CİNSEL GELİŞİM
Cinsel gelişim kişinin kendi cinsi ile ilgili üreme organlarının büyüyüp gelişmesini ve
bunlardan doğan sorunlarla ilgili davranış değişikliklerini kapsar. Cinsel gelişim kişiliğin
diğer yönlerini de etkiler. Cinsel kimliğin oluşması ve kişinin cinsel kimliğine uygun
davranmasında cinsel gelişim de önemli bir etmendir.
Cinsel gelişimle ilgili kavramların daha kolay anlaşılmasında bir çocuğun kız ya da
erkek olarak takınacağı tutum, rol ve davranış biçimlerine ait yapılacak yönlendirmelerin
önemli olduğu bir gerçektir. Bu konuda cinsel gelişim teorilerinden bahsetmek konuyu
anlamamız açısından yarar sağlayacaktır.
Cinselliğin gelişimi üzerine dört teori vardır:
Bilişsel - Gelişimsel teori
Sosyal öğrenme teorisi
Psikoanalitik teori
Bilgi-işleme teorisi
Bilişsel –gelişimsel teori, davranışları kişinin bilişsel dünyası ile dış dünyadaki
gerçekliğin etkileşimi olarak açıklarken, sosyal öğrenme teorisinde davranışlar uyaran-tepki
ilişkisi şeklinde açıklanmakta, psikoanalitik teori davranışları iç güdüler yönünden
açıklarken bilgi-işleme teorisi de düşünmenin cinsel tipli davranışları düzenlediğini ileri
sürmektedir.
Bilişsel-gelişimsel teori: Bilişsel-gelişimsel teoriye göre (Kohlberg 1966,Piaget 1950)
çocuk seksüel şemaların oluşmasıyla ilk önce erkek-kadın ayırımını öğrenir. Daha sonra
çocuk tanımladığı cinsel rolün belli stereotipi (önyargısal) hareketlerini ayırt eder. Bu ayırt
etmeler belli bir modele bağlı kalınarak değil anne, baba, kardeş, medya vb. kaynaklardan
elde edilen soyutlamalardan yola çıkılarak yapılmaktadır. “Ben bir erkeğim ve erkek işi
yapmak istiyorum” fikri çocuğun cinsiyetine uygun şekilde davranması ahlaki bir zorunluluk
olarak kabul edilmektedir.
Sosyal öğrenme teorisi: Bu teoride (Bandura ve Walters 1963) çocuk yeni
davranışları, cinsel rollere ait bilgileri, kişileri gözlemleyerek ve onları taklit ederek öğrenir.
Anne ve babalar hem iletişim yoğunluğu açısından hem de çocuğun algılamasına göre en
güçlü, en sıcak olma özellikleri nedeniyle çoğu kez özdeşim modeli olarak rol alırlar. Erkekçocuklar cinsel davranışlarını babalarının erkeksi davranışlarını, kız çocukları da annelerinin
kadınsı davranışlarını taklit ederek, gözleyerek öğrenirler.
Psikoanalitik teori: Freud, psikoanalitik kuramın temsilcisi olarak, çocuğun bazı
gelişimsel aşamalardan geçerek kişiliğini şekillendirdiğini ve cinsel gelişimin de bu sürecin
temelini oluşturduğunu savunmaktadır. Freud fallik dönemdeki anne-erkek çocuk ve babakız çocuk ilişkisinin oedipal ve elektra kompleksiyle çözümlenerek, kişilik gelişiminin
şekillendiğini ve bu sürecin cinsel gelişime ait bir süreç olduğunu belirtmektedir.
Bilgi-işleme teorisi: Bilgi-işleme yaklaşımına göre cinsel tiplemenin ana belirleyicisi
şemadır. Şemalar günlük tüm davranışlarımızı organize etmek için var olmak durumundadır.
Cinsel rollere dayanan şemalar çocukların bilgiyi sınıflamasına ve çocukların kız ve erkek
olarak rollerinin ayırımına ait bilgiyi kazanmalarını sağlar. Cinsel kimliğe ait net bir
şekillenme olmadan çocuklar önce hem kız hem de erkek tiplerine ait şemalar oluştururlar.
Daha sonra kendi cinsiyetlerine uygun örneklerle karşılaşınca bununla ilgilenir ve çeşitli
sorularla bu ilgilerini pekiştirirler, böylece çocuklar kendi cinsiyetlerine uygun ek şemalar oluştururlar.
Cinsel Gelişimle İlgili Kavramlar
Cinsel olgunluk
Cinsel olgunluk insanın üreme sisteminin ve organlarının sağlıklı döl üretebilecek
düzeye ulaşabilmesidir. Cinsel olgunluk bedenin “büyüme” sine ilişkin bir kavramdır ve
cinsel gelişimin temelini oluşturur. Büyüme, genetik ve çevre faktörlerinin etkisi altındadır.
Çevre faktörleri arasında yeterli ve dengeli beslenme, gerekli desteğin sağlanması ve
hastalıklardan korunma sayılabilir.
