Dil Gelişimi

Puanları 0
Solutions 0
Katılım
27 Ara 2012
Mesajlar
9
Tepki Skoru
0
Puanları
0
@Firdevs Ceylan Terlik
1. DİL GELİŞİMİ
1.1. Tanımı ve Önemi
Dil, insanlara özgü olan, iletişimi sağlamada araç olarak kullanılan sesler, sembol ve
sözcükler gibi temel birimleri içine alan sistemdir. Sesler, dilden dile değişebilir. Her dilde,
sembolleri birleştirmek yeni semboller yaratmak için kurallar vardır. Dil; duyguları
düşünceleri, tutumları, inançları, değer yargılarını anlatma ve öğrenmede, algılanan ve
yaşanan olaylarla ilgili bilgileri, kültür birikimini aktarmada; soru sormak, emir vermek
istekte bulanmak gibi işlevleri gerçekleştirmek için kullanılan bir araçtır. Konuşma ise dilin
sese dönüştürülmüş biçimi olarak ifade edilir.
Dil gelişimi; seslerin, kelimelerin, sayıların, sembollerin kazanılması, saklanması ve
dilin kurallarına uygun olarak kullanılmasını içeren bir süreçtir. Dil gelişimi, doğumdan
itibaren başlar ve yaşam boyu devam eder. Dil ve öğrenme arasında önemli bir ilişki vardır.
Dil, öğrenmeyi kolaylaştırır. Öğrenme sürecinde ise çocuğun dili gelişir. Dil gelişiminde,
sesin duyulması dili kullanma deneyimlerinin bulunması gerekir. Çocukların, çevresindeki
bireylerin konuşmalarını taklit ederek dili öğrendikleri ileri sürülür. Çocuğun dil gelişiminde
iletişim kurma, diğerlerinin dikkatini çekme, isteklerini duygu ve düşüncelerini iletme
ihtiyacı vardır.
Çocukta dil gelişiminin önemli özelliği ilk dönemlerin evrensel oluşudur. Farklı dilleri
konuşan toplumların çocuklarında dil gelişiminin benzerlik gösterdiği görülmüştür. İlk
yıllardaki bu evrensellik 18-32 aydan sonra, sosyal sınıf farklılıklarının etkisiyle yok olur.
Dilin bir başka özelliği de dil ve kritik yaş ilişkisidir. Dünyadaki bütün çocuklar, kendi
dillerini 2-5 yaşları arasında öğrenir.
Dil, arzu ve isteklerimizi ifade etmek için kullanılır.
Dil, heyecan ve duyguları ifade eder.
Dil; olayları, nesnelerin durumunu ifade ederek açıklar.
Dil, kendi materyalini kendi geliştirirken en önemli aracı konuşmadır.
1.2. Dili Oluşturan Sistemler
Dil gelişimi konusunda yapılan çalışmalar doğrultusunda dil gelişimi; ses, sıra ve
anlam sistemlerinden oluşur. Bunlar aşağıdaki gibi ifade edilebilir.
1.2.1. Ses Sistemi
Konuşma dilinde anlamı ayırt etmeye yarayan en küçük ses birimleri ses sistemlerini
oluşturur. Çocuklar sesin akışını duymalıdır. Sesin akışını algılayan çocuk, bu sesleri küçük
parçalara bölerek kendi dilini oluşturmaya başlar. Ünlü ve ünsüz ses birimlerinin farklı
bileşimler hâlinde kullanılmasıyla sözcükler meydana gelir. Her dilin kendine özgü ses
sistemleri vardır. Çocuklar yaklaşık olarak 2,5 yaşlarına kadar tüm ünlü ve ünsüz sesleri
çıkarabilir. Tüm seslerin çıkarılması 7-8 yaşlarına kadar sürer.
1.2.2. Sıra Sistemi
Cümlenin yapısını oluşturan ses gruplarının cümle içinde sıralanmasını ifade eder.
Cümlenin yapısını oluşturan ögelerin anlamlı bir biçimde birleştirilmesi ile ilgili kuralları
kapsar. Çocuğun ilk ifadeleri tek sözcükten oluştuğu için çocuk sıra sistemi ile ilgili
kuralları, iki sözcük döneminde kullanır. Çocukların ses gruplarındaki sıraya dikkat etmesi
gerekir. Dikkat edilmediğinde cümlelerin anlamları değişebilir. Örneğin “Ali elma ister.”
cümlesi sıra değiştiğinde “elma ister Ali” anlamsız bir biçime dönüşebilir.
Cümle içindeki anlam ilişkileri, Türkçe’de isim ve fiillere düzenli olarak takılan
eklerle belirtilir. Türkçenin söz dizimi kuralları, cümle içindeki ögelerin yerini serbestçe
değiştirmeye olanak tanır. Bu yüzden önemli bir anlam değişmesine pek rastlanmaz. Ama
kişi, zaman ve hâl bildiren belirteçleri ve ekleri doğru yerlerde kullanmak şarttır.4
1.2.3. Anlam Sistemi
Anlam, dili kullanmanın en önemli bölümünü oluşturur. Seslerin, semboller aracılığı
ile nesne ve olaylarla ilişkisini ifade eder. Sözcükler, belli bir anlamı ifade etmek için
gereklidir. Çocuk, dili anlamlı olarak kullanmaya başladığında belirli durumlar ve nesnelerle
kendi düşünceleri arasında anlamlı ilişkiler kurmaya başlar. Çocuk, sözcük ve cümlelerini
belli anlamlar oluşturmak üzere kullanır. Anlamsal gelişim ile bilişsel gelişim düzeyi paralel
ve yakın bir gelişme gösterir. Çocuk, bilişsel kavramları kazandıkça,, dilin anlamsal yönü de
zenginleşerek gelişir.
