Çocuğunuzda Asperger bozukluğu hastalığı olabilir. İşte tıp dünyasının tanı koymakta zorlandığı ve otizm ile karıştırılan bu hastalığın ayrıntıları…
Asperger bozukluğu.
Genetik özelliklerden dolayı çocuğa geçtiği düşünülen bu sendrom, yaygın gelişim ve iletişim zorluğu olarak tanımlanıyor.
Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Prof.Dr. Efser Kerimoğlu, aspergen bozukluğu olan bir çocuğu şöyle tanımlıyor:
” Arkadaş ilişkilerinde zorluklar yaşıyor. Konuları çok cezbedici değil. Bir konuya takıyor, habire o konudan konuşuyor.Çoğu zaman arkadaşları bilim adamı deyip dışlıyorlar. Çünkü onlar gibi oyunlardan, şakalardan anlamıyor. ”
Tanı koymanın zor olduğu asperger bozukluğu için uzmanlar, hastalığın otizmden ayrılan özellikleri üzerinde duruyor.
Prof.Dr.Efser Kerimoğlu asperger bozukluğu ile otizmi mukayese ederken şunları söylüyor:
“Otizm erken yaşta farkedilir.Aspergerin geç yaşlarda farkına varılır. Okul çağında tuhaflıklar çıktığında anlaşılır. Otistikler genellikle geç ve az konuşur ama aspergerliler konuşkandır. Yalnız konuşmalarında özellikler vardır.Çok daralmış ilgi alanları var. Çocuklarımızdan bir tanesi hep kendi kalesine gol atıyordu. Çünkü neden karşı kaleye gol atılması gerektiğini futbolda anlamıyordu. ”
Normal veya ileri zeka seviyesinde olabilen bu çocuklar dünyayı somut, dar ve ayrıntı çerçevesinden görüyor.
Uzmanlara göre, ünlü fizikçiler Albert Einstein ve Isaac Newton da, hastalığın bu özellikleri ile bilim dünyasına damgasını vurmuş.
Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Prof. Dr.Emine Zinnur Kılıç da sosyal ilişkilerin yetersizliğine dikkat çekiyor:
“Einsteinin asperger olabileceğine dair bir çok uzmanın görüşü var. Onun dışında Newton, felsefeci Victor Steinbach için benzer şeyler söyleniyor. Bunların ortak özelliği belli bir ilgi alanında çok yoğun, derinlemesine çalışmalar yapmış olmaları. Buna karşılık kendi alanlarında çok önemli işler yapmış olmalarına rağmen hepsinin sosyal ilişkilerinin yetersiz oluşu, hepsinin yaşamlarını yalnız sürdürmüş, yalnızlığı tercih etmiş birçok zaman sosyal ilişkilerden huzursuz olduklarını ifade etmiş olmaları. ”
Davranış terapisi uygulanan bu çocukların sosyal hayat içinde yer edinmeleri için en büyük görev anne-babalara düşüyor.
Uzmanlar, ” çocuklarınızı arkadaş ilişkilerini geliştirmek için yönlendirin” uyarısında bulunuyor.
Asperger bozukluğu.
Genetik özelliklerden dolayı çocuğa geçtiği düşünülen bu sendrom, yaygın gelişim ve iletişim zorluğu olarak tanımlanıyor.
Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Prof.Dr. Efser Kerimoğlu, aspergen bozukluğu olan bir çocuğu şöyle tanımlıyor:
” Arkadaş ilişkilerinde zorluklar yaşıyor. Konuları çok cezbedici değil. Bir konuya takıyor, habire o konudan konuşuyor.Çoğu zaman arkadaşları bilim adamı deyip dışlıyorlar. Çünkü onlar gibi oyunlardan, şakalardan anlamıyor. ”
Tanı koymanın zor olduğu asperger bozukluğu için uzmanlar, hastalığın otizmden ayrılan özellikleri üzerinde duruyor.
Prof.Dr.Efser Kerimoğlu asperger bozukluğu ile otizmi mukayese ederken şunları söylüyor:
“Otizm erken yaşta farkedilir.Aspergerin geç yaşlarda farkına varılır. Okul çağında tuhaflıklar çıktığında anlaşılır. Otistikler genellikle geç ve az konuşur ama aspergerliler konuşkandır. Yalnız konuşmalarında özellikler vardır.Çok daralmış ilgi alanları var. Çocuklarımızdan bir tanesi hep kendi kalesine gol atıyordu. Çünkü neden karşı kaleye gol atılması gerektiğini futbolda anlamıyordu. ”
Normal veya ileri zeka seviyesinde olabilen bu çocuklar dünyayı somut, dar ve ayrıntı çerçevesinden görüyor.
Uzmanlara göre, ünlü fizikçiler Albert Einstein ve Isaac Newton da, hastalığın bu özellikleri ile bilim dünyasına damgasını vurmuş.
Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Prof. Dr.Emine Zinnur Kılıç da sosyal ilişkilerin yetersizliğine dikkat çekiyor:
“Einsteinin asperger olabileceğine dair bir çok uzmanın görüşü var. Onun dışında Newton, felsefeci Victor Steinbach için benzer şeyler söyleniyor. Bunların ortak özelliği belli bir ilgi alanında çok yoğun, derinlemesine çalışmalar yapmış olmaları. Buna karşılık kendi alanlarında çok önemli işler yapmış olmalarına rağmen hepsinin sosyal ilişkilerinin yetersiz oluşu, hepsinin yaşamlarını yalnız sürdürmüş, yalnızlığı tercih etmiş birçok zaman sosyal ilişkilerden huzursuz olduklarını ifade etmiş olmaları. ”
Davranış terapisi uygulanan bu çocukların sosyal hayat içinde yer edinmeleri için en büyük görev anne-babalara düşüyor.
Uzmanlar, ” çocuklarınızı arkadaş ilişkilerini geliştirmek için yönlendirin” uyarısında bulunuyor.