Atatürk Ve Cumhuriyet

  • Konbuyu başlatan Konbuyu başlatan _tugba_
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Okuma süresi: 2:03
tüm paylaşım yapan arkadaşlara teşekkürler :)
 
çok teşekkürler
 
paylaşım için teşekkürler
 
teşekkürler
 
çok güzel...teşekkürler
 
ben hiç bişi goremıom.nerdeler?bırde bırı allah askına bana yardm etsn mesaj yazıom ama resım lerı ekleyemıyom.nasıl yapıyonuz?
 
Çok merak edıyorum, acaba Atamız şuan hayatta olsaydı şuankı halımıze baktığında ne duşünürdü.İnanın içler acısı bır durumdayız her kesımde sevgili Atamızın hayalı bu değildi bence.
 
çok tşkler..işime çok yarayacak...:)
 
teşekkürler.
 
çok teşekkürler
 
Süper şeyler var hepinizin ellerine sağlık bnmde çok işime yaradı çok teşekkür ederim...
 
yaa resimleri görebilsem benimde işime yarıycak ama olmadı
 
paylaşım için çook teşekkürler :)
 
paylaşım için çok teşekkür ederimmm....
 
CUMHURİYET DEVRİMİ VE ATATÜRK

Türkiye Cumhuriyeti Devleti nin ve birçok devletin yönetim şekli olarak benimsediği Cumhuriyet rejiminin içerik olarak ne anlama geldiğini ve önemini günümüzde hatırlamak hatırlatmak gerekmektedir.Özellikle toplumumuza yol gösteren aydın sınıfın bu süreçte devreye girmesi kaçınılmaz olacaktır.1789 Fransız Devrimi ile bütün dünyaya yayılan bu fikir akımı doğduğu topraklarda dahi unutulmaya yüz tutmuştur.

Öncelikle Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ün kendi ağzından dökülen şu kelimelere kulak vermeliyiz:

“Cumhuriyet akıl ve şuurla kurulmuştur. Zayıf değildir. Yüzyıllardan beri çekilen milli musibetlerin uyanıklığı ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Türk milletinin tabiat ve ününe en uygun idaredir”.

Mustafa Kemal Atatürk ün vermiş olduğu bu demeç 1920 li yıllar olmasına rağmen çağdaş ve mantıklı saptamalardır.Türkiye Cumhuriyeti İnkılaplar döneminde yapılan çalışmaların eseri olarak ortaya çıkan Türkiye Cumhuriyeti bir tesadüfün eseri asla değildir.M.Kemalin de kendine örnek aldığı ve fikirlerini benimsediği düşünürler illaki olmuştur. Fransız Devrimini yaratan aydın sınıfın düşüncelerini benimsemesi, Fransız Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti arasındaki paralelliği gözler önüne serecektir.

O, Yeni Türkiye Devleti’nin bir idare şeklinin olmadığını, bu noktada bir boşluğun çıktığını kavramıştır. O, ne teokratik bir devlet ne de oligarşiyi yönetim şekli olarak istemiştir. O, Fransa ve Amerika gibi dini siyaset den ayırmış laik hükümetler gibi Türkiye’de de milleti koruyan ve Türk halkının refahını temin eden hükümetler istemiştir.O’ na göre yeni Türkiye Devleti, demokrasi prensibini en çağdaş ve mantıklı uygulayan hükümet şekli olan Cumhuriyet’den uzak kalamazdı.

Türkiye den önce Macarlar, İspanyollar, Portekizliler ve İtalya gibi birçok devlet Cumhuriyet ile tanışmıştı.Bu rejim sisteminin faydalarını kavrayan bu devletler gelişimlerini ve devrimlerini de bu yönetim şekli doğrultusunda tamamlamışlardı. Fakat M.Kemal e göre kendi devleti bu konuda geç kalmak üzere idi. M. Kemal bunları aynen taklit etmedi; Bu devletlerden farklı olarak yaptığı devrimlerin kendine özgü bir özelliği de vardı.

Türkiye Cumhuriyeti bir ihtiyaçtan doğmuştur. Ama asla taklit değildir. 29 Ekim 1923 öncesinde hükümetin kurulamaması üzerine ortaya çıkan yönetim boşluğunu çözümlemek amacıyla ulu önderimiz M. Kemal Atatürk “milli iradeyi temsil eden yeni bir idare tarzının” kurulması düşüncesindeydi. Onun ifadelerine göre, hükümetsiz bir devlet düşünülemezdi. Bir hükümet başkanını geçici olarak tanımak da işi çözmemekteydi. Hele padişahı temsil eden veya edecek bir kişiye de hükümeti kurma görevinin verilmesi şimdiye kadar yapılmış inkılâplara uygun düşmezdi.