Cinsel olgunluğa erişme biyolojik ergenliğin temelidir. Bu dönemde ilk göze çarpan
ergenin hızla boy atması ve ağırlıkça artmasıdır. Ergenlik döneminde iskelet, kas ve yağdokularının boyutlarında belirgin bir artış olmaktadır. Kas gelişimi, erkeklerde kızlara oranla
daha fazlayken yağ dokusu gelişimi ise kızlarda daha fazla olmaktadır.
Büyüme olayı, tiroid hormonu, androjen ve östrojenlerin etkisi altında olup bu
hormonların miktarlarında da artma olmaktadır. Bütün bu değişikliklere ikincil değişiklikler
denir. Temel değişiklik üremeyi sağlayan bezlerin çalışmaya başlaması ile sağlanır. Üreme
organlarındaki büyüme ve gelişme yönünden iki cins arasında farklılık görülür. Kızlar,
erkeklerden yaklaşık iki yıl önce büluğ çağına girmeleri sebebiyle cinsel organların gelişmesi
kızlarda daha erken tamamlanır.
Cinsel olgunluğa erişen bir kızın vücudunda keskin çizgiler kaybolmaya, kollar,
bacaklar, kalçalar ve göğüsler biçimlenmeye, koltuk altında ve cinsel organ çevresinde
kıllanma ve yüzde sivilceler görülmeye başlar. Bunlar ikincil değişikliklerdendir. Asıl
önemli değişiklik, yumurta hücresinin olgunlaşması ve adet kanamalarıdır. Kızlar genellikle
10-13 yaşlarında ilk adetlerini görürler. Bazılarında ise adet görme 15-16 yaşlarında olur.
Yumurtanın olgunlaşması, yumurtalıktan ayrılması ve adet kanamasının görülmesi
olaylarının tümüne “adet döngüsü” denir. Erişkin bir kadının yumurtalıklarından her ay (28
günde bir) bir yumurta atılır. Buna yumurtlama (Ovulasyon) denir. Bu yumurta erkek
hücreleri (sperm) ile birleştiği taktirde gebelik meydana gelir. Her adet döngüsünde rahim
duvarı kalınlaşır, eğer o döngü içinde gebelik meydana gelmezse adet kanaması görülür.
Yumurta döllenirse gebelik başlar ve gebelik süresince adet kanaması olmaz.
Ergenliğin ilk belirtilerinden birisi testis torbası (skrotum) ve testislerin gelişmesidir.
Çeşitli sebeplerle oluşan penis sertleşmesi her zaman erotik anlamda değildir. Bu durum
ergende utangaçlığa yol açar, ne yapacağını bilemez. Bu dönemde ilk meninin gelmesi,
sıkıntı ve hayret yaratır. Bunun normal, fizyolojik bir olay olduğunu bilmeyen ergen meninin
gelmesinden suçluluk duyabilirler. Bu değişikliklerin sebeplerini bilen ergenlerde bu tip
problemler ve dönemler kolay atlatılır.
Yüzde sivilcelerin oluşması, sakal ve bıyığın çıkması, sesin kalınlaşması, koltuk
altında ve cinsel organ çevresinde kıllanma, hızlı boy artışı, kasların gelişmesi ve özellikle
omuzların gelişmesi bu dönemin özelikleri arasındadır.
Cinsel Kimlik
Cinsel kimlik, bireyin cinsiyetinden haberdar olması, bedeni ve benliğini belli bir
cinsellik içinde algılayışı, kabullenişi, duygu ve davranışlarında buna uygun biçimde
yönelişidir. Başka bir deyişle; bireyin kadın ya da erkek olarak kendisinin farkına varması ve
kabullenmesidir.
Bir çocuğun kız ya da erkek doğması cinsel kimliğini kazanması için ilk koşuldur.
Çocuk kendi cinsinin eğilimleri desteklendiği sürece kız ya da erkek kimliğini
benimseyecektir. Bireyin biyolojik olarak kadın veya erkek grubuna katılmasından çok,
cinsiyet rolünü benimsemesi önemlidir.
Freud’a göre erkek çocuk cinsiyet rolünü babasıyla özdeşleşerek benimser. Bireyde
libido denen hareketli cinsel bir enerji vardır. Bu enerji yaşam boyu bireyin önemli
davranışlarını yönlendirir. Erkek çocuk, babası ile kendisi arasında benzerlik görür, kendini
babasıyla özdeşleştirir. Özdeşleşme, çocuğun çok sevdiği ve hayranlık duyduğu bir yetişkin
figürüne kendini benzetmesi sürecidir.
Davranışçı yaklaşımı benimseyen psikologlar ise çocuğun cinsiyet rolünü
benimsemesinde edimsel şartlanmanın önemli olduğunu savunmaktadırlar. Çocuk erkek
veya kadın grubunun davranış örüntüsünü gözler, algılar ve taklit eder. Taklit edilen davranış
aile üyelerince onaylanır ve ödüllendirilerek motive edilir. Motivasyon devam ettiği sürece
kadın veya erkek cinsiyet grubunun rolü benimsenir.
