Çocuklarda Fiziksel Gelişim

Puanları 0
Solutions 0
Katılım
7 Ocak 2013
Mesajlar
17
Tepki Skoru
0
Puanları
0
Yaş
32
@damla.eyüpoglu
Fiziksel Gelişim


Her insan yaşamı süresince fiziksel , zihinsel , dil , cinsel , duygusal ve sosyal gibi pek çok yönden gelişmektedir. Birbiri ile ilişkili bu gelişim yönlerinden birini ise fiziksel gelişim oluşturur. Fiziksel gelişim , bireylerin vücudunun fiziksel yapısındaki değişmeler ile motor ( hareketle ilgili ) becerilerden ilerlemeleri ifade eder.Dolayısıyla ,fiziksel gelişim çerçevesinde bebeklerin ve çocukların bedenleri genişler ve büyür. Ancak , sadece vücut organlarında fiziksel büyüme ve gelişme gerçekleşmez , ayrıca bu organların kullanım biçimleri ve motor becerileri de gelişir. Tabi ki, bu gelişim bir anda gerçekleşmez , ilerleyen zaman içerisinde bir biçimde ortaya çıkar. Özellikle ergenlik yılları sonrasına kadar fiziksel gelişim ve değişim gerçekleştirdiğini gözlemek olasıdır.

Bireylerin fiziksel gelişimini daha önce de ifade edildiği gibi bireyin diğer gelişim yönlerden bağımsız düşünülemez. Çünkü , bireyin fiziksel gelişimi de ; bireyin kendisiyle içinde büyüdüğü çevre arasındaki etkileşime bağlı olarak ortaya çıkar. Bu nedenle , her bireyin fiziksel gelişim sürecindeki değişmeler ve gelişmeler arasında bireysel farklılıkların oluşması ve gözlenmesi de kaçınılmazdır.Örneğin, bir okulbahçesindeki çocuklara veya bulunduğunuz bir ortamdaki insanlara dikkatle bakarsanız, tüm bireylerin hemen hemen birbirinden fiziksel farklılıklarının olacağını görürsünüz. Özellikle bu farklılıkları bebek, çocuk ve ergenlerde daha fazla gözlemek olasıdır. Bireyler, bireysel farklılıklar gösterebilmekle birlikte bazı yönlerden büyük ölçüde evrensel bir biçimde benzer süreçlerden geçerek fiziksel gelişimlerini gerçekleştirdiklerini de unutmamak gerekir. Geçmişten günümüze araştırmacılar, bilimsel yöntemler ile pek çok bebeği, çocuğu, ergeni inceleyerek fiziksel gelişimi betimlemişler; fiziksel özelliklerin ve motor becerilerin ortaya çıkmasındaki genel ilkeleri ve işleyişi bulmaya çalışmışlardır. Böylece , bireylerin fiziksel gelişimine ilişkin gelişirsek normlar ortaya koymuşlardır. Bu normlar çerçevesinde bireylerin gelişiminde izleyeceği süreç kavranabilmekte ver her bireyin fiziksel gelişimi açıklanabilmektedir.
Bu ünitede; fiziksel gelişim sürecinde ortaya çıkan değişmeler, yaşamın başlangıcından bir yetişkin beden yapısının ortaya çıktığı ergenlik dönemi sonuna kadar olan gelişim aralığında açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu çerçevede, araştırmacıların ortaya koyduğu gelişimsel normlara dayalı olarak , doğum öncesi gelişimde , bebeklikte , ilk çocuklukta , ikinci çocuklukta ve ergenlik yıllarında gerçekleşen fiziksel gelişime ilişkin açıklamalara yer verilmektedir.