1.3. 0 - 12 Yaş Çocuklarında Dilin Kullanılması
Konuşmayı ve diğer insanları anlamayı öğrenmek, çocukların geliştirdiği en karmaşık
yeteneklerindedir. Dili kullanmanın bir amaca yönelik işlevi vardır. Dilin işlevi; insanın
neden konuştuğu ile ilgili öğrenme, isteme gibi amaçlarla ilgilidir. Çocukların hepsi
konuşma öncesi sesler çıkarır. Çocukların; duygularını, düşüncelerini, ilgilerini, isteklerini
ifade etmek için iletişime girmeleri gerekir.
İletişimin fonksiyonları şunlardır:
Konuşma yoluyla başkalarının söylediğini anlama
Kendisine ait söz dağarcığını geliştirme
Sözcükleri doğru olarak telaffuz etme
Anlaşılır bir cümle yapısını bilme ve kavramadır.
İletişim için, konuşma sırasında göz kontağı kurma ve sürdürme, konuşmayı başlatma,
sıra ile konuşma, bir konu üzerinde konuşmayı sürdürme ve konuşmayı bitirme, zamanı ve
durumu konuya uygun konuşma gibi anlatım becerilerinin öğrenilmiş olması gerekir.
Bebekle iletişim bile bebeğin ilk hareketlerinin yorumlanmasıyla başlar. Hayatın ilk
birkaç ayında bebekler, konuşmanın temeli olan ağlama ve anlamsız sesler çıkararak iletişim
kurarlar. Çocuk; söylenenleri anlamaya, tek kelimelerle kendini ifade etmeye, cümleler
kurarak konuşmaya, kendini anlatmaya başlar.5
Dilin uygulamalı olarak kullanılması erken çocukluk döneminde yetenekli birer
konuşmacı olan çocuklarda bu dönemde ilerlemeler görülür. Çocukların iletişim becerileri,
konuşulan konuya ve kişiyi tanımalarına göre değişir. Tanıdıkları kişilerle bildikleri
konularda yüz yüze konuşmada başarılıdırlar. Çocuk, yüz yüze olan ilişkilerine çoğunlukla
sözlü iletişimle başlar. Çocuk için çevrede büyük bir çocuğun bulunması, dilin kullanımını
öğrenmesi için ortam oluşturur. Çocuklar; büyük çocuklarla anne babaları arasındaki
konuşmaları takip eder, onlara katılmaya çalışır ve sözlü iletişim süreleri giderek uzar.
Konuşmaya katılımı çocukların konuşulan konuyu anlamalarına göre değişir. Çocuklar,
konuşulanları dinleyerek, ben, sen, o gibi konuşma ögelerinin cümle içindeki kullanımını
duyarlar
Dil bilimciler ve eğitimciler, son yıllarda yapılan çalışmalara dayanarak “Dilin
kazanılmasında, insanın doğuştan getirdiği bilişsel kapasitesi etkindir ve bu kapasite çevre
yaşantıları ile geliştirilmektedir.” görüşünde birleşmektedir.
Dilin kazanılmasını ve gelişimini; zihinsel engel, fiziksel engel (yarık damak), duyusal
engel (işitme ve görme kaybı), duygusal yoksunluk (güven ortamı), uyarıcı yoksunluğu,
uyarım eksikliği (yetişkinlerin çocukla konuşması, oynaması ve uyarımlar vermesi) ve sık
hastalanma gibi durumlar etkiler.
DİLİN KAZANILMASI KONUŞMA ÖNCESİ DÖNEM KONUŞMA DÖNEMİ
1. Yeni doğan dönemi (ağlama) 1. Ses, sözcük dönemi
2. Gığıldama dönemi 2. Tek sözcük dönemi
3. Mırıldanma dönemi 3. İki sözcüklü ifadeler dönemi
4. Mırıldanmanın tekrarı dönemi 4. Üç ve daha fazla sözcüklü ifadeler dönemi
5. Gramer kurallarına uygun konuşma dönemi
1.3.1. Konuşma Öncesi Dönem
Konuşma öncesi dönem; yeni doğan dönemi (ağlama), gığıldama, mırıldanma,
mırıldanmanın tekrarı dönemlerinden oluşur.6
Yeni doğan dönemi (ağlama), 0-6 haftalık bir dönemi kapsar. Yeni doğanın
davranışlarının çoğu istem dışıdır. Konuşmanın gelişimi için arama, emme, yutma refleksleri
önemlidir. Yemek yeme ile ilgili olan bu reflekslerin sürekli tekrarlanması ağlama ve
seslenme sonucunda, bebek konuşma sesi üretimi için gerekli olan nefes alma ve ağız yüz
yapılarını kazanır. Konuşma mekanizmasının asıl görevi, nefes alma ve yemek yemedir. İlk
3 haftada çıkarılan sesler farklılaşmamış, amaçsız, anlamsız rastgele çıkarılır. İkinci 3
haftalık dönemde farklılaşmış sesler ortaya çıkar. Çıkarılan bu sesler, uyarıcı ile ilişkili olup
genellikle açlık ve rahatsızlık ağlamalarıdır. Ağlama, bebeğin ihtiyaç ve isteklerini belirten
ilk tek iletişim yoludur. 1. ayın sonunda anne, sesin farklılığına göre ağlamanın nedenini
(açlık, kızgınlık, acı) belirleyebilir. Çıkarılan sesler, anlam yönünden incelendiğinde ham
sözcüklerin başladığı; bebeğin başkalarının sesine tepki gösterdiği dönem olduğu görülür.