Bilişsel yaklaşımcılara göre taklit etme tamamen reddedilemez. Ancak çocuğun
anlama düzeyine göre taklit yapabileceği ve taklit edilen davranışın ailenin değerlerine
uygun düşenlerden seçileceği kabul edilir.
Cinsel Eğitim
Cinsel eğitim, bedensel, duygusal ve sosyal gelişim kavramlarından hareketle, erkek
ve kadının toplumsal rollerinin incelenmesi, bireylerin birbirlerine karşı kabul, sevgi, güven
ve sorumluluk geliştirmeleri için eğitim olanaklarının sağlanması, insan cinselliğinin olumlu
ve yapıcı bir güç olarak dengeli bir aile hayatında uygun bir biçimde geliştirilmesidir.
Başka bir tanımda cinsel eğitim, bireye üreme ile ilgili konu ve sorunlarda, cinsel iç
dürtü ve güdülerini denetleyebilmesinde, cinsel konularda başkaları ile kuracağı ilişkilerde
ve cinsel ilgilerinde gerekli davranışları kazandırmak için yapılan eğitimdir.
Her ebeveynin aklına “ Çocuklarımızı cinsel hayat konusunda aydınlatmamız gerekli
mi?” sorusu takılmaktadır. Günümüzde bu soruya kesinlikle olumlu cevap verilmektedir.
Eğer çocuk, doğum, cinsiyet farkı, ana ve babanın rolü gibi konuları ana babasından
öğrenemezse, başka kaynaklardan cevap aramaya başlayacaktır.
Freud, çocukluğun insan yaşamındaki önemini vurgulamıştır. Bu bölümde Freud’un
cinsel (psiko-seksüel) gelişim dönemleri ve bu dönemlerin özellikleri verilmiştir.
· Oral dönem (0-1 yaş)
· Anal dönem (1-3 yaş)
· Falllik dönem (4-6) yaş
· Latent (gizil) dönem (7-11 yaş)
· Genital (puberte) dönem (12-18 yaş)
Oral dönem
Bu dönemde haz bölgesi ağızdır. Belli başlı davranış biçimi olarak emme, ya da içine
alma gösterilebilir. Bebek bu dönemde etrafındaki uyarıcıları almaya çalışır. Bunu hem
emme biçiminde hem de diğer duyu organlarıyla yapmaya çalışır. Örneğin, gözleriyle
etrafında gördüklerini, kulaklarıyla duyduklarını içine almaya çalışır. Bu dönemin ikinci
kısmında diş çıkarma ile birlikte ısırma davranışı görülmeye başlar. Bu dönem uygun
geçirilmediği taktirde, ağızla ve içe almayla ilgili bir takım davranışlar sıklıkla görülebilir:
Sigara içme gibi…
Bebek bu dönemde dünyanın güvenilir bir yer olup olmadığını anlamaya çalışır. Eğer
bu dönem iyi geçirilirse temel güven duygusu edinilir. Annenin (veya onun yerine geçen
kişinin ) davranışları bu dönemin en önemli öğelerindendir. Çocuk üç boyut içinde güven
duygusu kazanabilir: Tanıdıklık, tutarlılık ve süreklilik. Anne bebeğin ihtiyaçları ile doyumu
arasında yer alır. Bebeğin ihtiyaçlarının düzgün aralıklarla ve yeterli miktarda karşılanması,
çocukta temel güven duygusunun gelişimine yol açar. Bu dönemde annesiyle sıcak,sevecen
ve güven verici bir ilişki yaşayan çocuğun yaşam boyu diğer insanlarla da benzer nitelikte
ilişki kurması beklenir.
Anal dönem
Anal dönem, haz ve ilginin dışkılama bölgesinde yoğunlaştığı dönem anlamındadır.
Bu dönemde çocuk dışkı tutma ve bırakma davranışlarını yoğun biçimde kullanır. Bu dönem
tuvalet eğitiminin ağır bastığı dönemdir. Çocuk dışkısını ve çişini, kaslarını kontrol altına
alarak tutmasını öğrenir.
Tuvalet eğitimi aşamasında anne, çocuğun dışkısını tutmasını ve uygun zaman ve
yerde yapmasını ister. Bunun için ödül ve ceza kullanır. Çocuk için dışkısı önemlidir. Dışkısı
ile oynayabilir ve çevreye sürebilir. Bu durumda annenin tepkisiyle karşılaşır. Aynı
dışkılama işlemi için annenin bazen sevinmesi, bazen kızması çocukta şaşkınlık yaratır.
Annesinin baskısı sonucu çocuk, istenmeyen güdülerini bastırır. Bu dönemde annenin çok
sabırlı ve sevecen olması gerekir. Annenin tuvalet eğitimi sırasında gösterdiği baskıcı ve katı
tutumu çocuğun dışkısını tutmasına ve ileriki yaşamında inatçı, cimri ve yıkıcı kişilik
özellikleri göstermesine neden olur.