DOĞUM ÖNCESİ DÖNEMDE FİZİKSEL GELİŞİM
İnsan yaşamı boyunca gelişir ve değişir. Bu gelişim ise doğum ile başlayan bir süreç olmayıp , doğum öncesindeki yaşamın başlangıcı olan döllenme ile başlayan bir süreç içerir. Dolayısıyla , bilinçli olarak hatırlamamakla ve doğrudan gözlenememekle birlikte doğum öncesi , döllenme ile başlamaktadır, normal koşullarda ortalama 38 haftalık bir süre sonucunda bebeğin doğmasıyla son bulmaktadır. Bu gelişim dönemi ise döktü, embriyo ve fetüs olmak üzere üç evreye ayrılarak açıklanabilir.
Dölüt Evresi: Yaşamın başlangıcı olan döllenme , kadının yumurtalıklarında belli aralıklarla üretilen yumurta hücresinin erkeğin sperm hücresiyle kadının yumurtalığını rahime bağlayan fallop borusunda birleşmesi sonucu gerçekleşir. Döllenme sırasında yumurtadan gelen 23 kromozom ile spermden gelen 23 kromozomun birleşmesi sonucunda oluşan döllenmiş yumurta hücresine "zigot" adı verilir. Zigot , hızlı bir hücre bölünmesi gerçekleştirerek fallop borusundan rahime doğru ilerlemeye başlar. Bu sırada , hücre bölünmesiyle çoğalan hücreler bir top haline gelir. "Blastosist" adı verilen bu hücre kümesindeki hücreler gerçekleştirecekleri fonksiyonlara göre gruplaşarak farklılaşmaya başlarlar. Blastosist , rahime ulaştığı zamanda bölünmesini sürdürür ve bu şekliyle rahim çelerine aşılanır. Böylece; dölüt evresi, ikinci haftanın sonunda Blastosist'in rahime aşılanması ile sona erer. Bu evre sonunda blastosist'in büyüklüğü ,bir nokta işareti kadar büyüklüktedir (Schiamberg, 1985).
Döllenme sırasında doğacak bebeğin cinsiyeti de belirlenir. Doğacak bebeğin cinsiyetini kadının cinsiyet kromozomu (XX) ile erkeğin cinsiyet kromozomunun (XY) eşleşmesi belirler. Eğer döllenme sırasında erkeğin X kromozomu ile kadının x kromozomunun eşleşmesi (XX) gerçekleştir ise doğacak bebeğin cinsiyeti kız olacaktır. Ancak , döllenme sırasında erkeğin Y kromozomu ile kadının X kromozomu birleşirse (XY) doğacak çocuğun cinsiyeti erkek olacaktır. Dolayısıyla , erkekten gelen cinsiyet kromozomu bebeğin cinsiyetini belirleyici olmaktadır. Ayrıca , döllenme sırasında ikiz bebek olma olasılığı da vardır. Örneğin , eğer döllenme sırasında tek bir yumurta bir sperm tarafından dölleniyor ve zigot ilk hücre bölünmesi sırasında ikiye ayrılarak aynı genetik bileşime sahip iki farklı bebeğin gelişmesini sağlıyorsa tek veya özdeş yumurta ikizleri oluşur. Eğer üretilen iki yumurta döllenme sırasında iki farklı sperm tarafından dölleniyor ve genetik olarak normal kardeş benzerliğine sahip ii farklı sperm bebeğin gelişmesini sağlıyorsa çift yumurta ikizleri oluşur (Atkinson ve diğ., 1996 ; Erden ve Akman, 1998).
Embriyo Evresi: Yaklaşık ikinci haftanın sonundan itibaren başlayan embriyo evresinde zigot , artık embriyo olarak adlandırılır. Bu evrenin başında rahime aşılanmış olan embriyo , plasenin ve göbek kordonu yoluyla anneye bağlanır. Plasenta , doğrudan anne kanı yerine dolaylı olarak sadece anne karnındaki oksijen , besin ve diğer elementleri çocuğun kanına göbek kordonu yoluyla geçiren yapıdır. Ayrıca embriyonun içinde gelişeceği anmiyot sıvı içeren amniyotik kese gelişir ve artık embriyo doğana kadar bu sıvı içerisinde gelişimini sürdürür. Daha sonra çok hızlı bir gelişim süreci başlar. Bu çerçevede; saç, tırnak, deri ve sinir sistemi gibi yapıların oluşmasını sağlayan dış doku (ektoderm) ; kaslar , kemikler , dolaşım ve boşaltım sistemlerinin oluşmasını sağlayan orta doku (mezoderm) ; ve akciğer, karaciğer ve sindirim sistemi gibi iç organların oluşmasını sağlayan iç doku (endoderm) tabakaları gelişir. Böylece , embriyonun organları ayrışmaya ve biçimlenmeye başlar. Bu evre süresince pek çok hayati organın temel gelişimi gerçekleşir. Embriyo evresi , yaklaşık sekizinci haftanın sonuna kadar devam eder. Embriyo evresi sonunda ise artık bebeğin organlarının büyük bir çoğunluğu oluşmuştur ve embriyo bir insan yavrusu olarak belirginleşmiştir. (Fax ve Belkin,1989).