Ulu önderimiz M. Kemal Atatürk’ün büyük sıkıntı ve zorluklar içerisinde kurduğu ‘Türk İstiklâl ve Türk Cumhuriyetini’ sonsuza kadar koruma ve savunma görevini, Türk gençliğine emanet ettiğini tekrar hatırlatmak gereklidir.


Mehmet ALADAĞ
Tarih Öğretmeni
 
CUMHURİYET DEVRİMİ VE ATATÜRK

Türkiye Cumhuriyeti Devleti nin ve birçok devletin yönetim şekli olarak benimsediği Cumhuriyet rejiminin içerik olarak ne anlama geldiğini ve önemini günümüzde hatırlamak hatırlatmak gerekmektedir.Özellikle toplumumuza yol gösteren aydın sınıfın bu süreçte devreye girmesi kaçınılmaz olacaktır.1789 Fransız Devrimi ile bütün dünyaya yayılan bu fikir akımı doğduğu topraklarda dahi unutulmaya yüz tutmuştur.

Öncelikle Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ün kendi ağzından dökülen şu kelimelere kulak vermeliyiz:

“Cumhuriyet akıl ve şuurla kurulmuştur. Zayıf değildir. Yüzyıllardan beri çekilen milli musibetlerin uyanıklığı ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Türk milletinin tabiat ve ününe en uygun idaredir”.

Mustafa Kemal Atatürk ün vermiş olduğu bu demeç 1920 li yıllar olmasına rağmen çağdaş ve mantıklı saptamalardır.Türkiye Cumhuriyeti İnkılaplar döneminde yapılan çalışmaların eseri olarak ortaya çıkan Türkiye Cumhuriyeti bir tesadüfün eseri asla değildir.M.Kemalin de kendine örnek aldığı ve fikirlerini benimsediği düşünürler illaki olmuştur. Fransız Devrimini yaratan aydın sınıfın düşüncelerini benimsemesi, Fransız Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti arasındaki paralelliği gözler önüne serecektir.

O, Yeni Türkiye Devleti’nin bir idare şeklinin olmadığını, bu noktada bir boşluğun çıktığını kavramıştır. O, ne teokratik bir devlet ne de oligarşiyi yönetim şekli olarak istemiştir. O, Fransa ve Amerika gibi dini siyaset den ayırmış laik hükümetler gibi Türkiye’de de milleti koruyan ve Türk halkının refahını temin eden hükümetler istemiştir.O’ na göre yeni Türkiye Devleti, demokrasi prensibini en çağdaş ve mantıklı uygulayan hükümet şekli olan Cumhuriyet’den uzak kalamazdı.

Türkiye den önce Macarlar, İspanyollar, Portekizliler ve İtalya gibi birçok devlet Cumhuriyet ile tanışmıştı.Bu rejim sisteminin faydalarını kavrayan bu devletler gelişimlerini ve devrimlerini de bu yönetim şekli doğrultusunda tamamlamışlardı. Fakat M.Kemal e göre kendi devleti bu konuda geç kalmak üzere idi. M. Kemal bunları aynen taklit etmedi; Bu devletlerden farklı olarak yaptığı devrimlerin kendine özgü bir özelliği de vardı.

Türkiye Cumhuriyeti bir ihtiyaçtan doğmuştur. Ama asla taklit değildir. 29 Ekim 1923 öncesinde hükümetin kurulamaması üzerine ortaya çıkan yönetim boşluğunu çözümlemek amacıyla ulu önderimiz M. Kemal Atatürk “milli iradeyi temsil eden yeni bir idare tarzının” kurulması düşüncesindeydi. Onun ifadelerine göre, hükümetsiz bir devlet düşünülemezdi. Bir hükümet başkanını geçici olarak tanımak da işi çözmemekteydi. Hele padişahı temsil eden veya edecek bir kişiye de hükümeti kurma görevinin verilmesi şimdiye kadar yapılmış inkılâplara uygun düşmezdi.

Ulu önderimiz M. Kemal Atatürk’ün büyük sıkıntı ve zorluklar içerisinde kurduğu ‘Türk İstiklâl ve Türk Cumhuriyetini’ sonsuza kadar koruma ve savunma görevini, Türk gençliğine emanet ettiğini tekrar hatırlatmak gereklidir.


Mehmet ALADAĞ
Tarih Öğretmeni
 

Hoşgeldin!

Sitemize hoşgeldiniz, avantajlardan yararlanmak için kayıt olabilirsiniz.

Kayıt Ol!

23 Yıldır Sizlerle

23 yıldır sizlerleyiz. Türkiye'nin ilk okul öncesi eğitim platformu
Geri
Üst