Çocuk tuvalet eğitimi ile tutma ve bırakma davranışlarını geliştirmektedir. Aynı
zamanda bu dönem inatçılık dönemidir. Bu dönemde çocuk inatla bir şeyi ellerine alır, inatla15
onu savunur ve korur veya istemediklerinde onu atarlar. Çocuk bu dönemi iyi atlatamazsa,
Freud’a göre ileriki yaşlarda koleksiyon yapabilir (tutar) veya müsrif birisi olabilir (bırakır)
Fallik dönem
Bu dönemde kişinin dikkati, ilgisi ve haz duygusu cinsel organlara yönelmiştir. Freud
kuramını bu dönemde yaşandığını düşündüğü Oedipus ve Elektra Kompleksleri üzerine
kurmuştur.
Oedipus kompleksi, erkek çocuğun annesine karşı (cinsel) bir istek duyması ve
babasını rakip olarak algılaması demektir. Bu dönemde cinsiyeti(ni) keşfeden çocuk, bir
yandan babasına hayranlık duyar, öte yandan (annesine karşı hissettiği duyguları anlarsa
diye) babadan korkar. Elektra kompleksi ise kız çocukların babalarına karşı bir ilgi duyması
ve annelerini rakip olarak görmeleri durumudur.
Latent (gizil ) dönem
İlkokul dönemini kapsayan yedi - on bir yaş dönemi Freud’a göre latent dönem olarak
adlandırılır. Bu dönemde çocuk önceki cinsel meraklarını ansızın unutur. Ruhsal ve cinsel
alanda daha önceki yıllarda yaşanmış olan çalkantılar ve çatışmalar yatışır. Okula başlama,
cinsel aktivitelerin azalması ve toplumsallaşma görülür. Toplumsal kurallar benimsenir. Bu
dönemde anne-baba ve aile bireylerine, öğretmen ve akranlar eklenmiştir. Çocuk artık annebabasının yanında başka kişilerle de özdeşim kurar.
[h=1]Ergenlik Puberte Dönemi[/h]Ergenlik dönemi, çocukluktan genç kızlığa adımların atıldığı bir dönemdir. Bu dönemde bedensel gelişim ve kişilik gelişimi çok hızlıdır. Kızlarda 9-10 yaşlarında başlayan bu değişim 18 yaşına dek devameder. Sağlıklı bir kadın olabilmek için gerekli olan değişimlerin gerçekleştiği ergenlik döneminde, beyin ve üreme organları vücudun diğer bölümlerine hormonlar adı verilen kimyasallar aracılığı ile mesajlar gönderir. Kızlar ergenlik dönemine erkeklerden yaklaşık iki yıl önce girer. Bu büyüme ve gelişim sürecini kişinin kendisinin düzenlemesi mümkün değildir. Bu süreç ancak vücut hazır olduğunda başlar.
Cinsel Eğitimin Önemi
Anne-babanın gerek çocuklarının cinsel kimliklerinin oluşumunda, gerekse cinsel
eğitimlerinde rolleri büyüktür. Konuyu ülkemiz düzeyinde ele alırsak takınılan tavırların
genellikle uç noktalarda ve hatalı olduğu görülmektedir.
Ülkemizde eskiden beri cinsel konuların anne- babayla konuşulması gelenek ve
göreneklerimize göre yasaklanmıştır. Gelenek ve göreneklerimiz nedeniyle cinsel konularda
görülen bu yasaklar ve koşullandırmalar gençlerimizi karşı cinsle konuşmaktan bile
alıkoyarken, zaman zaman eş cinsellik, kız kaçırma ya da ırza geçme gibi sapıklığa ve suça
itebilmektedir. Çocukluk döneminde cinsel yaşam konusunda eksik, hatalı bilgiler, gencin
evlendiği zaman cinsel uyumu olmayan, doyum sağlayamayan, sinirli öfkeli uyumsuz birey
olmasına neden olabilir.
Cinsel Eğitimin Önemi
Anne-babanın gerek çocuklarının cinsel kimliklerinin oluşumunda, gerekse cinsel
eğitimlerinde rolleri büyüktür. Konuyu ülkemiz düzeyinde ele alırsak takınılan tavırların
genellikle uç noktalarda ve hatalı olduğu görülmektedir.
Ülkemizde eskiden beri cinsel konuların anne- babayla konuşulması gelenek ve
göreneklerimize göre yasaklanmıştır. Gelenek ve göreneklerimiz nedeniyle cinsel konularda
görülen bu yasaklar ve koşullandırmalar gençlerimizi karşı cinsle konuşmaktan bile
alıkoyarken, zaman zaman eş cinsellik, kız kaçırma ya da ırza geçme gibi sapıklığa ve suça
itebilmektedir. Çocukluk döneminde cinsel yaşam konusunda eksik, hatalı bilgiler, gencin
evlendiği zaman cinsel uyumu olmayan, doyum sağlayamayan, sinirli öfkeli uyumsuz birey
olmasına neden olabilir.
