Puanları
0
Solutions
0
- Katılım
- 27 Ocak 2007
- Mesajlar
- 3,007
- Tepki Skoru
- 0
- Puanları
- 0
- Yaş
- 46
- Konum
- 35.5 K.yaka:))
Bireyin yaşam doyumunun yüksek olması onun ilk ilişkilerinin sağlıklı yapılanmış olması ile ilintilidir ve bu ilişki ağı çeşitli gel-gitlerle birlikte aile ortamında yapılanır.
Duygusal ve fiziksel stres yaratan krizlerle aile içinde karşılaşılabilir. Ebeveyn kavgası bu krizler içinde önemli bir yer tutar.
Anne-baba arasındaki tartışmalarda, çocuğun pozisyonuna dair genel olarak iki yaklaşım söz konusudur.
Bir yaklaşıma göre; ev içerisinde ve çocuğun gözü önünde yaşanan tartışmalar çocuk için travmatiktir ve bu nedenle onların yanında tartışmaktan, kavga etmekten imtina etmek gerekmektedir. Bu tartışmalara şahit olan çocuğun yaşadığı duygular, kendi kişiliği ve gelecekteki ilişkileri üzerinde olumsuz bir etkiye yol açar.
Diğer yaklaşıma göre ise, yetişkinlerin tartışmalarına şahit olan çocuk, bu tartışmaların yaşamın bir parçası olduğunu öğrenir ve tatlıya bağlanmış bir tartışmadan değerli bir yaşam dersi alır. Gelecek yaşamında gerilim yaşanan anlarda, çabuk endişelenen ve düş kırıklığına uğrayan bir kişilik geliştirmez ve tartışmayı doğal bir olgu kabul eder.
Aslen bu iki bakış açısı , birbirine karşıt değil, birbirinin tamamlayıcısıdır. Her ilişkinin kendi gerçekliği içinde zaman zaman bu anlayışlardan biri diğerine nazaran daha işlevsel ya da zarar verici olabilir.. Yapılan tartışmanın içerdiği sözel ya da fiziksel şiddet, anne-babanın bu durumlarda ilişkinin gerilimini azaltmak adına manevra yapabilirliği, çocuğun durumunun kavga içinde bir koz-koalisyon olarak kullanılıp kullanılmadığı gibi etmenler dikkate alınarak bu iki yaklaşımın artı ve eksilerinden söz edilebilir.
Anne-babaların kavgalarını anlayabilmek için, önce çift olmaktan aile olmaya geçişe bakmak gerekir. Evlilik kararı almış olan bireylerin ilişkilerinin yapısı, sonraki süreçlerinde de önemli etkiye sahiptir. Örneğin “çatışmalı-bağımlı” ilişki özelliği olan bir evlilikte kavga etmek, o ilişkinin “normalini” oluşturabilir. Evliliğin insan yaşamındaki destekleyici ve olumlu özellikleri ile birlikte, kendi doğasından kaynaklanan bazı zorluklarından da bahsedilebilir. Bu zorluklar hemen hemen her ilişki sisteminde yaşanmakla beraber, daha resmi bir ilişki kaydı olan evlilikte kendine has bir şekilde ortaya çıkar. İnsanların yaşam döngüleri olduğu gibi ilişkilerinde yaşam döngüleri vardır.
Çift- evli olmaktan ‘aile’ olmaya geçiş, aile yaşam döngüsünde önemli bir evredir. Çiftin, çocuk sahibi olarak aile olmaya geçişi, aynı zamanda onların ‘evlilik ilişkileri ile nasıl ilişki’ kurduklarına bağlı olarak şekillenir. Çocuk sahibi olmaya karar vermek ilişkinin, bireysel olarak nasıl yaşandığı-algılandığı ile ilintilidir. Hamileliğin bilinçli olması yada olmaması, doğacak çocuğa ve eşe ilişki içinde nasıl bir rol biçildiği, daha sonraki ilişki-aile krizlerinde önemli bir yer tutar. Çocuğun doğumu ile birlikte, ilişkiyi şekillendirme çabalarımız (artık çocuklu bir kadın/adamsın bazı şeylere daha fazla dikkat etmen gerekir, sorumlulukların arttı !), kendi aile sistemlerimizden evlilik içine taşıdığımız bireysel inanç sitemlerimiz (bizim evde böyle gördük, bu çocuk şu şekilde yetiştirilecek!), çekirdek aile dışında kalan aile büyüklerinin çocuk yetiştirme üzerinden aileye müdahil oluşları (anne-babanın kazandırmaya çalıştıkları ile açıktan çelişen tutumlar ve müdahaleler) aile olmanın ilk kriz noktalarıdır. Küçük insanın maddi ve duygusal ihtiyaçlarının karşılanması ve bakımı konusunda sıklıkla güçlük yaşanabilir.