Embriyo evresi , bebeğin pek çok organının biçimlenmesi ve yapısının belirlenmesi nedeniyle oldukça önemli ve kritik bir evredir. Embriyo, olumsuz çevresel etkilere karşı son derece duyarlılık. Bu olumsuz etkiler embriyonun gelişiminde organların biçiminin bozulması , işlevinde sorunlar gelişmesi , geriliklerin oluşması , düşüklerin veya ölümlerin olması gibi telafi edilemez sonuçlara yol açabilir.
Fetüs Evresi: Fetüs evresinde ise embriyo artık fetüs olarak adlandırılır. Bu evre , doğum öncesi dönemin en uzun evresi olup gebeliğin yaklaşık sekizinci haftasının sonundan bebeğin doğumuna kadar geçen zaman diliminini içerir. Bu evrede , embriyo evresinde oluşan bedensel yapılar gittikçe büyür ve gelişir. Özetle , bu aylardan üçüncü ayda kaslar gelişmeye başlar ve dış üreme organları şekillenir. Dış üreme organlarının şekillenmesiyle artık çocuğun cinsiyeti de anlaşılabilir. El ve ayak tırnakları , göz kapağı biçimlenir. Dördüncü ayda anne , fetüsün hareketini hissetmeye başlar. Göz ve ağız hareketleri görülebilir. Beşinci ayda , farklı uyuma ve uyanma ritmleri geliştirir. Altıncı ayda ; nefes alıp verebilir ; tutma , kavrama refleksi oldukça gelişir. Yedinci ve sekizinci ayda fetüsün iyice biçimlendiği görülür. Yedinci ayda , fetüs tam olgunlaşmamış olmakla birlikte bağımsız yaşama yeteneğine sahiptir ve doğarsa hayatta kalması olasıdır. Sekizinci, dokuzuncu aylarda , fetüs iyice biçimlenir. Normal koşullarda dokuzuncu ayın sonundan veya 38. haftadan itibaren gelişimini tamamlayarak , doğum ile birlikte dünyaya gelir (Baron, 1996; Dwortzky , 1981; Schiamberg , 1985).
Doğum öncesi dönemde , çok çeşitli genetik ve çevresel faktörler bebeğe zarar verebilir ve onun fiziksel gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir. Bebeğin fiziksel özelliklerinde , soydan ve aileden gelen genler yoluyla kalıtımsal faktörler önemli bir rol oynar. Bazı bebekler , genlerin eşleşmesi veya kromozom anormallikleri yoluyla kalıtımsal faktörlerden ya da doğum öncesinde oluşan genetik anormalliklerden dolayı bazı genetik kusurlara sahip olabilirler. Bunlara örnek olarak , cinsiyete bağlı genler ile ortaya çıkan renk körlüğü ve kanın pıhtılaşmaması rahatsızlığını içeren hemofili , pek çok yiyeceği metabolize etme yetersizliğine yol açan kalıtsal bir hastalık olan fenilketonüri (PKU) ve ciddi biçimde gelişimi engelleyen bir kromozom anormalliği olan Down sendromu gösterilebilir (Erden ve Akman, 1998; Gander ve Gardiner , 1993).
Kalıtsal temelli genetik kusurların yanı sıra , doğum öncesi dönemde çevresel faktörler de doğacak bebeğin fiziksel gelişimine çok fazla zarar verici olabilmektedir. Doğum öncesi gelişim etkileyen başlıca çevresel faktörler, annenin gebelik süresince yetersiz beslenmesi ; geçirdiği çeşitli hastalıklar , kullandığı uygun olmayan ilaçlar Y ada kimyasal maddeler , alınan radyoaktif maddeler , sigara , alkol ve uyuşturucu kullanma , yoğun stres veya sıkıntılar içeren duygusal durum , annenin yaşı ve kan uyuşmazlığı olarak belirtilebilir ( Clarke- Stewart ve Friedman , 1987 ; Erden ve Akman , 1998; Gander ve Gardiner , 1993). Örneğin , karbonmonoksit içeren sigara doğacak bebeğe yeterince oksijen gitmemesini engeller. Bu durumun ise, doğacak bebeğin olgunlaşmadan düşmesine veya ölmesine , bebeğin düşük doğum ağırlık ile doğmasına ve merkezi sinir sistemine zarar vermesine yol açabildiniz belirtilmektedir ( Baron , 1996 ; Carkson ve Buskşst , 1997). Dolayısıyla , ünitenin başındaki örnek olaydaki Cemre,yi hatırlayalım. Cemre de doğacak bebeğini olumsuz yönde etkileyeceğini düşünerek daha henüz çocuk sahibi olmaya karar verdikleri zaman sigarayı bırakmıştı. Kendisinin bırakmasının yanı sıra bulunduğu ortamda da içilmesini istemiyordu. Dolayısıyla , Cemre gibi tüm anne adaylarından doğacak çocuklarının sağlıklı gelişimi için bu sorumluluk bilinci ile hareket etmeleri beklenmektedir.