Cinsel gelişim kişinin kendi cinsi ile ilgili üreme organlarının büyüyüp gelişmesini ve
bunlardan doğan sorunlarla ilgili davranış değişikliklerini kapsar. Cinsel gelişim kişiliğin
diğer yönlerini de etkiler. Cinsel kimliğin oluşması ve kişinin cinsel kimliğine uygun
davranmasında cinsel gelişim de önemli bir etmendir.
Cinsel gelişimle ilgili kavramların daha kolay anlaşılmasında bir çocuğun kız ya da
erkek olarak takınacağı tutum, rol ve davranış biçimlerine ait yapılacak yönlendirmelerin
önemli olduğu bir gerçektir. Bu konuda cinsel gelişim teorilerinden bahsetmek konuyu
anlamamız açısından yarar sağlayacaktır.
Cinselliğin gelişimi üzerine dört teori vardır:
Bilişsel - Gelişimsel teori
Sosyal öğrenme teorisi
Psikoanalitik teori
Bilgi-işleme teorisi
Bilişsel –gelişimsel teori, davranışları kişinin bilişsel dünyası ile dış dünyadaki
gerçekliğin etkileşimi olarak açıklarken, sosyal öğrenme teorisinde davranışlar uyaran-tepki
ilişkisi şeklinde açıklanmakta, psikoanalitik teori davranışları iç güdüler yönünden
açıklarken bilgi-işleme teorisi de düşünmenin cinsel tipli davranışları düzenlediğini ileri
sürmektedir.
Bilişsel-gelişimsel teori: Bilişsel-gelişimsel teoriye göre (Kohlberg 1966,Piaget 1950)
çocuk seksüel şemaların oluşmasıyla ilk önce erkek-kadın ayırımını öğrenir. Daha sonra
çocuk tanımladığı cinsel rolün belli stereotipi (önyargısal) hareketlerini ayırt eder. Bu ayırt
etmeler belli bir modele bağlı kalınarak değil anne, baba, kardeş, medya vb. kaynaklardan
elde edilen soyutlamalardan yola çıkılarak yapılmaktadır. “Ben bir erkeğim ve erkek işi
yapmak istiyorum” fikri çocuğun cinsiyetine uygun şekilde davranması ahlaki bir zorunluluk
olarak kabul edilmektedir.
Sosyal öğrenme teorisi: Bu teoride (Bandura ve Walters 1963) çocuk yeni
davranışları, cinsel rollere ait bilgileri, kişileri gözlemleyerek ve onları taklit ederek öğrenir.
Anne ve babalar hem iletişim yoğunluğu açısından hem de çocuğun algılamasına göre en
güçlü, en sıcak olma özellikleri nedeniyle çoğu kez özdeşim modeli olarak rol alırlar. Erkekçocuklar cinsel davranışlarını babalarının erkeksi davranışlarını, kız çocukları da annelerinin
kadınsı davranışlarını taklit ederek, gözleyerek öğrenirler.
Psikoanalitik teori: Freud, psikoanalitik kuramın temsilcisi olarak, çocuğun bazı
gelişimsel aşamalardan geçerek kişiliğini şekillendirdiğini ve cinsel gelişimin de bu sürecin
temelini oluşturduğunu savunmaktadır. Freud fallik dönemdeki anne-erkek çocuk ve babakız çocuk ilişkisinin oedipal ve elektra kompleksiyle çözümlenerek, kişilik gelişiminin
şekillendiğini ve bu sürecin cinsel gelişime ait bir süreç olduğunu belirtmektedir.
Bilgi-işleme teorisi: Bilgi-işleme yaklaşımına göre cinsel tiplemenin ana belirleyicisi
şemadır. Şemalar günlük tüm davranışlarımızı organize etmek için var olmak durumundadır.
Cinsel rollere dayanan şemalar çocukların bilgiyi sınıflamasına ve çocukların kız ve erkek
olarak rollerinin ayırımına ait bilgiyi kazanmalarını sağlar. Cinsel kimliğe ait net bir
şekillenme olmadan çocuklar önce hem kız hem de erkek tiplerine ait şemalar oluştururlar.
Daha sonra kendi cinsiyetlerine uygun örneklerle karşılaşınca bununla ilgilenir ve çeşitli
sorularla bu ilgilerini pekiştirirler, böylece çocuklar kendi cinsiyetlerine uygun ek şemalar oluştururlar.
Cinsel Gelişimle İlgili Kavramlar
Cinsel olgunluk
Cinsel olgunluk insanın üreme sisteminin ve organlarının sağlıklı döl üretebilecek
düzeye ulaşabilmesidir. Cinsel olgunluk bedenin “büyüme” sine ilişkin bir kavramdır ve
cinsel gelişimin temelini oluşturur. Büyüme, genetik ve çevre faktörlerinin etkisi altındadır.
Çevre faktörleri arasında yeterli ve dengeli beslenme, gerekli desteğin sağlanması ve
hastalıklardan korunma sayılabilir.
