yatan sebep stres, sıkıntıdır. Ailenin ve öğretmenin çocuğu sık sık olumsuz eleştirmesi, çocuktan aşırı beklenti, çocuğa sevgi ve ilgi gösterilmemesi, sık sık engellenmesi neden olabilir. Böyle durumlarda çocuğa sorumluluk verilebilir, alınacak kararlara çocuk dahil edilebilir. Aşırı eleştiri ve uyarılardan kaçınılmalı, korkutulmamalıdır. Yaptığı olumlu davranışlara olumlu pekiştireçler verilebilir. “Dokunma, yapma, hayır” gibi kelimeler sık sık ve rasgele kullanılmamalıdır. Yaşlarına uygun sorumluluklar verilmeli, azarlanmamalıdır, sakin bir zamanda sakin bir dille konuşulmalıdır. Arkadaş edinmesine yardım edilmeli. Daha çok çocuğun başarıları üzerinde durulmalı, ödüllendirilmelidir. Başarının kendisi de çocuğa büyük bir ödüldür. Gülümsemek, aferin demek de bir ödüldür.
• Sevinç-Neşe: bebekler ellerini çırparak ses çıkararak sevinçlerini gösterirler.

Okul Öncesi Dönemde Sosyalleşme Teorileri
Freud’a göre; çocukların içsel duyguları ile toplum tarafından kabul gören bir şekilde baş etmeleri gerekiyor.
Ericson’a göre anne-babaya bağlı olmalarıyla birlikte, kendi başlarına da bir şeyler yapıp kararlarını almalıdırlar.
Sosyal Öğrenme Yaklaşımı; çocuklar ceza, ödül ve modelleri görerek davranışları oluştururlar.
Zihinsel gelişim yaklaşımı; çocuğun davranışının düzenleyicisi çocuğun kendi algı ve düşüncesidir. Bunlar gelişince sosyal davranışı öğrenir.
31.03.2008 23:48:23 –
gazi eğitim 4.dönem vize notlarım
 

Hoşgeldin!

Sitemize hoşgeldiniz, avantajlardan yararlanmak için kayıt olabilirsiniz.

Kayıt Ol!

23 Yıldır Sizlerle

23 yıldır sizlerleyiz. Türkiye'nin ilk okul öncesi eğitim platformu
Geri
Üst