Anne-baba kavgaları çeşitli nedenlerle olabilir. Çocuğa dair sorumluluklar, çocuk yetiştirme tutumlarındaki zıt tutumlar, çift ilişkisindeki sorunlar, bu sorunlara bağlı olarak gelişen, alkol kullanımı, kumar oynama, işkolik oluş,ekonomik zorluklar, bir başka ilişkiye yönelme gibi problemler, çekirdek aileye müdahil olan diğer aile büyükleri (kayınvalide-kayınpeder, görümce vd.), ilişki içinde bireyselleşme ve nefes alma noktalarının bulunmayışı, aşırı kıskançlık ve sahiplenme gibi bir çok neden kavgaya yol açabilir.
Bu kavgalar sırasında kimi zaman duygusal iklim fazla ağırlaşır, sözlü yada fiziksel şiddet olabilir. Ebeveynler çocukları bir koalisyon edinmek için kavgaya taraf yada hakem kılmaya çalışabilir. Birbirlerinin kişiliğine yönelik ağır hakaretler edilebilir. Bazen bu tartışmalar geçici ayrılıklara yol açabilir ve taraflardan biri evi terk edebilir.
Anne-baba kavgası sırasında çocuklar hangi duyguları yaşar? Bu duygular, korku, kaygı, çaresizlik, öfke olabilir. Fiziksel düzeyde artmış ses tonu ve gerilimli bir atmosferde, bu havayı teneffüs eden çocuğun ilk duygusu korkmak olacaktır. Anne-babasının anlayamadığı nedenlerden dolayı birbirleriyle kavga ediyor olmaları nedeni ile kendisinin yada ebeveynlerinin zarar göreceğinden korkar çocuk. Kavga sırasında kulaklarını tıkar, bağırabilir, yatakta ise yorganın altına büzülüp ağlayabilir. Ya da sesini duyurabiliyorsa, korktuğunu ve kavga etmemelerini söyleyebilir.
Duygusal ve fiziksel stres yaratan krizlerle aile içinde karşılaşılabilir. Ebeveyn kavgası bu krizler içinde önemli bir yer tutar.
Anne-baba arasındaki tartışmalarda, çocuğun pozisyonuna dair genel olarak iki yaklaşım söz konusudur.
Bir yaklaşıma göre; ev içerisinde ve çocuğun gözü önünde yaşanan tartışmalar çocuk için travmatiktir ve bu nedenle onların yanında tartışmaktan, kavga etmekten imtina etmek gerekmektedir. Bu tartışmalara şahit olan çocuğun yaşadığı duygular, kendi kişiliği ve gelecekteki ilişkileri üzerinde olumsuz bir etkiye yol açar.
Diğer yaklaşıma göre ise, yetişkinlerin tartışmalarına şahit olan çocuk, bu tartışmaların yaşamın bir parçası olduğunu öğrenir ve tatlıya bağlanmış bir tartışmadan değerli bir yaşam dersi alır. Gelecek yaşamında gerilim yaşanan anlarda, çabuk endişelenen ve düş kırıklığına uğrayan bir kişilik geliştirmez ve tartışmayı doğal bir olgu kabul eder.
Aslen bu iki bakış açısı , birbirine karşıt değil, birbirinin tamamlayıcısıdır. Her ilişkinin kendi gerçekliği içinde zaman zaman bu anlayışlardan biri diğerine nazaran daha işlevsel ya da zarar verici olabilir.. Yapılan tartışmanın içerdiği sözel ya da fiziksel şiddet, anne-babanın bu durumlarda ilişkinin gerilimini azaltmak adına manevra yapabilirliği, çocuğun durumunun kavga içinde bir koz-koalisyon olarak kullanılıp kullanılmadığı gibi etmenler dikkate alınarak bu iki yaklaşımın artı ve eksilerinden söz edilebilir.