BEBEKLİK DÖNEMİNDE FİZİKSEL GELİŞİM
Doğumdan sonra bebekler, ilk birkaç hafta veya ilk bir ay süresince genellikle yeni doğan bebek olarak adlandırılır. Yeni doğan bebekler, yaşamak için gerekli olan fiziksel özelliklerle dünyaya gelirler ve 0-2 yaş arasını kapsayan bebeklik dönemi süresince de bu fiziksel özelliklerini hızla geliştirirler. Yaşamın bu ilk iki yılında fiziksel gelişim çocukluk yıllarına göre oldukça hzlıdır.
Aşağıda, yeni doğan bebeklerin özelliklerinden başlayarak bebeklik döneminde sahip olunan özellikler ve gerçekleşen fiziksel değişmeler açıklanmaktadır.

Bedensel Özelliklerin Gelişimi
Bebeklik döneminde , ağırlık , boy uzunluğu , benden oranında ve vücut sistemlerinde değişmeler içeren bedensel özelliklerin gelişimi gerçekleşir.
Ağırlık: Yeni doğan bebekler , normal koşullarda ortalama 3.2 kilogram ağırlığa sahip olarak doğarlar. Ancak , bireysel farklılıklarına göre bebeklerin ağırlıkları 3.2 kilogramdan daha az ya da daha fazla olabilmektedir. Genellikle bebeklerin büyük çoğunluğu normal koşullarda üç ile üç buçuk kilogram arasında doğmaktadırlar. Cinsiyet açısından ise yeni doğan erkek bebeklerin ağırlıkları kızların ağırlıklarından biraz daha fazla olabilmektedir. Bazı bebekler ise normal zamanından daha erken doğabilmekte ve yeterince olgunlaşamadıkları için doğum ağırlıkları da 2.5 kilogramdan daha az olabilmektedir. Prematüre (erken doğan) bebek olarak adlandırılan bu bebekler, doğdukları zaman solunum, kan dolaşımı güçlükleri ve düşük beden ısısı gösterebilmekte ve gelişimlerini sağlamak için kısa bir zaman için hastanede kalabilmektedirler. Ayrıca, yeni doğan bebekler doğduktan sonra rahim dışındaki dünyaya uyum sağlamaya çalıştıkları için ilk birkaç gün ağırlıklarında azalma yaşayabilmektedir. Ancak, ilk birkaç günden sonra bebeğin ağırlığı çok hızlı bir biçimde artmaya başlamaktadır. Dördüncü ayın sonunda bebeğin ağırlığı yaklaşık 6.2 kilogram ile 6.8 kilogram arasında bir değere ulaşarak doğum ağırlığının yaklaşık iki katı olmaktadır. İlk yılın sonunda ise bebeğin ağırlığı , doğum ağırlığının yaklaşık üç katı ağırlığına ulaşmaktadır. Bir yaşından sonr bebeğin yürümeye başlamasıyla birlikte etkinlik düzeyinin artması ve daha fazla enerji harcamaya başlaması, bebeğin kilo artışındaki hızın da giderek yavaşlamasına neden olmaktadır (Faw ve Belkin, 1989)