Gığıldama dönemi, 6 hafta ve 3 ay arasındaki dönemi kapsar. Ağlama ile birlikte
bebekler basit sesler çıkarır. Çıkarılan bu sesler evrenseldir. Bebeğin bu sesleri çıkarmasında
bilinç yoktur. Bebek rahatsızlığını ifade eden seslerin yanı sıra mutluluk ve rahatsızlığını
ifade eden sesler de çıkarır. İki aylık bebeğin, ağız kasları kontrolü gelişimini sürdürürken
bebek ağız hareketlerini başlatıp durdurabilir. 2 ve 3 aylık dönem, gülme ve gığıldama
dönemidir. Çocuk, sesi ses olarak çıkardığını bilir. Çıkardığı seslerden mutlu olur, ses
oyunları oynar ve kendiliğinden ses üretimi başlar. Rastgele olarak çıkarılan sesler a, u, o
ünlü seslerini uzatır. Daha sonra da bu seslerin sonuna h eklenerek ah, uh, şeklinde sesler
üretirken s, k, g gibi yumuşak damak ve gırtlak seslerini çıkarır. Ses üretimi hâlâ
refleksiftir. Çıkarılan sesler, anlam yönünden incelendiğinde hoşnutluğu ve hoşnutsuzluğu
belirten seslerdir. Başkalarının çıkardığı seslere tepki verirken annesinin sesine gülümser.7
Mırıldanma dönemi, 3-6 aylar arasında görülür. Bebeğin ses mekanizması
üzerindeki kontrolünün arttığı görülür. Dili yuvarlama ve ileri uzatma becerisi görülür.
Memnuniyetini belirten sesler çıkarır. Ayrıca kendi çıkardığı bu sesleri taklit eder. Bu taklit
sesleri, yalnız olduğunda görülür. Bebeğin çıkardığı sesler refleksif olmaktan çıkmış,
tamamen amaçlı hâle dönüşmüştür. Ses çıkarma için uyaran kendisidir. Bu dönemde bebek,
ünlü ve ünsüz seslerin çeşitlerini üreterek bunları tekrar eder. Buna vokal jimnastik denir.
Bebeğin tekrar etmekten hoşlandığı bu sesler “ma-ma-ma”, “ba-ba-ba” gibi seslerdir.
Görüldüğü gibi bebek, ünsüz benzeri seslerle ünlü benzeri sesleri birleştirerek iki heceli
sözcükler oluşturmaya başlar. Bu dönemde b, m, p gibi dudak sesleri çıkarır. Uzun oyun
sesleri, çığlıkları ve seslenmeler görülür. Bebeğin çıkardığı seslerin sayısında ve türünde
artmalar vardır. Kendi kendine konuşmaya başladığı dönemdir.
Mırıldanmanın tekrarı dönemi, 6-9 aylar arasında görülür. Bu dönem, ses
oyunlarının tekrarı dönemi olarak da ifade edilir. Bebek, ses üretimi ile işitmeyi birleştirir.
Seçilmiş işitilen sesleri tekrarlar. Mırıldanmanın tekrarının görülmemesi, bu dönemde dil
problemlerinin, işitme kaybı, zihinsel gerilik gibi durumların ortaya çıktığını gösterir.
Bebeğin ağız hareketlerinde çeşitlilik görülür. Bebeğin çıkardığı sesler, hece tekrarına
dönüşerek daha çok çevredeki dilin niteliklerini kazanır. Önceleri p, b, d gibi dudaksı ve diş8
eti patlamalı sesler çoğunluktadır. Ünlü ünsüz birleşimlerinin tekrarıyla “ba-ba-ba”, “de-dede” “ma-ma-ma” şeklinde görülür. Bu dönemde çocuk, değişik sesler çıkarır. Çocuklar
kelime söyleyene kadar, çocukla beraber bu seslerin tekrar edilmesi teşvik edicidir. Bu
dönemde çocuk, bütün ses mekanizmasını serbestçe hareket ettirmeyi öğrenir. Bebeğin ses
oyunlarında ritim kullandığı görülür.
Bebeğin çıkardığı sesler, anlam yönünden incelendiğinde dikkati çekme, sosyalleşme
için kullanıldığı, hoşnutluk verici bir durum veya nesne hatırlandığında sesin yeniden ortaya
çıktığı görülür. Bebeğin, insan konuşmasına gülümseyerek veya ses çıkararak cevap verdiği
ayrıca kızgınlık ve hoşnutluk seslerini ayırt ettiği görülür.
1.3.2. Konuşma Dönemi
Konuşma dönemi; ses, sözcük, tek sözcük, iki sözcüklü ifadeler, üç ve daha fazla
sözcüklü ifadeler ve gramer kurallarına uygun konuşma dönemlerini kapsar.
Ses Sözcük Dönemi, 9-12 aylar arasında görülür. Bu dönem, tekrarlama ya da
çeşitlenmiş mırıldanma dönemi olarak da ifade edilir. İnsan seslerini bilinçli bir şekilde taklit
eder. Çocuğun sık sık mırıldanarak yetişkin konuşmasına benzeyen dizeler oluşturduğu
görülür. Bu sesler anlamdan yoksun, akıcılık özelliği olan, düz cümle ya da soruya benzeyen
acele mırıltı şeklindedir. Bu anlaşılmaz konuşmalara, jargon denilmektedir. Mırıldanmalar,
çocuk için sözcük yerini tutar. Dil bilimcilerin, ilk sözcüğün söylendiği bir yaş civarını
genellikle dilin başlama noktası olarak kabul ettiği görülür. Bu dönemde çocuk, birkaç jesti
ve sözcüğü anlar. Bu aşamadan sonra bebekler, artık anlamları araştırmaya kendi dillerini
öğrenmeye hazır durumdadır.
Tek sözcük dönemi, 12-18 aylar arasında görülür. Çocuğun gerçek konuşmaya
geçmesi bu dönemin özelliğidir. Mırıldanma ile gerçek konuşma arasında bir suskunluk
dönemi geçtikten sonra sözcük, sesle oynamanın rastlantısal olarak ortaya çıkar.