Cinsel olgunluğa erişme biyolojik ergenliğin temelidir. Bu dönemde ilk göze çarpan
ergenin hızla boy atması ve ağırlıkça artmasıdır. Ergenlik döneminde iskelet, kas ve yağdokularının boyutlarında belirgin bir artış olmaktadır. Kas gelişimi, erkeklerde kızlara oranla
daha fazlayken yağ dokusu gelişimi ise kızlarda daha fazla olmaktadır.
Büyüme olayı, tiroid hormonu, androjen ve östrojenlerin etkisi altında olup bu
hormonların miktarlarında da artma olmaktadır. Bütün bu değişikliklere ikincil değişiklikler
denir. Temel değişiklik üremeyi sağlayan bezlerin çalışmaya başlaması ile sağlanır. Üreme
organlarındaki büyüme ve gelişme yönünden iki cins arasında farklılık görülür. Kızlar,
erkeklerden yaklaşık iki yıl önce büluğ çağına girmeleri sebebiyle cinsel organların gelişmesi
kızlarda daha erken tamamlanır.
Cinsel olgunluğa erişen bir kızın vücudunda keskin çizgiler kaybolmaya, kollar,
bacaklar, kalçalar ve göğüsler biçimlenmeye, koltuk altında ve cinsel organ çevresinde
kıllanma ve yüzde sivilceler görülmeye başlar. Bunlar ikincil değişikliklerdendir. Asıl
önemli değişiklik, yumurta hücresinin olgunlaşması ve adet kanamalarıdır. Kızlar genellikle
10-13 yaşlarında ilk adetlerini görürler. Bazılarında ise adet görme 15-16 yaşlarında olur.
Yumurtanın olgunlaşması, yumurtalıktan ayrılması ve adet kanamasının görülmesi
olaylarının tümüne “adet döngüsü” denir. Erişkin bir kadının yumurtalıklarından her ay (28
günde bir) bir yumurta atılır. Buna yumurtlama (Ovulasyon) denir. Bu yumurta erkek
hücreleri (sperm) ile birleştiği taktirde gebelik meydana gelir. Her adet döngüsünde rahim
duvarı kalınlaşır, eğer o döngü içinde gebelik meydana gelmezse adet kanaması görülür.
Yumurta döllenirse gebelik başlar ve gebelik süresince adet kanaması olmaz.
Ergenliğin ilk belirtilerinden birisi testis torbası (skrotum) ve testislerin gelişmesidir.
Çeşitli sebeplerle oluşan penis sertleşmesi her zaman erotik anlamda değildir. Bu durum
ergende utangaçlığa yol açar, ne yapacağını bilemez. Bu dönemde ilk meninin gelmesi,
sıkıntı ve hayret yaratır. Bunun normal, fizyolojik bir olay olduğunu bilmeyen ergen meninin
gelmesinden suçluluk duyabilirler. Bu değişikliklerin sebeplerini bilen ergenlerde bu tip
problemler ve dönemler kolay atlatılır.
Yüzde sivilcelerin oluşması, sakal ve bıyığın çıkması, sesin kalınlaşması, koltuk
altında ve cinsel organ çevresinde kıllanma, hızlı boy artışı, kasların gelişmesi ve özellikle
omuzların gelişmesi bu dönemin özelikleri arasındadır.
Cinsel Kimlik
Cinsel kimlik, bireyin cinsiyetinden haberdar olması, bedeni ve benliğini belli bir
cinsellik içinde algılayışı, kabullenişi, duygu ve davranışlarında buna uygun biçimde
yönelişidir. Başka bir deyişle; bireyin kadın ya da erkek olarak kendisinin farkına varması ve
kabullenmesidir.
Bir çocuğun kız ya da erkek doğması cinsel kimliğini kazanması için ilk koşuldur.
Çocuk kendi cinsinin eğilimleri desteklendiği sürece kız ya da erkek kimliğini
benimseyecektir. Bireyin biyolojik olarak kadın veya erkek grubuna katılmasından çok,
cinsiyet rolünü benimsemesi önemlidir.
Freud’a göre erkek çocuk cinsiyet rolünü babasıyla özdeşleşerek benimser. Bireyde
libido denen hareketli cinsel bir enerji vardır. Bu enerji yaşam boyu bireyin önemli
davranışlarını yönlendirir. Erkek çocuk, babası ile kendisi arasında benzerlik görür, kendini
babasıyla özdeşleştirir. Özdeşleşme, çocuğun çok sevdiği ve hayranlık duyduğu bir yetişkin
figürüne kendini benzetmesi sürecidir.
Davranışçı yaklaşımı benimseyen psikologlar ise çocuğun cinsiyet rolünü
benimsemesinde edimsel şartlanmanın önemli olduğunu savunmaktadırlar. Çocuk erkek
veya kadın grubunun davranış örüntüsünü gözler, algılar ve taklit eder. Taklit edilen davranış
aile üyelerince onaylanır ve ödüllendirilerek motive edilir. Motivasyon devam ettiği sürece
kadın veya erkek cinsiyet grubunun rolü benimsenir.