Boy Uzunluğu : Yeni doğan bebeğin boyu , normal koşullarda ortalama 50 cm'dir. Bebekler, bireysel farklılıklarına göre bu uzunluktan biraz kısa ya da uzun olabilmektedirler. Erkeklerin boy uzunluğu, kızlara göre daha fazladır. Doğumdan itibaren bebeklerin boyları hızlı bir şekilde artmaya başlar. İlk yılın sonunda bebeğin doğumdaki boyu %50 artarak ortalama 73-78 cm uzunluğa ulaşır. İkinci yılın sonundaysa bebeğin doğumdaki boy uzunluğu %75 artarak ortalama 83-88 cm olur (Selçuk , 1996; Berk , 2000).
Beden Oranı : Yeni doğan bebeklerin beden yapılarının oranı, yetişkinlerinkinden oldukça fazladır. Çünkü , yeni doğan bebeklerin bedenlerinin baş ve göçde gibi üst kısımları ayak ve bacak gibi alt kısımlarına oranla daha büyük ve yapılıdır. Nitekim, ünitenin başındaki Sıla'nın ilk fotoğrafı dikkatle incelenirse başın tüm bedene göre büyük olduğu görülebilir. Dolayısıyla, yeni doğan bir bebeğin başı, diğer beden oranlarına göre büyüktür ve başın uzunluğu, toplam beden uzunluğunun yaklaşık dörtte biri (1/4) kadardır. Ancak , bu oran yetişkinlerde sekizde bir (1/8) oranındadır. Yine yeni doğmuş bebeğin bacak uzunluğunun tüm bedene oranı yaklaşık üçte biri (1/3) iken bu oran yetişkinlerde tüm bedenin yaklaşık yarısı (1/2) uzunluktadır (Morgan, 1984). Yeni doğan bebeklerin beden yapılarındaki orantısızlık ilerleyen yaşlarda gittikçe değişerek yetişkin düzeyine benzemeye başlar. Beden oranı açısından , bebeklerin büyümesi bireysel farklılıklar gösterebilir. Çünkü , her bebeğin gelişimini sürdürdüğü çevresel koşullar farklıdır.
Vücut Sistemleri : Bebekler , vücutlarında yer alan sinir , dolaşım , solunum , sindirim ve boşaltım sistemlerine ilişkin çeşitli özelliklere sahip olarak doğarlar ve bu özellikleri zaman içinde giderek gelişir. Yeni doğan bebeklerin sinir sistemi yeterince olgunlaşmamıştır. Beyin kabukları yeterli olgunlukta olmadığı için , bedensel fonksiyonlarının ve tepkilerinin çoğunluğunu refleksleriyle gerçekleştirirler. Doğumdan sonra , beyin kabuğunun hızlı bir biçimde gelişmeye başlamasıyla birlikte bebeğin davranışları üzerindeki kontrolü artmaya başlar (Schiamberg, 1985). Bebeğin sinir sisteminin gelişimi , gelişim ilkeleri çerçevesinde merkezi bölgelerden uzağa , vücudun iç bölgelerinden dışa doğru gerçekleşir. İlk önce baş bölgesindeki sinirler gelişir ve sinir sisteminin gelişimi baştan ayaklara doğru sürer (Senemoğlu, 2004).
Yeni doğan bebeğin dolaşım sistemi yetişkinlerden biraz farklıdır. Yeni doğan bebeğin kalbinin tüm beden ağırlığın oranı yetişkinlerin oranından fazladır. Yeni doğan bebeklerin kaloş atışları daha hızlandırıyor. Bebeklerin kalp atışlarının hızı, yaşla birlikte gittikçe azalır. Yeni doğan bebeğin solunum sistemi, yeterince olgunlaşmış kaslara sahip değildir. Bu nedenle solunum, derin