Tekrarlanmalar yolu ile uygun olarak kuvvetlenir. Sözcüğün ilk yaşın sonuna doğru, 1-2
yaşlar arasında görülmeye başlamasıyla dilin başladığı düşünülür. Çocuğun sözcüklerinin
gerçek bir sözcük olarak kabul edilmesi için çocuk bu sözcüğü, belli bir durum ya da nesneyi
belirtmek üzere tutarlı ve doğru olarak kullanmalıdır. Çocuğun ilk anlamlı konuşmaları
“mama”, “baba” gibi tek sözcüklerden meydana gelir. Bu sözcüklerde
Çocuk; insanlar, oyuncaklar, yiyecekler, giyecekler gibi bildiği dünyadan söz eder.
Sözcükler hareketler yoluyla öğrenilir. Örneğin çocuk kapı vuruluşunu belirtmek üzere
kullandığı “kapı” sözcüğünü, yerde duran bir ayakkabıdan daha önce anlatabilir. İlk
kullanılan ifadelerin sık tekrarlanan hareketleri (başbaş gibi) olduğu belirtilmiştir. Bu
dönemdeki çocukların ifadeleri, içinde bulundukları durumla birlikte ifade edilmelidir. Tek
sözcükler bir cümlenin anlamını taşıyabilir. Çocuk babasının resmini göstererek “baba”
diyorsa bu adlandırma, eğer babasının terliklerini göstererek “baba” diyorsa terliklerin
babasına ait olduğunu söylüyordur. Bakışın yönü, ses iniş–çıkışı, jest ve mimiklerin anlatıma
katılımı çocuğun ifadesini belirlemede önemlidir. Başlangıçta söylenen bu tek kelimeler,
konuşma ve etkinliğin birleşmesini sağlar. Örneğin “atdaa” kelimesi sokağa gitmeyi
anlatır. Bu dönemde çocukların alıcı dillerinin, ifade edici dillerine göre daha iyi gelişmiş
olmasının nedeni kavramsal gelişimin dil gelişiminden ileri olmasıdır. Dönemin sonuna
doğru sözcük hazinesi gelişme gösterir. Çocukların ilk kullandıkları sözcükler, nesne isimleri10
ya da fonksiyonları ile ilgilidir. Bebeklerin ilk sözcükleri geliştirmeleri uzun sürerken, on ya
da daha fazla sözcük kullandıktan sonra sözcük hazinesi hızla gelişir. Çocuklar, kazandıkları
ilk sözcükleri genellikle başka nesneler için de genişletirler. Örneğin “köpek” sözcüğünü
“koyun” ve “at” içinde kullanabilirler. İlk sözcüklerin hemen hemen %75’i
genişletilmektedir. İkinci yılın sonuna doğru daha karmaşık ifadeleri içeren sözcükler
kullanılır. Bunlar, etkinliğe ya da etkinliğin nesnesine işaret eder. Çocuk, suyun aktığını
gördüğünde “su” ve “ak” sözcüklerini kullanarak durumu ifade eder.
İlk sözcükler; kendine yakın insanlarla (anne, baba), hareket eden nesnelerle (top, araba,
ayakkabı), tanıdık durumlarla (bay bay, başbaş, yukarı) tanıdık hareketlerin sonuçları (kirli,
ıslak) ile ilgilidir. İkinci yılın son yarısında bebekler, duygularını “mutlu”, “üzgün”, “kızgın”
gibi sözcüklerle nitelendirmeye başlarlar.
1.3.3 İki Sözcüklü İfadeler Dönemi
18-24 aylar arasında görülür. Bu dönemin başında çocuklar sözcükleri birleştirir. Ama
bunlar iki tek sözcüğün artarda gelmesiyle oluştuğu için iki sözcüklü cümlecik sayılmaz. Bu
dönem, iki sözcüklü cümleciklere geçiş dönemi olarak ifade edilir. Hareketlerle anlatımdan
çok sözcüklerle anlatım başlar. Çocuk, 2 yılın sonuna doğru sözcüklerin birbiriyle olan
ilişkilerini anlayarak onları yan yana getirerek farklı anlamları ifade etmeye başlar. “Anne
gider.”, “Araba gider.” gibi oluşan iki sözcüklü cümleler, isim ve fiillerden oluşan, dil
bilgisi çekim ekleri olmayan, içerisinde edat, zarf, sıfat bulunmayan cümlelerdir. Sadece
anlam taşıyan sözcüklerden oluşan bu cümleler, telgraf konuşması olarak ifade edilir. İki
kelimenin birleşmesinden oluşan konuşma tarzı, gelişme gösterirken çocuk, kelimeleri yan11
yana getirerek kendi ana dilinin gramer yapısını öğrenmeye başlar. İki sözcüklü cümlelerde
çocuklar, vurgu kullanmaktadırlar. Çocuğun konuşmasında ilkel dil bilgisi sistemi başlar.
1.3.4 Gramer kurallarına uygun konuşma dönemi
3-6 yaş dönemini kapsar. 3-4 yaş çocuğunun kelime hazinesi gelişir. Yeni sözcükler
öğrenirken, bildiği sözcükleri daha esnek kullanır. Ana dilinin temel yapılarını öğrenir.
Kendini rahatça ifade eder. Dil kullanımı çok yönlü olup duygularını, düşüncelerini
ilişkilerini anlatır. Fısıldamayı öğrenir. Hayali oyunda dil kullanır. Çocuk, kendine dönük
açıklamalar yaparak benmerkezci konuşma sergiler. Söz diziminde özne, nesne ve yüklem
arasındaki fonksiyonel ilişkileri anlar. Çekim kurallarının görülmeye başladığı dönemdir.