Anne-babaların kavgalarını anlayabilmek için, önce çift olmaktan aile olmaya geçişe bakmak gerekir. Evlilik kararı almış olan bireylerin ilişkilerinin yapısı, sonraki süreçlerinde de önemli etkiye sahiptir. Örneğin “çatışmalı-bağımlı” ilişki özelliği olan bir evlilikte kavga etmek, o ilişkinin “normalini” oluşturabilir. Evliliğin insan yaşamındaki destekleyici ve olumlu özellikleri ile birlikte, kendi doğasından kaynaklanan bazı zorluklarından da bahsedilebilir. Bu zorluklar hemen hemen her ilişki sisteminde yaşanmakla beraber, daha resmi bir ilişki kaydı olan evlilikte kendine has bir şekilde ortaya çıkar. İnsanların yaşam döngüleri olduğu gibi ilişkilerinde yaşam döngüleri vardır.
Çift- evli olmaktan ‘aile’ olmaya geçiş, aile yaşam döngüsünde önemli bir evredir. Çiftin, çocuk sahibi olarak aile olmaya geçişi, aynı zamanda onların ‘evlilik ilişkileri ile nasıl ilişki’ kurduklarına bağlı olarak şekillenir. Çocuk sahibi olmaya karar vermek ilişkinin, bireysel olarak nasıl yaşandığı-algılandığı ile ilintilidir. Hamileliğin bilinçli olması yada olmaması, doğacak çocuğa ve eşe ilişki içinde nasıl bir rol biçildiği, daha sonraki ilişki-aile krizlerinde önemli bir yer tutar. Çocuğun doğumu ile birlikte, ilişkiyi şekillendirme çabalarımız (artık çocuklu bir kadın/adamsın bazı şeylere daha fazla dikkat etmen gerekir, sorumlulukların arttı !), kendi aile sistemlerimizden evlilik içine taşıdığımız bireysel inanç sitemlerimiz (bizim evde böyle gördük, bu çocuk şu şekilde yetiştirilecek!), çekirdek aile dışında kalan aile büyüklerinin çocuk yetiştirme üzerinden aileye müdahil oluşları (anne-babanın kazandırmaya çalıştıkları ile açıktan çelişen tutumlar ve müdahaleler) aile olmanın ilk kriz noktalarıdır. Küçük insanın maddi ve duygusal ihtiyaçlarının karşılanması ve bakımı konusunda sıklıkla güçlük yaşanabilir.
Anne-baba kavgaları çeşitli nedenlerle olabilir. Çocuğa dair sorumluluklar, çocuk yetiştirme tutumlarındaki zıt tutumlar, çift ilişkisindeki sorunlar, bu sorunlara bağlı olarak gelişen, alkol kullanımı, kumar oynama, işkolik oluş,ekonomik zorluklar, bir başka ilişkiye yönelme gibi problemler, çekirdek aileye müdahil olan diğer aile büyükleri (kayınvalide-kayınpeder, görümce vd.), ilişki içinde bireyselleşme ve nefes alma noktalarının bulunmayışı, aşırı kıskançlık ve sahiplenme gibi bir çok neden kavgaya yol açabilir.
Bu kavgalar sırasında kimi zaman duygusal iklim fazla ağırlaşır, sözlü yada fiziksel şiddet olabilir. Ebeveynler çocukları bir koalisyon edinmek için kavgaya taraf yada hakem kılmaya çalışabilir. Birbirlerinin kişiliğine yönelik ağır hakaretler edilebilir. Bazen bu tartışmalar geçici ayrılıklara yol açabilir ve taraflardan biri evi terk edebilir.
Anne-baba kavgası sırasında çocuklar hangi duyguları yaşar? Bu duygular, korku, kaygı, çaresizlik, öfke olabilir. Fiziksel düzeyde artmış ses tonu ve gerilimli bir atmosferde, bu havayı teneffüs eden çocuğun ilk duygusu korkmak olacaktır. Anne-babasının anlayamadığı nedenlerden dolayı birbirleriyle kavga ediyor olmaları nedeni ile kendisinin yada ebeveynlerinin zarar göreceğinden korkar çocuk. Kavga sırasında kulaklarını tıkar, bağırabilir, yatakta ise yorganın altına büzülüp ağlayabilir. Ya da sesini duyurabiliyorsa, korktuğunu ve kavga etmemelerini söyleyebilir.