olmayan bir biçimde düzensiz , dikkati çekebilecek biçimde hırıltılı ve gürültülüdür. Bu durum, solunumu kontrol edeb kasların gelişmesinler birlikte giderek azalır. Yeni doğan bebeğin solunum düzenli , yavaş ve solunum sayısı dakikada 45-59 arasında olabilmektedir. Yetişkinlerdeyse solunum düzenli , yavaş ve solunum sayısı yaklaşık 18'dir. Bebeklerin solunum hızları yaşları ilerledikçe azalır (Faw ve Belkin, 1985).
Yeni doğan bebeklerin sindirim sistemi ise annelerin sütü ve buna benzeyen sıvıları sindirebilecek düzeydedir. Bebeklerin yaşları ilerledikçe besinleri sindirebilme güçleri artar. Bebeklik döneminde , bireysel farklılıklar olmakla birlikte genellikle beşinci altıncı aydan itibaren bebeklerin ilk dişlerini çıkardıkları görülür. Daha sonra diğer dişleri hızlı bir şekilde çıkar ve süt dişleri iki yaşına doğru çoğunluğu tamamlanmış olur. Bebekler , boşaltım sistemi açısından beslenme sonrası oluşan atıklarını dışarıya atabilirler. Ancak , bebeğin boşaltım sistemi kasları yeterince gelişmesini için boşaltım sistemlerini kontrol edemezler ( Senemoğlu, 2004).
Yeni doğan bebeklerin iskelet sistemi açısından, kemik ve kas yapıları yeterince gelişmemiştir. Kemikler incelendiğinde , yeterince olgunlaşmadığı ve çoğunlukla kıkırdaktan meydana geldiği görülür. Zamanla kıkırdaktan olgunlaşarak kemiğe denilirler. Kıkırdak dokuların kemiğe dönüşmesi bireysel farklılıklar göstermekte birlikte, doğum öncesinden başlayarak bebeklik süresince hızlı bir şekilde gerçekleşir. Bebeklerin kemiklerin sertleştiği bu dönemde kemiklerin biçiminin bozulmaması için anne babaların dikkatli olması gerekir. Kemikleşmeyle birlikte , bebekliğin ikinci yılında kafatasının bıngıldaklatı (baştaki yumuşak yerler) kapanır. Yaşla birlikte kemikleşme devam eder ve bazı kemiklerin tam olarak sertleşmesi ergenlik yıllarına kadar sürebilir (Faw ve Belkin , 1989; Schiamberg , 1985).
Yeni doğan bebekler , kaslarındaki tüm kas liflerine doğuştan sahip olup, zamanla bu liflerin genişliği ve kalınlığı gelişir . Bebeklik döneminde , bebeğin doğumdaki kas ağırlığı gelişimin baştan ayağa doğru olduğuna ilişkin ilke çerçevesinde gerçekleşir. Böylece, bebeğin baş ve boynuna yakın kaslarının gelişimi , bedenin daha aşağısındaki gövdeye , kollara ve bacaklara ilişkin kaslarından daha erken gelişim göstermektedir.(Schiamberg,1985;Senemoğlu, 2004).
 

Hoşgeldin!

Sitemize hoşgeldiniz, avantajlardan yararlanmak için kayıt olabilirsiniz.

Kayıt Ol!

23 Yıldır Sizlerle

23 yıldır sizlerleyiz. Türkiye'nin ilk okul öncesi eğitim platformu
Geri
Üst