Çocuk geçmiş, şimdiki ve geniş zaman eklerini kullanır. Çocuk önce “Kedi içer.” derken
şimdi “Kedi içiyor.” şeklinde kullanır. “ Nerede, ne zaman?” 3 yaş civarında olan çocuklar
ne, kim? sorularını genişletirler. Yetişkinlerin kullandığı soru formlarındaki cümleleri, 4
yaşlarında üretmeye başlarlar.
4-5 yaşta çocuk dili kolay ve doğru kullanılır. Anne ve babasının ses perdesini taklit
eder. Dili kullanmada kız çocukları, erkek çocuklarına göre daha iyidir. Benmerkezci
konuşma sürdüğü görülür. Sözcük sayısı artmaya devam eder. Kelime hazineleri 1000
kadardır. Önceki döneme göre daha karmaşık cümle yapısı kullanmaya başlarlar. Çoğul
kullanımı doğru yapılır.
5-6 yaşındaki çocuğun, dili kullanımı bir yetişkin diline benzer. Sosyal etkileşimde
konuşma artar ve anlaşılır biçimde olduğu görülür. Çocuk, yetişkini daha az taklit eder.
Çekim kuralları ve kişi zamirlerinin çekimi de doğru kullanılır. Çocuk, 5 yaşına geldiğinde
olayları sırasına göre anlatır. “ Elimi yıkadım ve yemeğimi yedim” gibi. Olayları “ öncesonra”, “ sırasına dizme”; geçmiş, şimdiki, gelecek” zamanı kullanımı gelişir. Çocuk, 5
sözcük içeren cümleler kurabilir. Çocuklar 6-7 yaşlarında birlikte yaşadıkları yetişkin gibi
konuşurlar. Sözcük sayısı ortalama 2000 kadardır. 8 yaşına geldiğinde sözcük sayısı 3000’e
ulaşır. Bu yaştan sonra dinleme süresi artar. Yaşadıkları olayları mantıklı bir şekilde
anlatırlar. Telaffuzları düzgün, kelimeleri çeşitlidir.
Bir çocuğun konuşması sürekli olarak eleştirilirse, bu durum onun için kötü olabilir.
Sürekli eleştirmek yerine anne babaların ve çevresindeki kişilerin doğru konuşarak çocuk
için model olmaları önemlidir.
1.4. Dil Gelişimini Etkileyen Faktörler
Dil yeteneği ile zihin yeteneği arasında doğru bir orantı vardır. 2 yaşına kadar
çocuğun çıkardığı seslerle zekânın ilişkisinin olmamasına karşın, 2 yaşından sonra dil
gelişimiyle zekâ arasında sıkı bir ilişki olduğu görüşü ağır basmaktadır. Erken konuşan
çocukların zekâ düzeylerinin genellikle normal ya da normalin üstünde olduğu ve dilin14
zekâya bağlı olarak geliştiği görüşü kabul edilmektedir. Dilin kazanılması, çocuğun bilişsel
gelişimine dayanmakta olup zihinsel uyum süreçlerinin her biri algılama, kavram geliştirme
ve dilin kazanılmasıyla yakından ilişkilidir.
İşitme algısının normal olması, sağlıklı dil gelişimi açısından önemlidir. Duyma
kusuru olan bebeklerin 6-9 aylar arasında yapılan ses oyunları döneminde normallerden
ayrıldığı, bebeğin dil gelişiminin aksadığı belirtilmiştir. Görsel algılama dil gelişimi için
belirleyici olmakta; ciddi görme kaybı olan çocukların dil gelişimleri, görmesi normal
olanlara göre daha geç başlamaktadır.
Şiddetli ve uzun hastalıklar; çocuğun dili kullanmasını, konuşmasını 1-2 yıl
geciktirebilir. Çocuğun hastalık nedeniyle başkalarıyla iletişimi ve haberleşmesi
kısıtlandığında ve konuşmaya daha az yüreklendirildiğinde konuşmasını geciktirir.
Olgunlaşma ve öğrenme ile ilgili ögeler, çocuğun dil gelişiminde önemlidir.
Çocuğun, dili akıcı kullanabilmesi için öğrenme sürecinden geçmesi gerekir. Çocuğun dil
öğreniminin önemli kısmı kendi girişimi ile olur. Çocuk dili, örnek aldığı modeli taklit
ederek gelişir. Dil gelişimindeki değişiklikler, çocuğun yaşı arttıkça gelişmektedir.
Dil kazanımı, temelde aynı sırayı izlese de bu gelişimin hızı sosyal çevreden etkilenerek
beslenir. Çevre uyarıcılarından yoksun ortamlarda büyüyen çocukların dil düzeylerinin
düşüklüğü, çevrenin dil gelişimi üzerindeki önemini belirtir. Çocuğun okuduğu ya da
okunduğu kitap sayısı, anne babanın çocukla meşgul olma derecesi ve oynadığı oyunlar dil
gelişimini etkiler. Yetişkinlerin bebekle erken dönemden başlayarak kurdukları sözel
iletişim, bebeğin dili öğrenmesinin temelini oluşturur.
Çevre ve özellikle anne tarafından çocuğa sunulan sözel uyaran zenginliği dil
gelişimini olumlu etkiler. Yetişkinlerle uzun süre birlikte olan çocuk düzgün konuşur.