Bilişsel yaklaşımcılara göre taklit etme tamamen reddedilemez. Ancak çocuğun
anlama düzeyine göre taklit yapabileceği ve taklit edilen davranışın ailenin değerlerine
uygun düşenlerden seçileceği kabul edilir.
Cinsel Eğitim
Cinsel eğitim, bedensel, duygusal ve sosyal gelişim kavramlarından hareketle, erkek
ve kadının toplumsal rollerinin incelenmesi, bireylerin birbirlerine karşı kabul, sevgi, güven
ve sorumluluk geliştirmeleri için eğitim olanaklarının sağlanması, insan cinselliğinin olumlu
ve yapıcı bir güç olarak dengeli bir aile hayatında uygun bir biçimde geliştirilmesidir.
Başka bir tanımda cinsel eğitim, bireye üreme ile ilgili konu ve sorunlarda, cinsel iç
dürtü ve güdülerini denetleyebilmesinde, cinsel konularda başkaları ile kuracağı ilişkilerde
ve cinsel ilgilerinde gerekli davranışları kazandırmak için yapılan eğitimdir.
Her ebeveynin aklına “ Çocuklarımızı cinsel hayat konusunda aydınlatmamız gerekli
mi?” sorusu takılmaktadır. Günümüzde bu soruya kesinlikle olumlu cevap verilmektedir.
Eğer çocuk, doğum, cinsiyet farkı, ana ve babanın rolü gibi konuları ana babasından
öğrenemezse, başka kaynaklardan cevap aramaya başlayacaktır.
Freud, çocukluğun insan yaşamındaki önemini vurgulamıştır. Bu bölümde Freud’un
cinsel (psiko-seksüel) gelişim dönemleri ve bu dönemlerin özellikleri verilmiştir.
· Oral dönem (0-1 yaş)
· Anal dönem (1-3 yaş)
· Falllik dönem (4-6) yaş
· Latent (gizil) dönem (7-11 yaş)
· Genital (puberte) dönem (12-18 yaş)
Oral dönem
Bu dönemde haz bölgesi ağızdır. Belli başlı davranış biçimi olarak emme, ya da içine
alma gösterilebilir. Bebek bu dönemde etrafındaki uyarıcıları almaya çalışır. Bunu hem
emme biçiminde hem de diğer duyu organlarıyla yapmaya çalışır. Örneğin, gözleriyle
etrafında gördüklerini, kulaklarıyla duyduklarını içine almaya çalışır. Bu dönemin ikinci
kısmında diş çıkarma ile birlikte ısırma davranışı görülmeye başlar. Bu dönem uygun
geçirilmediği taktirde, ağızla ve içe almayla ilgili bir takım davranışlar sıklıkla görülebilir:
Sigara içme gibi…
Bebek bu dönemde dünyanın güvenilir bir yer olup olmadığını anlamaya çalışır. Eğer
bu dönem iyi geçirilirse temel güven duygusu edinilir. Annenin (veya onun yerine geçen
kişinin ) davranışları bu dönemin en önemli öğelerindendir. Çocuk üç boyut içinde güven
duygusu kazanabilir: Tanıdıklık, tutarlılık ve süreklilik. Anne bebeğin ihtiyaçları ile doyumu
arasında yer alır. Bebeğin ihtiyaçlarının düzgün aralıklarla ve yeterli miktarda karşılanması,
çocukta temel güven duygusunun gelişimine yol açar. Bu dönemde annesiyle sıcak,sevecen
ve güven verici bir ilişki yaşayan çocuğun yaşam boyu diğer insanlarla da benzer nitelikte
ilişki kurması beklenir.
Anal dönem
Anal dönem, haz ve ilginin dışkılama bölgesinde yoğunlaştığı dönem anlamındadır.
Bu dönemde çocuk dışkı tutma ve bırakma davranışlarını yoğun biçimde kullanır. Bu dönem
tuvalet eğitiminin ağır bastığı dönemdir. Çocuk dışkısını ve çişini, kaslarını kontrol altına
alarak tutmasını öğrenir.
Tuvalet eğitimi aşamasında anne, çocuğun dışkısını tutmasını ve uygun zaman ve
yerde yapmasını ister. Bunun için ödül ve ceza kullanır. Çocuk için dışkısı önemlidir. Dışkısı
ile oynayabilir ve çevreye sürebilir. Bu durumda annenin tepkisiyle karşılaşır. Aynı
dışkılama işlemi için annenin bazen sevinmesi, bazen kızması çocukta şaşkınlık yaratır.
Annesinin baskısı sonucu çocuk, istenmeyen güdülerini bastırır. Bu dönemde annenin çok
sabırlı ve sevecen olması gerekir. Annenin tuvalet eğitimi sırasında gösterdiği baskıcı ve katı
tutumu çocuğun dışkısını tutmasına ve ileriki yaşamında inatçı, cimri ve yıkıcı kişilik
özellikleri göstermesine neden olur.