Bakımevlerinde büyüyen çocuklar, aile içinde büyüyen çocuklara oranla daha çok ağlarlar;
fakat daha az hecelerler. Bunları, konuşmayı daha geç öğrenirler. Bu sonuca göre kişisel
ilişkiler, dil gelişimi için önemli bir etkendir. Aile bireyleri özellikle anne ile çocuk
arasındaki sağlıklı ilişkiler, dil gelişimini olumlu etkiler. Bu konuda ailenin genişliği de
önemlidir. Ailede tek olan çocuk daha çabuk ve düzgün konuşur, çünkü ailenin ilgi
merkezidir. Çocuğun konuşmaya teşvik edilmesi, cevap vermeye cesaretlendirilmesi dil
gelişimi için önemlidir. Çocukla konuşmak, oyun oynamak, kitap okumak dil gelişimini
destekler. Çocukların çevresindeki kişilerle yaptığı konuşmalar, onun dil gelişimi için
önemlidir. Yetişkinlerle sürdürülen çocuklar soru cevap alışverişleri, çocuğun bilmediği dil
yapılarını öğrenmesine olanak sağlar.
Konuşmayı öğrenmede cinsiyet de önemlidir. Konuşmayı erkek çocuklar kızlara göre
daha geç öğrenirler. Hayatın ilk yıllarında erkek çocukların cümleleri daha kısa, gramer
yapılarının ve telaffuzlarının kızlara oranla daha bozuk olduğu belirtilir.
Sosyoekonomik koşullar da etkilidir. Dil gelişimindeki değişiklikler, sözcük
dağarcığının sınırı, dilin doğru kullanılışı ve ifade etme becerisi çocuk büyüdükçe gelişir.
Sosyoekonomik durumu iyi ailelerin çocukları erken ve düzgün konuşur. Yapılan bir
araştırmada sosyoekonomik durum yönünden farklı olan çocuklar, toplam konuştukları
sözcük sayısı ve ortalama cümle uzunluğu açısından karşılaştırıldıklarında 7-36 aylık
yaşlarda geniş farklılıklar bulunmuştur. Bu çocukların toplam konuştukları sözcük sayısı ve
ortalama cümle uzunluğu ile ebeveyn eğitimi, mesleği olması ve gelir düzeyi gibi
sosyoekonomik değişkenler arasında anlamlı ilişkiler ortaya çıkmıştır. Yedi yıl sonra
ilkokulda bu çocukların sözel becerileri ve akademik başarılarının (okuma ve heceleme) 7-36
aylık döneme ilişkin sosyoekonomik durum ve dil ile ilişkili olduğu ortaya çıkmıştır.
1.5. Konuşma ve Dil Gelişimi Bozuklukları
Dil ve konuşma bozukluklarının nedenleri aşağıdaki şekilde görülmektedir.
DİL VE KONUŞMA BOZUKLUKLARININ NEDENLERİ
Organik Bozukluklar Fonksiyonel Bozukluklar
Ağızda yapı bozuklukları (kurtağzı…) Çocuğun yaşadığı çevre
Merkezi sinir sistemi bozuklukları Ailede yöresel dilin konuşulması
Duyu organlarındaki bozukluklar (görme ve işitme kaybı)
Ailede birden fazla dilin konuşulması
Bilişsel bozukluklar (zekâ gerilikleri) Ciddi sosyal ve duygusal bozukluklar
Motor bozukluklar Aile içi problemler
Ciddi duygusal sorunu olan çocuklar
Dil ve konuşma bozuklukları türleri aşağıdaki gibidir.
Ses bozuklukları
Eklemleme (söyleyiş) bozuklukları
Ritim bozuklukları (kekemelik)
Gecikmiş dil ve afazi (söz yitimi)
1.5.1. Ses Bozuklukları
Sesin şiddet, perde, ton, esneklik, yaş, cinsiyet ve duruma göre sürekli olarak
beklenenden farklılık göstermesi ve iletişimi etkileyecek farklılıkların bulunması ses
bozuklukları olarak tanımlanır. Ses bozuklukları, dört grupta toplanarak açıklanabilir.
Sesin şiddetindeki bozukluklar, sesin gereğinden fazla gür ve çok zayıf olması
olarak tanımlanır. Bu durumlar dinleyeni rahatsız eder.
Sesin perdesindeki bozukluklar, kişinin sesi yaşına ve cinsiyetine göre beklenenden
daha yüksek (tiz) ya da alçak (pes) olması olarak tanımlanır. Normal konuşma sırasında
yüksek ve alçak tonlar arasında yumuşak geçişler vurgulama sağlarken konuşmanın
dinlenmesini ilginç hâle getirir. Sesin perdesini değiştirmeden (monoton konuşan) konuşan
kişiyi dinlemek insanı rahatsız eder. Ergenlik döneminde, ses perdesinde kırılmalar görülür.
Bu kırılmalar, daha sonraki yaşlarda devam ederse sorun olabilir.
Sesin tonundaki bozukluklar, burun yolundan çıkması gerekmeyen seslerin, burun
yolundan çıkması sesin tonunda bozuklukların görülmesine neden olabilir.17
Sesin esnekliğindeki bozukluklar, konuşmanın dinleyenin izleyebilme gücünden
hızlı ya da normalden yavaş olması olarak tanımlanır. Konuşmadaki olağan dışı
duraklamaların yapılması, sesin monoton olması gibi durumlar esnekliğe ilişkin
problemlerdir.
Konuşma organlarındaki yapısal bozukluk ve rahatsızlıklar, gırtlaktaki sorunlar, sinir
sistemindeki bozukluklar, çevresel etmenler ses bozukluğu nedenleri olarak sayılabilir.
Çocuktaki ses bozukluğunun nedenleri, türü belirlenir ve çocuk konuşma eğitimine alınır.
1.5.2. Eklemleme (Söyleyiş) Bozuklukları
Ana dilinin seslerini (bağımsız ya da birleşik seslerini) doğru ya da anlaşılır biçimde
çıkaramıyor, birbirine gereği gibi ulanmasında ya da bu seslerin çıkarılması ya da
ulanmasında yaşıtlarından çok fazla ayrılık gösteriyorsa bu olay eklemleme (söyleyiş,
artikülasyon) bozukluğu olarak tanımlanır. Eklemleme (söyleyiş, artikülasyon) bozukluğu,
dört grupta toplanarak açıklanabilir:
Sesin düşürülmesi (atlamalar), konuşma sırasında bir sözcüğü oluşturan seslerden
bir ya da birkaçının atlanmasıdır. Örneğin “tavşan” yerine “taşan” “saat” yerine “sat” gibi
durumlar sesin düşürülmesidir.
Sesin değiştirilmesi (yerine koyma), çocuğun; sözcüğün başında, ortasında ya da
sonundaki çıkarılması kendisine zor gelen bir sesin yerine kendince kolay çıkarabileceği bir
sesi kullanarak konuşması olarak tanımlanır. En sık görülen eklemleme (artikülasyon)
bozukluklarından biridir. Örneğin “sarı” yerine “sayı”, “kara” yerine “kaya”, “arı” yerine
“ayı” gibi durumlar sesin değiştirilmesidir.
Ses ekleme, sözcük içinde olmayan bir sesin eklenerek söylenmesi olarak tanımlanır. Bazı
çocuklar, iki ünsüz sesin arasına bir ünlü ekleyerek “saat” yerine “sahat” gibi söyler. Bazı
çocuklar belirli bir kurala uymaksızın ekleme yapar. Örneğin, “avlu” yerine “havlu” “eşek”
yerine “eşşek” gibi durumlardır.
Ses bozulması, sesler tam ve doğru olmamakla birlikte gerçeğine yakın ya da ses,
konuşma dilinde olmayan yeni bir ses olarak ortaya çıkar. Sesi tanımak güçtür. Pek
rastlanmamaktadır.
İşitme ve konuşma organlarındaki yapısal bozukluklar, dudak ve damak yarıkları,
evdeki yetişkinlerin çocuğa iyi model olmaması eklemleme bozukluğunun nedenleri arasında
yer alabilir. Bunların yanında cinsiyet, ailenin sosyoekonomik düzeyi, ailesel ve genetik
etkenlerle olumsuz çevre koşulları da artikülasyonun oluşumunda etkilidir. Bu bozukluğun
düzeltilmesi için nedenlerin ortadan kaldırılması ya da en aza indirilmesi ve çocuğun
konuşma eğitimine alınması gerekir.
1.5.3. Ritim Bozuklukları (Kekemelik)
Konuşma için gerekli olan sesler, heceler veya sözcüklerde uzatma, tekrarlama,
irkilme, duraklama ve bazen de bunların yanında el, yüz, kol ve vücut hareketleri gibi18
belirtilerle konuşmanın ritim ve akıcılığında oluşan bozukluk olarak tanımlanır. 2-4 yaşları
arasındaki çocuklarda kekeleme sık görülen bir durumdur. Kekemelik birincil ve ikincil
devre olmak üzere 2 grupta incelenir:
Birincil devre kekemelikte sorun sadece konuşmanın kendisinde olup konuşana
geçmemiştir. Konuşma sırasındaki kararsızlık, tutulma, tekrarlama veya uzatma şeklinde
akıcılıkla ilgili bozukluktur. Çocuk, konuşmasının sorunlu olduğunun ya da başkalarının
konuşmasından farklı olduğunun farkında olmadığı için konuşmaktan çekinmez.
İkincil devre kekemelikte, konuşmanın kendisiyle birlikte konuşmaya eşlik eden jest,
mimik ve vücut hareketlerinde de birtakım görüntüler olur. Konuşan kişide, konuşmaya
başlayamama, duraklama, tekrarlama, patlama ve uzatma gibi belirtiler olur. Bu belirtilere
jest, mimik, el, kol ve vücut hareketleri de katılır. Kişi konuşmasının bozuk olduğunun
farkında olduğundan kekelerim kaygısını taşır. Bu kaygı, onun tekrar kekelemesinin
nedenidir.
Kekemelerin bazıları, yalnızken ya da yakınları ile normal konuşurken, yabancılarla
konuşurken konuşma akıcılıklarını yitirirler. Bazılarının konuşurken kekeledikleri; ama şarkı
söylerken ya da okurken kekelemedikleri görülür. Kekemelik çocuktan çocuğa farklılık
gösterir.
Kekemelikte konuşmanın akıcılığını bozan engelleri ortadan kaldırmak, çocuk
tarafından problemin farkına varılmasını sağlamak, çocuğun problemini çözmesi için istekli
hâle getirmek gerekir.
1.5.4. Gecikmiş Dil ve Afazi (Söz Yitimi)
Gecikmiş dil, çocuğun beklenen zamanda dilini geliştirememesi yaşıtlarına göre
anlama ve anlatmada güçlük yaşaması olarak tanımlanır. Bu tanımlamada çocuğun yaşı ile
dil gelişimi arasında bir paralellik dikkate alınır. Bu çocukların kelime dağarcığı sınırlıdır.
Dillerinde anlatım noksanlığı, gramer ve söz dizimi yanlışları vardır. Bu çocukların arzu ve
duygularını jest, mimik ve hareketlerle anlatmaya çalıştıkları, çevrelerindeki konuşmalara
pek ilgi göstermedikleri, durmadan anlamsız sesler çıkardıkları, yalnız kalmaktan
hoşlandıkları görülmüştür.
Zihinsel gerilikler, uzun süren hastalıklar, çevresel etkenler, duygusal problemler
gecikmiş dilin nedenleri arasında sayılabilir. Bu bozukluğun düzeltilmesi için problemin
türünü ve ayrıntılarını bilmek, çocuğu konuşmaya istekli hâle getirmek, görsel ve sözel
ifadelerin birlikte sunulduğu oyun etkinliklerinden eğitimde yararlanmak gerekir.