Çocuk tuvalet eğitimi ile tutma ve bırakma davranışlarını geliştirmektedir. Aynı
zamanda bu dönem inatçılık dönemidir. Bu dönemde çocuk inatla bir şeyi ellerine alır, inatla15
onu savunur ve korur veya istemediklerinde onu atarlar. Çocuk bu dönemi iyi atlatamazsa,
Freud’a göre ileriki yaşlarda koleksiyon yapabilir (tutar) veya müsrif birisi olabilir (bırakır)
Fallik dönem
Bu dönemde kişinin dikkati, ilgisi ve haz duygusu cinsel organlara yönelmiştir. Freud
kuramını bu dönemde yaşandığını düşündüğü Oedipus ve Elektra Kompleksleri üzerine
kurmuştur.
Oedipus kompleksi, erkek çocuğun annesine karşı (cinsel) bir istek duyması ve
babasını rakip olarak algılaması demektir. Bu dönemde cinsiyeti(ni) keşfeden çocuk, bir
yandan babasına hayranlık duyar, öte yandan (annesine karşı hissettiği duyguları anlarsa
diye) babadan korkar. Elektra kompleksi ise kız çocukların babalarına karşı bir ilgi duyması
ve annelerini rakip olarak görmeleri durumudur.
Latent (gizil ) dönem
İlkokul dönemini kapsayan yedi - on bir yaş dönemi Freud’a göre latent dönem olarak
adlandırılır. Bu dönemde çocuk önceki cinsel meraklarını ansızın unutur. Ruhsal ve cinsel
alanda daha önceki yıllarda yaşanmış olan çalkantılar ve çatışmalar yatışır. Okula başlama,
cinsel aktivitelerin azalması ve toplumsallaşma görülür. Toplumsal kurallar benimsenir. Bu
dönemde anne-baba ve aile bireylerine, öğretmen ve akranlar eklenmiştir. Çocuk artık annebabasının yanında başka kişilerle de özdeşim kurar.
[h=1]Ergenlik Puberte Dönemi[/h]Ergenlik dönemi, çocukluktan genç kızlığa adımların atıldığı bir dönemdir. Bu dönemde bedensel gelişim ve kişilik gelişimi çok hızlıdır. Kızlarda 9-10 yaşlarında başlayan bu değişim 18 yaşına dek devameder. Sağlıklı bir kadın olabilmek için gerekli olan değişimlerin gerçekleştiği ergenlik döneminde, beyin ve üreme organları vücudun diğer bölümlerine hormonlar adı verilen kimyasallar aracılığı ile mesajlar gönderir. Kızlar ergenlik dönemine erkeklerden yaklaşık iki yıl önce girer. Bu büyüme ve gelişim sürecini kişinin kendisinin düzenlemesi mümkün değildir. Bu süreç ancak vücut hazır olduğunda başlar.
Cinsel Eğitimin Önemi
Anne-babanın gerek çocuklarının cinsel kimliklerinin oluşumunda, gerekse cinsel
eğitimlerinde rolleri büyüktür. Konuyu ülkemiz düzeyinde ele alırsak takınılan tavırların
genellikle uç noktalarda ve hatalı olduğu görülmektedir.
Ülkemizde eskiden beri cinsel konuların anne- babayla konuşulması gelenek ve
göreneklerimize göre yasaklanmıştır. Gelenek ve göreneklerimiz nedeniyle cinsel konularda
görülen bu yasaklar ve koşullandırmalar gençlerimizi karşı cinsle konuşmaktan bile
alıkoyarken, zaman zaman eş cinsellik, kız kaçırma ya da ırza geçme gibi sapıklığa ve suça
itebilmektedir. Çocukluk döneminde cinsel yaşam konusunda eksik, hatalı bilgiler, gencin
evlendiği zaman cinsel uyumu olmayan, doyum sağlayamayan, sinirli öfkeli uyumsuz birey
olmasına neden olabilir.
Cinsel Eğitimin Önemi
Anne-babanın gerek çocuklarının cinsel kimliklerinin oluşumunda, gerekse cinsel
eğitimlerinde rolleri büyüktür. Konuyu ülkemiz düzeyinde ele alırsak takınılan tavırların
genellikle uç noktalarda ve hatalı olduğu görülmektedir.
Ülkemizde eskiden beri cinsel konuların anne- babayla konuşulması gelenek ve
göreneklerimize göre yasaklanmıştır. Gelenek ve göreneklerimiz nedeniyle cinsel konularda
görülen bu yasaklar ve koşullandırmalar gençlerimizi karşı cinsle konuşmaktan bile
alıkoyarken, zaman zaman eş cinsellik, kız kaçırma ya da ırza geçme gibi sapıklığa ve suça
itebilmektedir. Çocukluk döneminde cinsel yaşam konusunda eksik, hatalı bilgiler, gencin
evlendiği zaman cinsel uyumu olmayan, doyum sağlayamayan, sinirli öfkeli uyumsuz birey
olmasına neden olabilir.