Afazi (söz yitimi) bozukluklar, bireyin dile ait sembolleri kullanmasını ve
birbirinden farklı durumlara uygun biçimde davranmasını engelleyen bir yoksunluk
durumudur. Bu durum, sembolleştirme sürecinde ortaya çıkar. Bu nedenle afazi, sembol
davranışların yokluğu ya da bozulması olarak ifade edilir. Beyin tümörleri, kafa travmaları,19
epilepsi ve enfeksiyonlar nedenlerindendir. Değerlendirme yapılır. Değerlendirmeye uygun
program yapılarak eğitim verilir.
1.6. Vygotsky’e Göre Dil Gelişim Dönemleri
Lev Vygotsky, erken çocukluk dönemi çalışmalarında öğrenmenin sosyokültürel
yönlerine değinerek katkı sağlayan Rus psikoloğudur. Çalışmaları; kültürün ve toplumun,
çocukların neyi, nasıl öğrendiğini etkilediği görüşüdür. Vygotsky göre eğitimciler,
çocukların öğrenmeleri için eğitsel kararlar alırken çocukların sosyal ve kültürel geçmişlerini
düşünmeleri gerekir. Vygotsky göre çocuklar, diğerleri ile etkileşim yoluyla öğrenirler.
Çocukların öğrenmelerinde çevrelerindeki kişilerin etkileri çoktur. Kültürel bir araç olan dil,
çocuğun fiziksel ve sosyal çevresini yansıtır. Dilin kullanımı, bilişsel gelişim açısından da
önemlidir. Çocuklar, düşüncelerini anlatmaya başladıklarında daha üst düzeyde düşünme
biçimi geliştirmeye başlar. Daha büyük yaşlardaki çocuklar ve yetişkinler, çocuğun bilişsel20
gelişiminde önemli bir role sahiptir. Çünkü çocuğun daha karmaşık düşüncelere kavramlara
ve becerilere doğru ilerlemesine rehberlik etmeleri potansiyel gelişim alanı teorisi olarak
ifade edilir. Teoriye göre eğitimcinin, çocuğun kendi başına yapabildiği etkinliklerden,
başarılması daha güç olan etkinliklere katılımına teşvik ederek, çocuğun gelişiminde daha
üst seviyeye çıkması için desteklenmesi gerekmektedir. Potansiyel gelişim alanı teorisi, daha
çok bilişsel gelişim için uygulanabilir olmakla beraber; dil gelişimi için de uygulanmaktadır.
Vygotsky, dili tüm üst düzey bilişsel süreçler için dayanak olarak görmektedir. Vygotsky,
ifade edici dil gelişimi üzerinde de durmuştur. Çocuklar, dil aracını kendilerini
uzmanlaştırmak, düşünce ve hareket özgürlüğünü yaşamak için kullanırlar. Çocuklar kendi
kendine konuşarak kendilerini yönlendirirler.
Çocuk, daha yeterli olan yaşıtlarıyla ve kendini destekleyen yetişkinlerle çalışarak
daha karmaşık olan etkinlikleri başarılı olarak yapar. Böylece kendi potansiyel gelişim
seviyesinde çalışır. Örneğin 2 yaşındaki Ali, biraz daha köfte istediğinde “daha” der. Ablası
“Daha fazla köfte mi?”diye yanıt verir ve Ali: “Daha fazla köfte” diye yanıt verir. Bu
paylaşılan etkileşim yoluyla Ali, iki sözcüğü birleştirerek istediğini ileten bir cümle kurmuş
olur. Ablası Ali’nin var olan dil kullanım seviyesini daha karmaşık bir seviyeye taşımasına
yardım eden desteği, Ali’nin potansiyel gelişim alanında olduğunu gösteren gelişimini
geliştirir. Vygotsky, dili tüm üst düzey bilişsel süreçler için dayanak olarak görmektedir.
Wood, Bruner ve Ross, Vygotsky, potansiyel gelişim alanı üzerinde çalışmışlar ve
çocuğun daha üst düzeyde öğrenmeye çıkmasına yardım eden eğitimcinin sağladığı desteği
ifade etmek için yapı kurmak terimini kullanmışlardır. Görevin kendisi değişmemekle
birlikte desteğin miktarı veya seviyesi, çocuk görevi kendi başına yapabilene kadar aşamalı
olarak azalmaktadır. Yapı, çocuğun yeni bilgisini yeterli olmaya başlayıncaya kadar gittikçe
azalan destekle denemesine olanak verir. Yapı kurmak yönergelerde, ipuçlarında, model
olmada veya uygulayarak öğrenmede de yer alır. Sevdiği bir anaokulu şarkısını, şiirini,
tekerlemeyi tekrar etmeyi öğrenen küçük bir çocuk, şarkının (şiirin, tekerlemenin) birkaç
sözcüğünü öğretmeniyle birlikte söylemeye başlar. Şarkıyı, (tekerlemeyi, şiiri) birkaç kez
tekrarladıktan sonra, eğer öğretmen çocuğun boşlukları doldurmasına izin vermek için şarkı
(tekerleme, şiir) sırasında boşluklar bırakırsa, çocuk kendi başına daha fazla sayıda sözcüğü
söylemeye başlar. Bu çocuğun, görevi kendi başına yapabilene kadar desteğin aşamalı olarak
çekildiği yapı oluşturma için iyi bir örnek teşkil eder.
 

Hoşgeldin!

Sitemize hoşgeldiniz, avantajlardan yararlanmak için kayıt olabilirsiniz.

Kayıt Ol!

23 Yıldır Sizlerle

23 yıldır sizlerleyiz. Türkiye'nin ilk okul öncesi eğitim platformu
Geri
Üst